Hakkı Öznur: 3 Mayıs Türkçülerin bayraklaşan milli direniş hareketidir!
Ülkücü Hareket’in tarihini yazan, Ülkücü Hareket’in kanaat önderlerinden, araştırmacı- yazar Hakkı Öznur, 3 Mayıs 1944’ün 82. yıl dönümünde yazılı bir açıklama yayımladı. Öznur yazısında "Ülkücüler 3 Mayıs ruhuyla 82 yıl sonra yine “tek adam, tek parti, tek ses” rejimine karşı milliyetçi şahlanışı, ülkücü duruşu gösterecektir" ifadelerini kullandı.
NE “DİKTALARA” NE “DİKTATÖRLERE” BOYUN EĞDİK! HER ZAMAN “ADALET VE DEMOKRASİ” DEDİK
Her yıl 3 Mayıs, Türkçülük Günü olarak büyük bir heyecan ve coşkuyla kutlanmaktadır. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğini ve Türkçülüğü simgeleyen önemli bir gündür.
Türkçüler Günü'nün ortaya çıkışı, Nihal Atsız-Sabahattin Ali Davasının 3 Mayıs 1944'teki duruşmasının ardından oluşmuştur.
3 Mayıs 1944 Ankara Nümayişi'nin ilk yıl dönümünde, 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane'de Askeri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Türkçüler tarafından örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anıldı
Türkçülük Günü, Türkçüler Günü, Milliyetçiler Bayramı, olarak adlandırılan 3 Mayıs Türkçülük günü ilk defa Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkum tarafından çay içilmesi ve sohbet edilmes suretiyle kutlanmıştır. Takip eden yıllarda ve özellikle 1947 sonrasında bu gün tüm Türk milliyetçilerinin gelenek olarak her yıl kutladığı bir güne dönüşmüştür.
3 Mayıs Türkçülük Günü olarak her yıl kutlanan Türk ve Türklük, Türkçülük düşünce yapısının artık düşünce ve hayalden öte bir var oluş, haykırış ve birlikte hareket etme günüdür.
Atsız’ın başyazar olduğu Orkun dergisinin 4 Mayıs 1951 tarihli 31. sayısının kapağındaki isimsiz yazının başlığında “Bayramınız Kutlu Olsun” yazmaktadır. Yazıdan kısa bir bölüm:
“3 Mayıs günü birkaç yıldan beri Türkçüler arasında hususi surette bir Türkçülük Bayramı olarak kutlanmaya başlamıştır. Bu kutlama daima sessiz ve mütevazi olmuştur.”

“Orkun bu geleneğin (…) her yıl kuvvetlenerek ve genişleyerek Türkçüler arasında gittikçe kök salmasını temenni etmektedir.”
“3 Mayıs’ın Türkçülük Bayramı sayılması hiçbir teşekkülün kararına dayanmıyor.”
“3 Mayıs’ın Türkçülere bayram günü seçilmesi ilk bakışta belki garipsenir. Çünkü o günün akşamında meydan zulüm ve entrika kuvvetlerine kalmıştı. Türkçü gençler hürriyetinden mahrum edilmiş, dövülmüş ve sövülmüştü. Kin ve baskının, Türkçülüğe sövülmenin ve iftiranın, Türk’ün Türk’e düşman edilmesi gayretinin en karanlık günleri o gün ile başlar. Buna rağmen o günün matem günü değil bayram günü sayılmasının sırrı, o gün her şeye rağmen büyük zaferin, ‘gönüllerin birleşmesi’ zaferinin kazanılmasıdır.”
Atsız, 1962 yılında 3 Mayıs sebebiyle Orkun dergisine yazdığı bir yazıda şunları söylüyor:
(…) Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bayram diyemeyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük ıstırabımız o gün başlamıştır. Ona bir matem demek de kaabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerden gaafil bir çocuk topluluğu ile yürüyen Türkçülük, 3 Mayıs’ta gafletten ayrılmış, maskelerin arasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür. (…)
Atsız, Kürşad Dergisinin ,1964, tarihli 2. Sayısında 3 Mayıs ile ilgili şunları söylüyor:
“3 Mayıs 1944… 3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayıs’ında birden bire hareket oluverdi.
Ali Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Suavi’nin siyasî bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili (Sağlık Bakanı) olduğu zaman gayrî Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur, fiilî Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.
Türkçülükte ilk hareketi, 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.
Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs’a “Türkçüler Günü” deyip çıkıyoruz.
Hoşlanmayanlar onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. Biz 3 Mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. Türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.

Bu millî hareketin zaferinden korkan Türkçülük düşmanları, Türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu bağışlamayacak ve Türkçülerin günü olan 3 Mayıs, bir gün Türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.
TÜRKÇÜLER! Toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs’ı analım. Anlatalım ve Kürşad’ın hâtırasını yüceltelim…
Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhayı hürriyet,
Çalış, idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten! ”
Irkçılık Turancılık davasının sebeplerinden biri olarak kabul edilen 'Hüseyin Nihal Atsız ve Sabahattin Ali' davası kapsamında, 3 Mayıs 1944 tarihinde bir duruşma gerçekleştirilmiştir. Bu duruşmanın ardından, Ankara Nümayişini' her yıl anma amacıyla 3 Mayıs, Türkçülük Günü olarak belirlenmiştir.
Türkçülük Günü, Türkçüler Günü, Türkçüler Bayramı, olarak adlandırılan 3 kavramda 3 Mayısın ruhuna ve önemine uygundur Her 3 başlıkta kullanılabilir.
3 Mayıs 1944 yılında Türk milliyetçilerinin, Türkçülüğün şahikası, mistik önderi, Atsız Hoca önderliğinde, tek parti diktatörlüğüne, milli şef rejimine, meydan okuyuşunun 82. yıl dönümündeyiz.
Türkçülük ve Türk Milliyetçiliği hareketinde önemli günlerden ve dönüm noktalarından birisi de 3 MAYIS 1944 Türkçülük Olaylarıdır
3 Mayıs 1944 tutuklamaları, Türk milliyetçiliği tarihinin ibret verici dönüm noktalarından biridir.
Türkçülük Günü olarak tarihte yerini almış olan 3 Mayıs, Türkçülük tarihinin ve Türkçülük düşüncesinin anlaşılması için bir vesiledir.
3 Mayıs, tek parti diktatörlüğüne, istibdat rejimine, milli şef rejimine, despotizme, gayrimilli zihniyetlere, ideolojilere karşı milletin evlatları, milletin yiğitleri Türk milliyetçilerinin tarihe not düştüğü, destan yazdığı, milli bir gündür.
3 Mayıs milli şuurun ayaklanmasıdır. Atsızın önderliğindeki Türk milliyetçileri 81 yıl önce büyük bir zulme maruz kaldılar. Tek parti döneminin mahkemelerinde yargılandılar ve tabutluklarda işkence gördüler, zulümler gördüler
Parti devleti tarafından “Milli Şef” ilan edilen İsmet İnönü'nün tek parti ve tek şef sistemine karşı çıkan Türk milliyetçileri, “Irkçılık-Turancılık” suçlamasıyla tabutluklara konuldular, işkenceler gördüler.
CHP diktası, Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü savunan Türk milliyetçilerini, dış güçlere yaranmak için işkencelere tabii tutup, yargılamıştı.
82 yıl önce 23 Türk milliyetçisi; inanmışlığın, adanmışlığın ve kararlılığın en mümtaz örneklerini, dikta rejimine boyun eğmeyerek göstermiştir.
23 Türk milliyetçisi, Türk milliyetçiliği ülkülerinden dolayı nice iftira ve isnatlara maruz kalmışlardır.
20. yüzyılın Kürşat’ı Atsız Hoca, parti-devlet rejimine, tek parti diktatörlüğüne boyun eğmedi, dik durdu, tarih yazdı.
3 Mayıs 1944'te yakılan meşale, Ülkücü yolumuza ışık tutmaya devam ediyor.
3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin bayraklaşan hareketidir.
3 Mayıs, haktan, halktan ve hakikatten yana olanların, inançlı ve kararlı duruşudur.
3 Mayıs, zulme, muktedirlere başkaldırma kültürüdür.
3 Mayıs, Türk aydınlarının milli direnişinin ve şahlanışının sembolüdür.
3 Mayıs, CHP diktatörlüğüne karşı sivil ve demokratik başkaldırının adıdır.
3 Mayıs, zalimlere, zulmedenlere karşı milli bir demokratik tepkinin ortaya konduğu tarihi gündür.
3 Mayıs, kimlik karmaşası karşısında bir millet uyanışıdır.
Türkçülük bir fikir akımı olmakla beraber bir hayat tarzıdır.
Türkçülük bayrağını dalgalandırmak, her Türk’ün ilk ve milli vazifesidir.
ATSIZ Hoca’nın ifadesiyle, “3 Mayıs milli şuurun ayaklanmasıdır.
3 Mayıs 1944 bir dönüm günüdür. Türkçülerin ızdırabı ile yoğurulmuş ve tehlikeyi geriye atmış bir dönüm günü.”
Atsız hocanın yakarışına ses katarak diyoruz ki : 3 Mayıs ruhu ebediyen yaşasın!
3 Mayıs 1944, Türk milliyetçileri için tarihi öneme sahiptir.
Türkçülüğün şahikası Nihâl Atsız, 3 Mayıs 1944’ü “Türk tarihinin gidişi üzerinde son derece tesirli” saymıştır.
Alparslan Türkeş’in ifadesiyle “1944 yakın Türk tarihinin en kara günlerinden biridir.”
Başbuğ Türkeş, , bir konuşmasında şunları ifade etmiştir:
3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin, Türk milletinin varlık davasında çektikleri ıstırabın, elemin, gözyaşının ifadesidir.”
3 Mayıs, Türk milliyetçilerine yalan ve iftiralarda bulunanların kendi iftira ve yalanlarıyla boğulduğu gündür.
MİLLİ ŞUURUN, MİLLİ ŞAHLANIŞIN ŞAHİKALAŞTIĞI GÜN: “3 MAYIS”
3 Mayıs 1944’te Ankara sokaklarında binlerce milliyetçi genç, tek parti diktatörlüğüne meydan okumuştur. CHP diktatörlüğü, resmi tebliğ yayınlayarak 1944 yılında Türkçüleri, vatan hainliğiyle, hükümeti devirmeye teşebbüs ile suçluyordu.
Devrin gayrimilli şefi, 19 Mayıs 1944 günü radyodan yaptığı kara nutukta, husumet beslediği Türk milliyetçilerini, “cumhuriyet rejimini” yıkmakla itham ediyordu. Cumhuriyet sevdalısı Türk Milliyetçilerini, “milli birlik düşmanı” olarak nitelendiriyordu.
3 Mayıs 1944 tutuklamaları, Türk milliyetçiliği tarihinin ibret verici dönüm noktalarından biridir. Bu günün kökeni, 1944 yılına kadar uzanır. Bu tarihte Irkçılık-Turancılık davasıyla ilgili bazı gelişmeler yaşanmıştır.
7 Eylül 1944 tarihinde Tophane’deki 1 Numaralı Örfi İdare Mahkemesi’nde 23 Türk milliyetçisi, “gizli cemiyet kurmak, nizam düşmanlığı yapmak, hükümeti devirmeye teşebbüs etmek” gibi akıl ve izan dışı suçlamalardan yargılandılar.
Irkçılık-Turancılık Davası, 7 Eylül 1944'te başlamış ve 29 Mart 1945'e kadar devam etmiştir. Bu dava , Türk siyasetindeki 23 önemli ismin yargılandığı bir süreçtir. Toplamda 65 oturum süren bu dava sürecinde Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal gibi birçok önemli isim yargılanmıştır.
Dava, İstanbul 1 Numaralı Örfi İdare Mahkemesi’nde görüşülmeye başlanmıştır. 29 Mart 1945’e kadar 65 oturum halinde sürecek olan meşhur “Irkçılık-Turancılık” davası başlamıştır.
İddianameyi tek parti diktatörlüğünün askeri savcısı Kazım Alöç, Çankaya Köşkü’nde İsmet İnönü’nün başkanlığında bir heyet ile ortak hazırladı.
Türk milliyetçileri, Çankaya Köşkü’nde hazırlanan iddianame ile yargılandılar. Ancak, 31 Mart 1947 yılında gerçek hukukun temsilcileri, tek parti rejiminin iddianamesini çöpe atan “hükümet darbesi diye bir şey yoktur” diyerek adil ve adaletten yana “beraat” kararını vermiştir.
Askeri Yargıtay, büyük bir adalet misali vererek ve aynı zamanda milli şuurluluk göstererek, mahkemenin kararını bozmuş, dava dosyasını da 1 No’lu Mahkeme’den 2 No'lu Mahkeme’ye sevk etmişti. 2 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülen dava neticesinde bütün sanıklar beraat etmişlerdi.
Sanıkları tutuksuz yargılayan 2 no.lu Sıkıyönetim Mahkemesi kararını açıklar:
-“Sanıklar Suçsuzdur, Beraatlerine…”-
“3 Mayıs milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir.”
İşte sonuçta tüm sanıkların beraat ederek aklanacağı; fakat bu süre zarfında 1500 mumluk lambalar altında aydınlık zihinlerinin yakılmaya çalışıldığı çileli bir döneme girilmiştir. 3 Mayıs, böylesi karanlık ve menfur muamelelerle karşı karşıya kalsalar da Türk milliyetçileri için çok önemli bir gündür. O günün baş mimarı Nihâl Atsız kendi ifadesiyle “Türkçülerin ızdırabı ile yuğurulmuş” bugüne bayram demese de matem demenin de kabil olmadığını belirtmiş; aslında bayramdan da öte bir önem atfederek 3 Mayıs 1944’ü “Türk tarihinin gidişi üzerinde son derece tesirli” saymıştır.
Başbuğ Türkeş kumpasları, “Türkçülüğe yönelen haçlı seferleri” olarak görmüştü. “Irkçılık-Turancılık davası” Türk siyasî hayatında kara bir lekedir.
TABUTLUKLARI İNŞA ETTİREN CHP ZİHNİYETİ
“Tabutlukların” inşa edilmesi fikri ilk olarak Mektebi Mülkiye mezunu olan. Nihat Halûk Pepeyi’den çıkmıştır. Nihat Halûk Pepeyi 4 Kasım 1942 günü İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevine getirildi 18 Kasım 1942 günü Ankara’dan İstanbul’a gelerek göreve başladı. 18 Kasım 1942- 4 Eylül 1943 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevinde bulundu.
İstanbul Emniyet Müdürü Nihat Halûk Pepeyi 1943 Ocak başlarında Almanya ve Nazi işgali altındaki ülkelere gitmiştir. Gezi sonrasında, gözlemlediği işkence yöntemlerini Türkiye’ye getirmiştir. Sansaryan Han'da "tabutluk" olarak bilinen dar işkence odalarını geliştirenlerden biri olmuştur.
Emniyet Genel Müdürlüğü ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı yapmıştır. Merkez Valisi iken 18 Nisan 1953 tarihinde emekli olmuştur. 1954’te Demokrat Parti’den Kütahya, Ekim 1957’de İstanbul’dan (1957-1960) İstanbul milletvekili seçildi. 27 Mayıs 1960 İhtilali’nden sonra tutuklandı ve Toptaşı Cezaevi’ne konuldu. İki yıl yattı.
İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Demir’de Sansaryan Han'da İşkencecilerin başıdır. Ahmet Demir 14 Eylül 1943 – 21 Ağustos 1947yılları arasında İstanbul Emniyet Müdürü olarak görev yapmıştır.
Tabutluklar” meselesi ve onunla bağlantılı olarak Ahmet Demir’in adı, 1944 Tevkifatında gözaltına alınanların beraat etmelerinden 3 yıl sonra tekrar gündeme gelecekti Üç yıl önce tutuklanan ve işkenceye maruz kalan milliyetçi gençler . “tabutluklar meselesi”ni tekrar gündeme getirecekti.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünde “tabutluklar”, “ölüm hücreleri” kurulduğu, özellikle siyasal suçlulara işkence yapıldığı, çok ağır koşulların uygulandığı gazetelerde çarçaf çarçaf yayınlanmaktaydı._ Ahmet Demir’in ismiyle adeta özdeşleşen “tabutluklar” meselesi, gündemi tayin etmişti.
“Tabutluklar ” bunun üzerine CHP iktidarı tarafından 1947 yılında yıktırılmıştır “Tabutlukların” müsebbi, hücreleri inşa etme fikri CHP’ye aittir.
CHP’nin “tabutlukların” varlığından haberdar olduğunu 44 yargılamalarında yargılanan 23 Türk Milliyetçisi net bir şekilde ortaya koymuş ve ispat etmiştir. Mahkeme safhasındaki dosyalara girmiş, resmî belgelere de geçmiştir.
“Tabutluk” adıyla maruf hücrenin tavanına yerleştirilen, muazzam bir ısı yayan ve baş ağrısı yaratan ampuller, Nihat Haluk Pepeyi tarafından Türkiye’ye getirilmiştir.
Tabutluklarda; Türk milliyetçilerine yapılan işkenceler, onların Türk vatanına bağlılıklarını ve sevdalarını asla azaltmamış, aksine kamçılamış, sağlamlaştırmış ve daha da derinleştirmiştir.
Tutuklanan Milliyetçi-Türkçü aydınlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün adına “Tabutluk” denilen ünlü betondan ve tabuta benzeyen hücrelerinde savcının istediği şekilde ifade vermeleri için işkenceye tabi tutulmuşlardır.
Tabutluklar dikine konulmuş ve ancak bir tabut genişliğinde beton oyuklardı. Tabutluğa konulanların üstünde beş yüzer voltluk üçer adet lamba yanıyordu.
Başbuğ Türkeş yapılan işkence ve işkence çeşitlerini şöyle anlatır:
1. Sanıklar, günlerce aç ve susuz bırakıldılar.
2. El, yüz yıkamak, taharetlenmek imkânından mahrum edildiler.
3. Diğer bir işkence de Allah yarattı demeden dövmek. Bu işkence bilhassa üniversite öğrencilerine uygulanıyordu.
4. Başka sanıkların dövülmesini izlettirmek.
5. Tabanca çekerek ifade sırasında sanıkların şakaklarına dayamak ve ” Sizi öldürürüz, kalp sektesinden öldü diye rapor alırız. Geçer gidersin” şeklinde tehditte bulunmak.
6. Boş yazı kâğıtlarını altına ” imza muayenesi yapacağız, şurayı imzalayın ” diye imzalatarak, ondan sonra da ” İşte bu kâğıtların üstüne istediğimizi yazar, doldururuz, canınızı okuruz. Bunu bilerek ifade veriniz.” şeklinde tehditte bulunmak.
7. Emniyet Müdürlüğünün bodrumlarında, içlerinden lağım geçen hücrelere kapatmak. Vb.
TABUTLUKLARA KOYDULAR, DARAĞAÇLARINDA ASTILAR
82 yıl önce 23 Türk milliyetçisi, “tek parti diktatörlüğünde” tabutluklara kondu. 1500-2000 mumluk ampulleri, tabutluklarda başlarına koydular. 36 yıl sonra bu sefer Amerikancı Kenanist rejim, yine Türk milliyetçilerini, Ülkücüleri tabutluklara koydu,
‘MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası’ ile 3 Mayıs 1944 olayları nedeniyle yapılan yargılamalar arasında büyük bir benzerlik vardı. 1944 yılının ardından 37 yıl geçtikten sonra 19 Ağustos 1981’de Mamak’ta yapılan ilk mahkemede milliyetçiler, yine benzer iddialarla suçlanmıştı.
1944 yılında Türk milliyetçilerine kumpas kurdular. İddianameyi, Çankaya Köşkü’nde hazırladılar. 12 Eylül 1980 sonrası açılan “MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasının” iddianamesini de askeri savcı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer Genelkurmay Karargahı’nda, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştı.
1944 yılında Çankaya Köşkü’nde, 12 Eylül sonrası Beşli Konsey-Evren-Saltık çalışma merkezinde, Türk milliyetçilerine kumpaslar kurdular.
Milliyetçi hareketin lideri Türkeş, bir ABD/NATO projesi olan 12 Eylül darbesine eğilmedi, küresel diktatör ABD’nin “Bizim Çocuklar” dediği “Beşli Çete”ye cuntanın mahkemelerinde meydan okudu, masa başında hazırlanan yalanlarla, iftiralarla dolu 945 sayfalık düzmece iddianameyi, Mamak mahkemelerinde suratlarına fırlattı.
1944 yılında Sansaryan Han’da işkencecilerin “beyin tavası” dediği tabutluk işkencelerini gördük. 12 Eylül döneminde C-5’lerde benzerlerini yaşadık.
C-5 adlı özel işkence merkezlerinde işkencelerden geçirildik. Türkiye’nin dört bir yanında kurulan işkence merkezlerinde, onbinlerce Ülkücü, işkenceli sorgulardan geçirildi! Zindanlara dolduruldu.
Türk mahkemelerinde, Türk milliyetçileri yargılanmaya kalkışıldı. İdamlardan geçtik, idamlarla yargılandık. Hücrelere, zindanlara tıkıldık. Cezaevlerinde, işkence merkezlerinde öldürüldük.
Ölümlerin kol gezdiği, kızıl namluların kan kustuğu, fırtınalı, zor yıllardan geliyoruz. Öldürdüler, intihar süsü verdiler; astılar, “bir sağdan, bir soldan” dediler.
Vurulduk, kurşunlandık, bombalandık, asıldık, tabutluklara konduk, zulümlere maruz kaldık.
1968-1980 arası 2100 Ülkücü hareket mensubu, “Vatanım! Ha ekmeğini yemişim, ha uğruna kızıl kurşun”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diyerek şehit düştüler.
9 yiğidimiz, can ülküdaşımız, gardaşımız, dava arkadaşımız, darağaçlarında şehit düştü. Onlarca dava arkadaşımız hapishanelerde şehit edildi.

ÜLKÜCÜLER, TEK ADAM-TEK PARTİ REJİMİNE KARŞIDIR!
Türk milliyetçileri, Ülkücüler, 3 Mayıs ruhuyla “tek adam, tek parti, tek ses” rejimine karşı Ülkücü duruşunu göstermeye devam edecektir.
Türk milliyetçileri, 1944’ten günümüze diktalarla, diktatörlerle, demokrasi düşmanlarıyla ve her türlü vesayetçilerle mücadele ede ede bugünlere geldi.
Tek adam, tek parti rejimine, otoriterizme, otokratik siyasete, despotizme karşı çıkmak, 3 Mayıs ruhunun gereğidir. Türk milliyetçileri, muktedire, zulmedenlere, zulüm düzenini savunanlara destek vermez, alkış tutmaz ve onlarla asla iş birliği yapmaz.
Türk milliyetçilerinin iradesine kimse ipotek koyamaz. Ülkücüler, Ülkücülüğün gereği olarak otoriterizme, tek adam-tek parti rejimine karşı çıkmaya, adaleti, demokrasiyi, temel hak ve hürriyetleri savunmaya devam edecektir.
Bir ahlak, vicdan ve değerler hareketi olan Türk milliyetçiliği hareketi, 3 Mayıs başkaldırı ruhuna ve geleneğine bağlı kalarak askeri vesayete, yargı vesayetine, parti devletine, bürokratik oligarşiye karşı, milletin değerlerini savunmaya adalet ve demokrasiyi savunmaya devam edecektir.
Ülkücüler, tarihleri boyunca otoriterleşmeye, otokratik siyasete, tek adam-tek parti zihniyetlerine, kamplaşmaya, cepheleşmeye, kutuplaşmaya karşı çıkmıştır. Vesayetten ve güçten yana değil, milletten, haktan ve haklıdan yana taraf olmuştur.
Türk milliyetçileri, Ülkücüler, tarihleri boyunca İngiliz-Yahudi güdümlü vesayetçi, bürokratik oligarşi ile mücadele etmiştir.
Ülkücü hareket, her zaman üstünlerin hukukunu değil; hukukun üstünlüğünü, çoğulcu ve katılımcı demokrasiyi, sivil demokratik siyaseti savunmuştur.
Ülkücü hareketin siyaset çizgisi, ayrıştırıcı, ötekileştirici değil, birleştirici ve bütünleştiricidir.
Milletin vicdanı olan Ülkücüler; tarihi sorumluluğunun gereği olarak ilke ve değerlerinin ortaya koyduğu Ülkücü duruşu her alanda göstermek ve ‘adalet, özgürlük, demokrasi’ demeye devam edecektir.
Ülkücülük, bir siyasal kimlik ve bir yaşam biçimidir. Ülkücülük ahlaktır, duruştur, tavırdır. Ülkücüler, milletin adamlarıdırlar. Ülkücüler tarihleri boyunca demokrasi, adalet ve özgürlüklerden yana tavır almış, adaletsizliklere, haksızlıklara, zulme hep karşı durmuştur.
Koçi Bey, risalesinde der ki; “Devlet küfür ile ayakta durur ama zulüm ile ayakta durmaz.” Zulmün değil, mazlumun yanında olmak, Ülkücü dünya görüşünün temel felsefesidir.
Biz Türk milliyetçileri, tarihimiz boyunca diktalara, diktatörlüklere karşı çıktık, mücadele ettik.
Diktalarla, diktatörlerle, darbecilerle, cuntalarla, beşinci kol çevrelerle, iç ve dış mihraklarla, demokrasi düşmanlarıyla ve her türlü vesayetçilerle mücadele ede ede, dövüşe dövüşe bugünlere geldik.
3 Mayıs 1944’te, 19 Ağustos 1981’de Mamak mahkemelerinde Türk milliyetçileri ‘hak,
Biz Türk milliyetçileri, tarihimiz boyunca diktalara, diktatörlüklere karşı çıktık, mücadele ettik. Ülkücüler ne diktalara ne diktatörlere boyun eğer.
3 Mayıs 1944’te, 15 Nisan 1978’de Ankara’da yüz binlerce Ülkücü, her türlü küresel emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine, 19 Ağustos 1981’de Mamak mahkemelerinde başta Alparslan Türkeş olmak üzere yüzlerce Ülkücü ve daha pek çok yüzlerce tarihe geçen olaylarda ‘hak, hukuk, adalet’ diyerek tarih yazmışlardır, destan yazmışlardır.
Biz Türk milliyetçileri, dik durmayı, zulme, kötülüğe ve kötü olana karşı direnmeyi, hak ve adalet uğrunda mücadele etmeyi haksızlıklara karşı çıkmayı, zalimlere başkaldırıyı Atsız Hoca’dan, Serdengeçti’den, Başbuğ Türkeş’ten, Muhsin Başkan’dan, şanlı tarihimizden, kahraman şehitlerimizden ve Ülkücü geleneğimizden öğrendik.
Atsız Hoca’nın, Başbuğ Türkeş’in, Muhsin Başkan’ın izinde giden dava arkadaşları, ülküdaşları, onların öğrettiği yüce ülkü ve değerlerin ışığında adaleti, demokrasiyi savunmaya, milletin adamları olmaya devam edeceklerdir.
Tarih, elbet bir gün kumpasları, dönen dolapları, çevrilen entrikaları, şantajları, tehditleri, boyun eğenleri, muhbirleri, dönekleri, yandaşları, yalakaları, ispiyoncuları, alkışçı şakşakçıları, tek tek yazacaktır.
YAŞASIN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ÜLKÜSÜ
Ülkücülük, bizim onurumuzdur. Milletin hareketi Ülkücü hareket, bugünlere kolay gelmedi. İnandığımız hak dava için sevdası olduğumuz milletimiz, ülkemiz ve ülkümüz için çok ağır bedeller ödedik.
Tarihimiz boyunca haksızlık ve zorbalığa sessiz kalmadık, zalimlerin önünde diz çökmedik, başımızı öne eğmedik
Tarih, elbet bir gün kumpasları, dönen dolapları, çevrilen entrikaları, şantajları, tehditleri, boyun eğenleri, muhbirleri, dönekleri, yandaşları, yalakaları, ispiyoncuları, alkışçı şakşakçıları, tek tek yazacaktır.
Tarihimiz boyunca sistemle, güç odaklarıyla, vesayetçilerle mücadele ettik. Biat etmedik, diz çökmedik. Hilelere, tuzaklara, komplolara, senaryolara boyun eğmedik. NATO merkezli gladyo, statüko ve vesayetler karşısında geri adım atmadık. Millet adına daima direndik.
Tarih akıyor. Tarihin akışını değiştiremezsiniz. Parti devleti yenilecek, bu abluka dağılacak, “özgürlük, demokrasi ve adalet” diyenler mutlaka kazanacaktır.
Tarihi öneme sahip, şan ve şeref dolu 3 Mayıs 1944 başkaldırısını bir kez daha Türk milliyetçiliğinin, Ülkücü Hareket’in olanca coşkusuyla selamlıyoruz.
Öksüz Türklüğünü dünyalara değişmeyenlerin günü kutlu olsun. Allah Türk’ü korusun ve yüceltsin.
Tek parti rejimine, tek adam diktatörlüğüne “hayır’ diyoruz.
23 Türk milliyetçisinin dava arkadaşları, ülküdaşları, onların öğrettiği yüce ülkü ve değerlerin ışığında adaleti, demokrasiyi savunmaya milletin adamları olmaya devam edeceklerdir.
Bu vesileyle 3 Mayıs Türkçülük Günü’nü kutluyorum.
Tarihi öneme sahip, şan ve şeref dolu 3 Mayıs 1944 başkaldırısını bir kez daha Türk milliyetçiliğinin, Ülkücü Hareket’in olanca coşkusuyla selamlıyor, 3 Mayıs 1944’ün kahramanlarını, Türkçü büyüklerimizi tarihi şahsiyetleri, dava önderlerimizi bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum.
Yazarın Diğer Yazıları
- Afşar Sayınqala yazdı: 'İran Türkleri: Unutulmayan Bir Kimlik ve Kültür Mücadelesi'
- Stockholm’ün Sessiz Tanıkları: Kırım Tatarcası Mektuplar ve Unutulan Bir Diplomasi Hikâyesi
- Müsavat Dervişoğlu’na Duygulu Teşekkür
- NATO Zirvesi Türkiye'de
- Hakkı Öznur Sivas Olaylarını Değerlendirdi!
- Dr. Tuğrul Kihtir: 19 Mayıs - 22 Haziran 1919: Samsun'dan Amasya Bildirgesi'ne neler oldu?
- Dr. Muzaffer Kılıç: Ben Türk Milliyetçisiyim diyenlerin dikkatine
- Prof. Dr. Mevlüt Uyanık: Türk-İslam sentezi ve Türk-İslam ülküsü ayrımı üzerinden 1980 sonrası Türk siyasetinin tahlili III Türk İslâm ülküsünü yoğuranlar
Yorumlar
- Alp Demir
Zafer islamındır diye bir Türkçülük olmaz. Zafer Türkündür diye Türkçülük olur. Türkçülük Atsızın söylediği şeydir. Ötekilerin söylediği şey İslamcılıktır. Bu ikisi keskin şekilde birbirinden ayrıdır. İşte bu gün birleşememenin nedeni de budur. Bir kesim İslamcı/Ümmetçiliği Türkçülük sayıyor. Baştan sona yanlış. Türkçülüğün İslam ile uzaktan yakından hiç bir ilgisi yoktur, daha doğrusu din ile ilgisi yoktur. Çünkü Türk İslam ile başlamamıştır. Hatta Türk dediğin şey bu gün hak din diye kabul gören 3 dinin de öncesinde vardır ve hepsinin öncesinde tek bir Tanrının varlığına inanmaktadır. Türkün bu üç dine de ihtiyacı yoktur, Türklerin Tanrı inancı hepsinden daha kadimdir. Hatta bu üç din de buradan türemiştir diyebiliriz. Aslını bırakıp, yozlaşmış kopyasına inanmanın hiç bir gereği yok. Türkün kurtuluşu, Türkün yanına, önüne arkasına hiç bir şey koymadan sadece Türk diyebilenlerle gerçekleşecek. Atsızın ve gerçek Türkçülerin ruhu şad olsun.
