Köşe Yazısı

Madrid’de Kalanlar Da Olur, Muhsin Yazıcıoğlu

Hasan İpek
Hasan İpek
2 dk Sesli Dinle 0

Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasete bıraktığı en ağır cümlelerden biri şuydu.
Herkes menziline dönmez.
Madrid’de kalanlar da olur.
Bu söz, basit bir sitem değildi.
Bir yol ayrımının tarifiydi.
Bir ahlak terazisiydi.
Bir karakter testiydi.
1995 seçimlerinde BBP, ANAP listelerinden Meclis’e girdi.
Bu bir amaç değildi.
Bir araçtı.
Barajı aşmak için binilen bir gemiydi.
Gemi limana yanaştı.
Yani seçim bitti.
Beklenen şuydu.
Herkes kendi ocağına dönecekti.
Menziline.
Muhsin Yazıcıoğlu döndü.
Yanındaki birçok isim döndü.
Ama Kahramanmaraş milletvekili Esat Bütün dönmedi.
İşte o an Yazıcıoğlu o meşhur cümleyi kurdu.
Madrid’de kalanlar da olur.
Bu söz kimseye hakaret değildi.
İsim de vermiyordu.
Ama herkes kimin kastedildiğini biliyordu.
Esat Bütün cevap veremedi.
Veremezdi.
Aralarındaki hukuk eskiydi.
Sert çıkış yapsa vicdanı kaybedecekti.
Sessiz kalsa sözün ağırlığını kabul etmiş olacaktı.
Sessiz kaldı.
O sessizlik, Madrid cümlesinin altına atılmış imza gibiydi.
Yazıcıoğlu şunu söylüyordu aslında.
Yola herkes çıkar.
Ama yol bitince herkes ait olduğu yere dönmez.
Bazıları gücün merkezinde kalmayı seçer.
Bazıları davasına döner.
Madrid burada bir şehir değildi.
Yeni düzenin merkeziydi.
İktidarın sunduğu konfordu.
Şatafattı.
Güçtü.
Menzil ise kimlikti.
Asıldı.
Aidiyetti.
O gün Madrid’de kalanlar büyük partilerin içinde eridi.
Ne gittikleri yerin sahibi oldular.
Ne geldikleri yerin hatırasında temiz kaldılar.
Muhsin Yazıcıoğlu küçük kaldı.
Yalnız kaldı.
Ama çizgi oldu.
Bugün hâlâ onun sözleri konuşuluyor.
Madrid’de kalanların adı bile hatırlanmıyor.
Bu hikâye sadece 1995’in hikâyesi değil.
Bugün Türkiye siyasetinde geçişkenlik olağan hale geldi.
Bir partiden seçilip diğerine geçenler.
İttifakla girip güç merkezine eklemlenenler.
Her şeyi “hizmet” diye anlatanlar.
Eskiden Madrid’de kalmak etik tartışmaydı.
Bugün kariyer planı.
Eskiden seçmen sorardı.
Ben buna oy verirken kimi gönderdim.
Bugün bakılan şey başka.
Hangi blok kazanıyor.
Madrid artık bir şehir değil.
Bir sektör.
Ama değişmeyen bir gerçek var.
Madrid misafir eder.
Ev sahibi yapmaz.
Bugün güce yanaşanların çoğu bir sonraki seçimde liste dışı kalıyor.
Büyük yapıların içinde kayboluyor.
İz bırakmadan siliniyor.
Yazıcıoğlu bunu yıllar önce görmüştü.
Onun dünyasında siyaset koltuk meselesi değildi.
Şahsiyet meselesiydi.
Gül Medeniyeti dediği şey tam da buydu.
Kırmadan yürümek.
Kimliği satmadan ilerlemek.
Güce benzememek.
Madrid’de kalanlar sadece parti değiştirmedi.
O zarif hayalden de koptular.
Yazıcıoğlu beddua etmedi.
Ama en ağır cümleyi kurdu.
Aslından kopan, hiçbir yerde tam olamaz.
Bugün her transfer, her saf değiştirme aynı soruyu soruyor.
Pusulanız menzili mi gösteriyor.
Madrid’i mi.
Çünkü tarih şunu yazıyor.
Saray kapılarında bekleyenleri değil.
Davasının eşiğinde nöbet tutanları.
Muhsin Yazıcıoğlu menziline döndü.
Ve bize bir harita bıraktı.
O haritada Madrid bir duraktır.
Ama vatan, her zaman asıl olduğumuz yerdir.
HASAN İPEK.

Bu Yazıyı Paylaş