Köşe Yazısı

Edebiyatta Bitmeyen Tartışma: Sanat Kimin İçin?

Ahmet Faruk Balak
Ahmet Faruk Balak
3 dk Sesli Dinle 0

Edebiyat başta olmak üzere sanatın birçok alanında yıllardır süregelen ve objektif bir cevabı asla olmayan bir soru vardır: Sanat kimin içindir? Bu yazıda meseleyi edebî bir çerçevede, kendi penceremden değerlendireceğim. Bunun için “sanat” ve “toplum” kavramlarını ayrı ayrı ele almak daha doğru olacaktır.

Sanat; insanların duygu, düşünce, gözlem ve yeteneklerini estetik bir anlayışla, yaratıcılık unsurunu da ekleyerek eserlerinde ifade etmesidir. Resim, edebiyat, tiyatro, sinema ve seramik gibi pek çok dalı vardır. Toplum ise sanatçı ve eseri için olmazsa olmaz bir unsurdur. Sanatçının yaşadığı toplumda var olan normlar, coğrafi koşullar, siyasî ve kültürel yapı; ister istemez eserlerine yansır.

Sanat Toplum İçindir Diyenler

Özellikle edebiyat dünyasında “toplum için sanat mı, sanat için sanat mı?” sorusu uzun yıllar boyunca tartışılmıştır. Türk edebiyatında Tanzimat’ın birinci dönem sanatçıları (Namık Kemal, Ziya Paşa), Millî Edebiyat dönemi, Beş Hececiler ve toplumcu gerçekçiler olarak anılan Nâzım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi önemli isimler bu görüşü savunmuştur.

Uluslararası alanda da “toplum için sanat” anlayışını benimseyen sanatçılar, toplumun çirkinliklerini ve olumsuzluklarını natüralizm (doğalcılık) felsefesiyle eserlerine yansıtmayı amaçlamışlardır. Bertolt Brecht gibi isimler, sanatçıyı toplumun sesi ve temsilcisi olarak görmüş; bu nedenle toplumsal meselelere fazlasıyla duyarlı olmuşlardır. Ülkemizde de sanatçılar adaletsizlik, hukuksuzluk ve eşitsizlik gibi temel aksaklıkları romanlarına, hikâyelerine ve sahneledikleri oyunlara yansıtarak zaman zaman siyasî bir duruş sergilemiş, toplumun temsilcisi olmayı bir sorumluluk kabul etmişlerdir.

Sanat Sanat İçindir Anlayışını Benimseyenler

Türk edebiyatında İkinci Tanzimat dönemiyle birlikte Recaizade Mahmut Ekrem, Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti toplulukları bu anlayışı benimsemiştir. Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Halit Ziya Uşaklıgil ve Cenap Şahabettin bu görüşün önemli temsilcilerindendir. Ayrıca Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal Beyatlı da estetik merkezli bu anlayışa yakın durmuştur.

Bu yaklaşımda toplumsal kaygıdan ziyade biçim ve estetik ön plandadır. Sanat, bireye ait özel bir zevk olarak görülür. Ahmet Haşim’in “Sanat şahsî ve muhteremdir” sözü bu düşünceyi en net biçimde özetler. Bu anlayışı benimseyenler, siyasî ve toplumsal olaylara mesafeli durarak sanatı bireysel bir alan olarak konumlandırmışlardır.

Dünya edebiyatında parnasizm ve sembolizm gibi akımlar da benzer bir anlayışın ürünüdür. Parnasizmin temsilcileri, toplumsal konulara sırt çevirerek sanatın biçimsel yönünü öne çıkarmış; bu durum Tevfik Fikret, Halit Ziya ve Cenap Şahabettin gibi isimleri de etkilemiştir. Bu sanatçılar, eserlerinde toplumcu yazarlara kıyasla daha ağır ve Fransızca etkili bir dil kullanmış, “Toplum anlamasa da olur, biz anlayalım yeter” anlayışıyla hareket etmişlerdir.

Son Söz

Tüm bunların ışığında bu derin meseleye bakış açım nettir: Sanat hem sanat için hem de toplum için olmalıdır. Edebî eser oluşturulurken estetik ve biçime önem verilebilir; ancak sanatçı, eserinde toplumdan tamamen kopuk ve yalnızca bireysel bir tutum sergileyip topluma sırtını dönerse bu kabul edilebilir değildir.

Özellikle dil konusunda taviz verilmemeli, anlaşılır bir dil kullanmaya özen gösterilmelidir. Sanatçı, eserlerinde doğrudan siyasî görüşünü yansıtmak yerine kişileri değil, genel durumları eleştirmelidir. Bu denge sağlandığı sürece hem sanatçı hem de eseri kitlelere daha kolay ulaşır. Aksi takdirde sanatçı, özgünlüğü ve kalıcılığı yakalayamaz.

Bu Yazıyı Paylaş