Artık arabaların arka camında "Huzur İslam’da" yazmıyor
Yola çıkarken iddia büyüktü, vaatler kesindi.
Haramdan uzak durulacak, israfa bulaşılmayacak, adalet eğilip bükülmeyecekti.
Biz gelince dünya değişecek, liyakat ve ehliyet rehberimiz olacaktı.
Zenginlik kutsanmayacak, saraylar övünç olmayacak, makam araçları güç göstergesi sayılmayacaktı.
Hak herkes için eşit olacak, kul hakkı bir stratejiye dönüşmeyecekti.
Hedef sadece siyasi başarı değil, ahlaki bir yükselişti.
Ama sınav ağır geldi, duruşumuz çöktü.
Onlar gibi olmayacaktık; onlar güç için ilkeyi, menfaat için adaleti ezerdi.
Oysa bugün, haram başkasında günah, bizde strateji oldu.
İsraf başkasında suç, bizde prestij ve statüye dönüştü.
Liyakat ve ehliyet, koltuk uğruna bir kenara atıldı.
Hak ve adalet, akraba, yandaş ve yakın çevreye kurban edildi.
Eskiden eleştirdiğimiz laik bürokrasi, şimdi bizden daha temiz, daha hesap verebilirdi.
Onlar bürokrasiye ihanet ettiğinde öfkeliydik; biz, aynı ihanetin baş mimarları olduk.
Arabaların arka camında "Huzur İslam’dadır" yazmıyor artık.
Mütevazı araçların, saf niyetlerin yerini lüks cipler aldı.
Camda iman yok, kaputta marka prestiji var.
Secde izlerinin yerine saatler, çantalar, prestijli mekanlar geldi.
Sadelik eziklik, tevazu zayıflık sayıldı.
Başörtüsü direnişin simgesi değil, podyumların ve sosyal medyanın aksesuarı oldu.
Mahremiyet teşhir nesnesine dönüştü, manevi derinlik maddiyatın gölgesinde boğuldu.
Toplum sahtekarlığı gördü, gençler uzaklaştı.
Deizm ve inançsızlık, Tanrı’ya değil; Tanrı adına güç, prestij ve statü peşinde koşanlara duyulan öfkenin sessiz çığlığı oldu.
Artık hiçbir öğüt, hiçbir vaaz, hiçbir slogan onları geri getirmiyor.
İsimler değişti, sloganlar dindar; ama yöntem, hırs ve yozlaşma aynı kaldı.
Eleştirdiğine dönüşmek, tarihin gördüğü en trajik mağlubiyet.
Geriye dönüp bakınca, “Bizden zalimi yokmuş” dedirten örnekler bıraktık.
Halkın güvenini, ahlakı ve vicdanı hiçe saydık.
Siyaset tek başına yarayı iyileştiremez; liyakat, ehliyet, hak ve adalet olmadan hiçbir güven sağlanamaz.
Bugün gelinen nokta şudur:
Eski laik dönemin sert kuralları ve hesap verebilirliği şimdi bizde yok.
Ama onlar bile bizden daha dürüst ve adildi.
İddia büyüktü, ama iddiaya sadık kalacak cesareti gösteremedik.
Toplumun yarası, ancak bireylerin ve kurumların özeleştirisiyle, davranışların yeniden inşasıyla kapanabilir.
Siyaset tek başına hiçbir yara iyileştiremez.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- AlpDemir
Çok haklısınız. Ancak bizim bu sınava ihtiyacımız vardı. Olması gerekiyordu oldu. Birinci ve en büyük etabı Atatürk kat etmişti. Ömrü vefa etmemişti. Şimdi tarih bize onun bıraktığı yerden iyi bir sille vuruyor. Bu silleyi hak ettik. Dinden geçinenler için, onlar iğrençtirler demişti Atatürk. Bu gün onun ne demek istediğini yaşayarak öğreniyoruz. “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” Atatürk'e dönmekten başka çıkar hiç bir yolumuz yoktur. Bunu bir milyar kere söylemek gerekiyorsa da üşenmeyip söyleyeceğiz.
