Köşe Yazısı

Dr. Muzaffer Kılıç: Ben Türk Milliyetçisiyim diyenlerin dikkatine

Misafir Kalem
Misafir Kalem
8 dk Sesli Dinle 1

Türk milliyetçiliği fikri bir aydınlanma, çağdaşlaşma, Türkleşme, demokratikleşme, özgürleşme, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi ve özüne dönme hareketi olarak başladı.  Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Bizi dünyadaki milliyetçilerden ayıran en önemli özellik budur.
Geldiğimiz nokta ise siyasallaşan, biraz ümmetleşen, soğuk savaş dönemi komünist karşıtlığına evirilen, şehrin kenar kabadayılığına soyunan, dünyayı okumaktan uzaklaşan, militarist güvenlik doktrinine dönüşen, yönetmeyi değil, otopark ve çay bahçesi peşinde koşan bir fikir hareketine dönüşerek ortaya çıkış değerlerini terk etti.
Türk milliyetçiliğinin galiba en büyük problemi sivilleşememiş olmak… Sivilleşmekten kasıt, yönetim ve etkileşim biçiminin, emir-komuta kalıpları içinde kalması yerine, ferdin iradesine imkân tanıyan bir kimliğe bürünmesi…
Soğuk Savaş''tan kalma alışkanlıklarla yürüyen milliyetçilik bu şekilde de ''eleman'' bulur ama adı üzerinde ancak ''eleman'' bulur…
''İtaat kültürü''nün ''bilgi''yi, ''tabular''ın ''özgür düşünce''yi, ''sözde disiplin''in ''beşeri yaratıcılığı'' kovaladığı bir düzende ''ilerleme'', ''katma değer üretme'', "yönetme" ve ''hedef tutturma'' gibi kavramlar ancak ''kapalı devre fantezi'' olarak kalır…
*
Milliyetçiler olarak çağı okumakta zorlanıyoruz… Bir kısmımız ise böyle bir okuma ihtiyacı bile hissetmiyor… Yerel ama mutlu kalmak, mümkünse diğer milliyetçiye baskın gelmek küçük dünyamıza renk katıyor!.. Oysa ülke değişiyor, dünya değişiyor… İletişim teknolojisi, özellikle internet dünyayı iyice küçültüp mesafeleri yok derecesine indirirken, bunun millî varlıklara vereceği zararı veya kârı, bilgiye, iyiliğe veya kötülüğe ulaşma ve yayma hızının sosyolojik etkilerini hesaplamak gerekiyor…
Klâsik klişeler birer birer sökülüyor artık… Direnen küçük azınlıklar ise İkinci Dünya Savaşı''nın bittiğinden habersiz bir şekilde ormanlarda yıllarca saklanan Japon askerlerinden farksızlaşıyor…
Savaşlar bitmedi elbette ama şekil değiştiriyor… ''Değişen''in ne olduğunu anlamayanlar ise yeni dönemlere doğrudan ''mağlup'' başlıyor… Onlar yeni dönemlere uyum sağlayana, daha doğrusu olan biteni anlayana kadar rakipler mesafe kat ediyor…
*
Bilginin, eleştiri kültürünün, özgür düşüncenin bu kadar kıymetlendiği bir çağda, düşmanı görünce alarm durumuna geçen milliyetçilik, o kutsal toprağı söküp alan erozyon veya zehirlenme karşısında neden sessiz kalır meselâ? Neden bir tek ''çevreci milliyetçi'' kuruluş yoktur? Arıtmasız atık sularıyla nehirlerimizi kirleten ''sağcı patron''un civarında mı ''milliyetçi''ye daha çok rastlarız yoksa çevre için direnenlerin önünde mi? Vicdanlarımızı kanatsa da bu soru yerinde bir sorudur…
''Şablon milliyetçilik'' ülkenin ve dünyanın şartlarına bağlı olarak zaman zaman canlanıp muharebeler kazansa da nihaî savaşları kazanamaz… İnsanların öncelikleri, alışkanlıkları, gelen bilgiyi denetleme hızları değişirken, Soğuk Savaş bakiyesi tekniklerle bu süreçler yönetilemez…
Aklı ve bireye saygıyı yok sayanlar, iradelerini ''tartışılmazlar''la ve ''taassup''la bastırmaya çalışanlar sadece bastırdıklarını zannederler… Oysa gerçek önlenemez biçimde yatağını arayan ırmak gibi bambaşka akar… O yüzden milliyetçilik ''köyün duvarlarıyla çevrili bir dünyada hatıra ortaklığı''nın ötesine geçmek mecburiyetinde…
*
Sivilleşememiş bir milliyetçilik daima ''güvenlik doktrinin bir parçası'' olarak kalmaya mahkûmdur… Aklının yerine kaslarına ve cesaretine ihtiyaç duyulan bir milliyetçilik, ''yönetmeye talip olan'' değil, muktedirler tarafından hep bir ''ihtiyat akçesi'' olarak görülüyor ve istismar ediliyor… İşi bitince de ''ait olduğu yer''e hapsediliyor… Milliyetçilik, ''millî devlet''in neden hep ''nöbetçi çavuş''udur da ''yöneten iradesi'' olmaz/olamaz? Biçilmiş misyonu oraya kadar mıdır?
Yıllarca askerî terminoloji egemen oldu milliyetçilerin dünyasına: Cephede tâlim olmaz!.. Emir mütalaa olmaz!.. Hadi bir envanter çıkaralım, düşünceyi ve eleştiriyi ''kovalanası şeytan''a çeviren bu anlayıştan sonra elde kalan varlık nedir?
Bu çağda artık bu anlayışların hayat alanları daralmaktadır ve onun için bütün takıntıları aşarak sivil ve yeni milliyetçiliği tartışmalıyız… Milliyetçilik geçen yüzyılın başında Türk milletinin ''tutunma ideolojisi''ydi… Sonra ''ilerleme ve kalkınma ideolojisi'' olmalıyken bugün gelinen noktada ihtiyaç duyulduğunda hizmet veren ''mobil ideoloji'' durumunda!..
Sürdürülebilir bir şey değil bu… ''Konjonktüre göre sisteme eklemlenen'' değil, ''sistemi milliyetçiliğe göre şekillendiren'' bir itiraz kaydı düşmek şart…
Geldiğimiz noktayı söyleyeyim. Attığımız Tanrı Dağı sloganlarının içinden kandil dağı çıktı. Yancılıktan kalan zamanımızda da klavye başında vatan elden gidiyor mastürbasyonu yapıyoruz.
Bir fikir hareketini besleyen bilim insanları ve sanatçıları yoksa amip gibi bölünmeye başlayarak kutuplaşır ve birbirini yok etmeye başlar.
*
Yıllardır yazdığım şimdi tekrar hatırlatmak istediğim bir yazımı  paylaşmak istiyorum..
TÜRKÇÜ DEVRİMİNİN AYAK SESLERİ
Aldatılan, oyalanan, genetiği ile oynanılan, milli ve manevi duyguları törpülenip ülküsü ve heyecanı yok edilen, asıl mecrasından saptırılarak atıl bırakılan ve Balgat trafosunda toplanan tüm enerjisi, gizlice döşenen yer altı kablosuyla AKSARAY’A aktarılan Türk Milliyetçilerine  son bir kez olsun seslenişimdir!
BİZLER 80 ÖNCESİ ÜLKÜCÜLÜĞÜ ŞU ŞEKİLDE ÖĞRENDİK VE YAŞADIK.
Ülkücü tapınak şövalyeyeliği yapıyorsa ülkücü değildir.
Ülkücü kurşun askerse ülkücü değildir.
Ülkücü, inançta ve siyasette putperestse ülkücü değildir.
Ülkücü, zulme başkaldırmıyor biat ediyorsa ülkücü değildir.
Ülkücü, bilgiye, bilime, ahlaka, adalete, özgürlüğe ve sevgiye iman etmiyorsa ülkücü değildir.
BİZLERE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ NASIL ÖĞRETİLMİŞTİ?
Bizlere milliyetçilik, milleti sevmek ve yükseltmek ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, milleti ayırmaksızın kucaklamak ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, halkın sorunlarını kendi sorunu kabul edip çözme üretme ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, ahlakı, adaleti ve hukukun üstünlüğünü yükseltmek ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, demokrasi kültürünü yükseltmek ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, bilgi ve bilimin yolu ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, milletin bağımsızlığını, insanımızın özgürlüğünü yükseltmek ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, İmam Maturidi, Ahmet Yesevi, Farabi, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, dünyanın neresinde bir Türk varsa onun derdi ve sevincine ortak olma ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, Turan ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, asaletli, erdemli, onurlu, çalışkan, bilgili, çağdaş ve karakterli insan olma ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik ormanları, meraları ve tarım alanlarını, doğayı, çevreyi koruma ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik denizleri, gölleri, akarsuları ve bütün su kaynaklarını koruma ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik, biat etmeyen, yanlışlık nereden gelirse gelsin yanlışların karşısında dik duran eğilmeyenlerin ülküsü olarak öğretildi.
Bizlere milliyetçilik kadınların eğitimli, özgür ve erkeğinin yanında bir çok yerde de önünde, her konuda eşit olması, eşini seçme hakkı kadının hakkı  olduğu ülküsü olarak öğretildi.
Ülkücülük mükemmel insan projesidir.
ÜLKÜCÜ, aklını kullanan insandır.
ÜLKÜCÜ, rehberi bilgi ve bilim olan insandır.
ÜLKÜCÜ, medeni, bilgili, saygılı, hoşgörülü, aşk, gönül, ilim, irfan, iman, adap, edep, haya, tevazu, bâsiret, müsamaha, zekâ, cesâret, metânet, tahammül, ümit ve heyecan insanıdır.
ÜLKÜCÜ, inanç öğretisinde Hanefi, Maturidi, Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Farabi ve Pir Sultan Abdal çizgisinden giden insandır.
ÜLKÜCÜ, her zaman, her yerde ve her şeyde sanat ve estetiği arayan insandır.
ÜLKÜCÜ, Türklük şuurunu kendisine hayat felsefesi edinen insandır.
ÜLKÜCÜ, yaptığı her işte Allah rızâsını gözeten bir iman âbidesi bir insandır.
ÜLKÜCÜ, ahlak, adalet, hukuk, laiklik, demokrasi, insan hakları ve özgürlük değerlerinin savunucusu ve savaşçısı insandır.
ÜLKÜCÜ, her türlü emperyalizme karşı savaşan insandır.
ÜLKÜCÜ, dünyanın neresinde bir Türk yaşarsa onun derdiyle dertlenip, sevinciyle sevinen insandır.
ÜLKÜCÜ, “Büyük Turan” idealine inanan, uluslararsı ilişkilerini bu ülkü doğrultusunda düzenleyen insandır.
ÜLKÜCÜ, devletine ölümüne bağlı, ancak hayat felsefesini yansıtmayan insanı ezen ve sömüren düzene karşı bir insandır.
ÜLKÜCÜ, haksızlığa, uğursuzluğa ve zulme boyun eğmeyen insandır.
ÜLKÜCÜ, zalimlerin düşmanı, mazlumların dostu bir insandır.
ÜLKÜCÜ, boyun eğmeyi zûl sayan, dik durmayı hayat felsefesi haline getiren insandır.
ÜLKÜCÜ, okuyan, araştıran, inceleyen, sorgulayan, itiraz eden ve analitik düşünen insandır.
ÜLKÜCÜ, günlük siyasetin içinde boğulmayan, gelecek yıllara yön verebilecek stratejik akla sahip insandır.
ÜLKÜCÜ, ülküdaşı için ölümü göze alan, ahde vefayı hayat tarzı haline getiren insandır.
ÜLKÜCÜ, “sen ben yok, biz varız” düsturuyla hareket eden, fitne, fesat ve hizipçilikten uzak duran insandır.
ÜLKÜCÜ, korkaklardan ve korkaklığın her türlüsünden uzak duran cesur insandır.
ÜLKÜCÜ, nemelâzımcı değildir, vatanının, milletinin ve devletinin her türlü meselesini kendi meselesi sayan insandır.
ÜLKÜCÜ, mesleğinde en iyisi ve en ahlaklı olmayı hedefleyen, ancak makam ve mevki sahibi olduğu zaman milletini insanını ezmeyen insandır.
ÜLKÜCÜ, anne, baba ve aile büyüklerine saygılı, her fırsatta onların gönlünü alan, hizmetine koşan insandır.
ÜLKÜCÜ, eşini Cenab-ı Allah’ın bir emaneti olarak gören, sâdık bir eş, müşfik bir aile reisi ve anne olan insandır.
ÜLKÜCÜ, çocuklarına en iyi sahip çıkan, onları hayırlı evlatlar olarak Türk milletinin hizmetine sunan insandır.
ÜLKÜCÜ, öğrenmekten bıkmayan, öğrenmek için sürekli okuyan, araştıran kişidir.
ÜLKÜCÜ, zamanın kavramlarına ideolojisine uygun yaklaşımlar gösterebilen, kendini devamlı yenileyebilen, ürettiği proje ve yaklaşımlarını ülküdaşlarıyla paylaşarak stratejik akıl oluşturan insandır.
ÜLKÜCÜ, gündemin gerisinde kalmak yerine, gündem oluşturabilen insandır.
ÜLKÜCÜ, Türkçe konuşan, Türkçe düşünen, Türkçe yazan, Türkçe bilim yapan, Türklük için çalışan, Haksızlık ve zülüm karşısında dik duran, Atsız okuyan, Kımız içen özgür olan, güzele aşık olan, Türkçe seven, Türkle sevişen, Türkle evlenen, Türk gibi yaşayan, Türkçü olan, Ümidi Türkçe olan. rüyalarını Türkçe gören, hayallerini de Türkçe yaşayan, TÜRK OLAN herkes ÜLKÜCÜDÜR...
Kısacası; ülkücü örnek kişiliği ile insanlara ve insanlığa örnek olan, onlara doğru liderlik yapabilen ve  Türk'ün tutsaklığa baş eğmeyen ruhunu harekete geçirerek, Türk’ün kutlu direnişine öncülük eden, Türkün yeniden Ergenekon’dan çıkışında Yol Başçısı Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk’ün yolu yolumuzdur diyen bir kişidir.
BÜTÜN BU DEĞERLERE SAHİP KİŞİLEREDE BU GÜNKÜ ADIYLA TÜRKÇÜ DİYORUZ.
NE Mİ İSTİYORUZ? CUMHURİYETİMİZİN 100 YILINDA TÜRK DEVLETİ TARİHİNİN EN ZOR DÖNEMİNİ YAŞAMAKTADIR. GELDİĞİMİZ BU DURUM KARŞISINDA ÜLKÜCÜLER, TÜRK MİLLİYETÇİLERİ, TÜRKÇÜLER, ATATÜRKÇÜLER VE VATANSEVERLER BİR ARAYA GELMEK ZORUNDADIRLAR.
BUGÜN BİRLİK OLMA GÜNÜDÜR.
100 yıl sonra Osmanlıcılık ile siyasal İslamcılık ideolojilerini diriltme heveslileri; rejimi saray istibdadına dönüştürmek, etnik ve dinî/mezhebî ayrımları sistemin esası kılmak çabasındadırlar.
Cumhuriyetimizin 100. yılında, “milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan” anayasa yapmaktan söz edenlerin ‘’Milletin birliği ve egemenliğine’’ kastettikleri açıktır.
Yüz yıl önce kan ve ateş çemberinden geçerek, yüz binlerce şehit vererek destansı bir mücadeleyle vatanımızı kurtardık ve kayıtsız şartsız Türk Milleti’nin birliğine ve hâkimiyetine dayanan Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk. Yine aynı inanç ve ruhla 100 yıl sonra Türklük düşmanlarına karşı bir araya gelmek zorundayız.
Bizler Türk milliyetçileri; 20. yüzyılı kaçırdık dünyayı takip edemedik, 21 yüzyılı kaçırmayalım.
Kısaca özetlersek dünya nano teknoloji, kuark ve hadronlarla uğraşıyor.
Kuantum çağını yaşayamazsak bizi yaşatmazlar.
Bana göre milliyetçilik kuantum çağını Türklükle buluşturmaktır.
Ya ikinci Endülüs ya da ikinci Ergenekon olma çizgisindeyiz.
Bu gün geldiğimiz nokta itibarıyla şu acı gerçeğide belirtmek zorundayım. Fikrimizde samimi olsaydık, birbirimizi sevseydik, benliklerimizi yok edebilseydik ve inansaydık bir araya gelirdik.
Bugün biz iktidardık

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Alp Demir

    Okurken titredim, ellerinize sağlık. Her harfinin altına imzamı atıyorum ve tekrar ediyorum. Çok az Türk görüyorum. Üstleri bir perde ile bir sis ile örtülmüş sanki. Ya da ilaçla uyutulmuş hastalar gibiler. Bütün bunlar körle yatıp, şaşı kalkmaktan oldu. Körle yatmayacaklardı. Türkün Türkten başka dayanağı yoktur. Ve isteyen istediğini söylesin Türk soyluların bir araya gelmesi şarttır. Bu uyanış siyaset arenasından önce sivil alanda olacak, sivil alanı büyütmek gerekiyor. Bu sivil alan siyaseti değiştirecek, siyaseti zorlayacak, siyaseti hizaya getirecek. İktidar olamamızın siyasal sorumlusu MHP ve MHP zihniyetidir. Uçağa binmekten korkan bir adam elbet devlet başkanı olamazdı. Defalarca fırsat çıktı hepsini teptiler. MHP Türk Milliyetçiliğinin iktidarının önündeki en büyük engeldi. Ama artık o iş bitti. Şimdi MHP'den ayrılıp parti kuranlar, artık MHP zihniyetinden kurtulmalıdırlar. Öze dönmekten başka çıkar yol yoktur ve elbet birleşmekten. Gücümüzün farkına varalım artık.

Bu Yazıyı Paylaş