Milliyetçilikte yeni alanlar
Artık günümüzde milliyetçilik anlayışı yalnızca klasik siyasi ve ideolojik tanımlarla sınırlı değildir. Çağın değişen şartlarıyla birlikte yeni kavramlar, yeni mücadele alanları ve yeni milliyetçilik anlayışları ortaya çıkmıştır.
Bugün;
Bilim, teknoloji ve inovasyon milliyetçiliği,
Savunma ve savaş sanayi milliyetçiliği,
Ekonomi ve endüstri milliyetçiliği, tarım ve gıda milliyetçiliği, kültür, sanat ve spor milliyetçiliği,
Yüksek teknolojili üretim ve dünya çapında marka oluşturma milliyetçiliği, dijital ve sosyal medya milliyetçiliği,
Nadir Toprak Elementleri (NTE) milliyetçiliği,
Genetik bilimi milliyetçiliği, uzay milliyetçiliği,
Denizler ve okyanuslar milliyetçiliği,
Orman ve çevre milliyetçiliği,
Nükleer enerji ve stratejik güç milliyetçiliği,
Genç nüfus ve insan kaynağı milliyetçiliği, gibi kavramlar doğmuş; bazıları ise gelişen dünya şartları içinde zamanla daha da belirgin hâle gelecektir.
Bu nedenle Türk milliyetçiliğinin kapsamı içerisinde bütün bu alanların da yer alması ve milletçe topyekûn bir milliyetçilik şuuruna sahip olunması gerekmektedir. Çünkü güçlü devletler artık yalnızca askeri güçle değil; teknoloji, ekonomi, üretim, enerji, bilim, kültür ve insan kaynağıyla da ayakta kalmaktadır.
Bugün küreselleşen dünyada Türkiye’nin kendi içinde kutuplaşması, ayrışması ve birbirine düşmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Ancak etrafımıza baktığımızda ortaya çıkan tablo zaman zaman endişe verici boyutlara ulaşmaktadır.
Toplum; laik – muhafazakâr,
Atatürkçü – Atatürk karşıtı,
Osmanlıcı – Osmanlı karşıtı,
Alevi – Sünni,
Türk – Kürt,
şu tarikat – bu tarikat, şu cemaat – bu cemaat, farklı mezhep anlayışları,
Müslüman – gayrimüslim, şu partili – bu partili, Diyanet yanlısı, diyanet karşısı Cami yada cem evi yanlısı veya karşıtı
Türk milliyetçisi, sosyalist veya ırkçı Arap kültürünü İslam sanan veya Arap düşmanlığı
Suriyeli yanlısı – Suriyeli karşıtı,
yandaş medya – fondaş medya,
bizim mahalle – karşı mahalle gibi onlarca ayrım ve kutuplaşmanın içine sürüklenmektedir.
Oysa bir toplumda ayrışmalar çoğaldıkça önce selamlaşmalar azalır, insanlar birbirinden uzaklaşır, kahvehaneler ayrılır, sivil toplum kuruluşları bölünür, sosyal gerilimler artar ve sonunda önlenemeyen çatışma ortamları ortaya çıkabilir.
Türkiye’de bu kutuplaşma zemininin oluşmasında küresel sermayenin, emperyalist politikaların, Siyonizmin ve uluslararası güç mücadelelerinin etkisinin büyük olduğu da unutulmamalıdır.
Bu nedenle millet olarak sağduyulu davranmalı, farklılıklarımızı çatışma sebebi değil zenginlik olarak görmeli ve bizi ayrıştırmak isteyen büyük oyunlara asla teslim olmamalıyız.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Mukadder
Ufuk açan bir makale olmuş. Çok etkilenerek okudum. Teşekkür ediyorum.
