Siyaset Kavga Alanı Değil, Çözüm Alanı Olmalı
Siyaset neden insanları birbirine düşman ediyor?
Bu soruyu artık daha fazla sormamız gerekiyor.
Türkiye'de siyaset uzun zamandır yalnızca ülkenin nasıl yönetileceğinin tartışıldığı bir alan olmaktan çıktı.
Siyasi tartışmalar zaman zaman öylesine sertleşiyor ki, aynı apartmanda oturan, aynı iş yerinde çalışan, aynı sofraya oturan insanlar sırf farklı siyasi düşüncelere sahip oldukları için birbirlerine mesafeli hale gelebiliyor.
Oysa siyaset bunun için var değildi.
Siyaset; farklı fikirlerin yarışması, sorunların konuşulması ve toplumun geleceği için çözüm üretilmesi gereken bir zemindi.
Bugün ise çoğu zaman fikirlerin değil, insanların birbirleriyle kavgasını izliyoruz.
Eleştiri başka, düşmanlık başka
Demokrasinin en önemli özelliklerinden biri eleştiridir.
İktidar eleştirilebilir.
Muhalefet eleştirilebilir.
Devlet kurumları eleştirilebilir.
Siyasi partiler ve siyasetçiler yanlış yaptıklarında elbette hesap vermelidir.
Ancak eleştiri ile hakaret arasındaki çizgiyi kaybettiğimiz zaman siyaset de anlamını kaybetmeye başlar.
Bir siyasetçinin söylediği sert söz, milyonlarca insan tarafından tekrarlandığında artık yalnızca bir siyasi tartışma olmaktan çıkar; toplumun genel dilini etkiler.
Bugün sosyal medyada insanların birbirlerine söyledikleri sözlere baktığımızda bunun sonuçlarını açıkça görebiliyoruz.
Bir insanın siyasi görüşü, onun ahlakını, vatan sevgisini veya karakterini tek başına belirlemez.
Farklı düşünmek suç değildir.
Farklı düşünmek, demokrasinin ta kendisidir.
"Biz ve onlar" anlayışı toplumu yoruyor.
Siyasetin en tehlikeli noktalarından biri, toplumun sürekli "biz" ve "onlar" şeklinde ayrıştırılmasıdır.
"Biz haklıyız, onlar yanlış."
"Biz vatanseveriz, onlar değil."
"Biz ülkeyi düşünüyoruz, onlar ülkeye zarar veriyor."
Bu anlayış her siyasi görüş tarafından kullanıldığında ortaya kazananı olmayan bir mücadele çıkar.
Çünkü seçimler biter.
Sandıklar kapanır.
Ama toplum yaşamaya devam eder.
Birbirine oy vermeyen insanlar aynı sokakta yaşamaya, aynı hastaneye gitmeye, aynı pazardan alışveriş yapmaya, aynı ülkenin geleceği için çalışmaya devam eder.
O halde neden birbirimize düşman olalım?
Siyasetin yozlaşması nasıl başlıyor?
Siyasi yozlaşma yalnızca yolsuzlukla açıklanamaz.
Bazen gerçekleri siyasi çıkar uğruna çarpıtmak da yozlaşmadır.
Kendi partisinin yanlışını savunmak, rakibinin doğrusunu sırf rakip olduğu için reddetmek de yozlaşmadır.
Halkın sorunlarını çözmek yerine sürekli yeni bir düşman üretmek de yozlaşmadır.
Siyasi sorumluluk almak yerine her başarısızlığın suçunu başkasına yüklemek de yozlaşmadır.
Ve belki de en tehlikelisi, bütün bunların zaman içerisinde normal kabul edilmesidir.
İktidar da muhalefet de kendisine bakabilmeli
Türkiye'de siyasi tartışmaların sağlıklı bir zemine oturabilmesi için herkesin önce kendisine bakması gerekiyor.
İktidar, kendisini eleştiren herkesi düşman olarak görmemeli.
Muhalefet, eleştirilerini ülkeye ve topluma yönelik umutsuzluk yaratacak bir söyleme dönüştürmemeli.
Siyasetçi, rakibinin her söylediğini kötü; kendi partisinin her söylediğini doğru kabul etmemeli.
Çünkü siyasetçinin görevi taraftarını sürekli öfkelendirmek değil, ülkesinin sorunlarına çözüm bulmaktır.
Medya ve sosyal medya da bu işin bir parçası
Bugün siyasetin dili yalnızca Meclis'te veya miting meydanlarında şekillenmiyor.
Televizyon ekranları, internet siteleri ve özellikle sosyal medya, siyasi tartışmaların toplumdaki etkisini katlıyor.
Bir siyasi açıklama birkaç dakika içerisinde milyonlarca insana ulaşabiliyor.
Bu nedenle kullanılan her kelimenin bir sorumluluğu var.
Gazetecilik ile propaganda, eleştiri ile hakaret, haber ile manipülasyon arasındaki çizginin korunması demokratik toplum açısından büyük önem taşıyor.
Vatandaşın da sorumluluğu var.
Her duyduğumuza inanmamak, yalnızca bizim düşüncemizi destekleyen kaynakları takip etmemek ve karşı görüşteki insanı dinleyebilmek zorundayız.
Peki çıkış yolu ne?
Bence Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla kavga değil, daha fazla konuşmaktır.
Ama bağırarak değil.
Dinleyerek.
Siyasetçinin rakibini yenmek istemesi doğaldır.
Fakat rakibini yok etmek istemesi demokrasi açısından tehlikelidir.
İktidar değişebilir.
Muhalefet iktidara gelebilir.
Partiler kurulabilir, kapanabilir.
Siyasi liderler değişebilir.
Ama ülke hepimizin ortak vatanıdır.
Bugün birbirimize söylediğimiz ağır sözlerin bedelini yarın hep birlikte ödemek zorunda kalabiliriz.
Son söz
Türkiye'nin bütün vatandaşlarının aynı düşünmesine gerek yok.
Hatta bu mümkün de değil.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, farklı düşüncelere rağmen birlikte yaşayabilme kültürüdür.
Siyaset bizi birbirimize düşman etmek yerine birbirimizi anlamaya vesile olmalıdır.
Sandıkta rakip olabiliriz.
Meclis'te farklı fikirleri savunabiliriz.
Televizyonlarda birbirimizi eleştirebiliriz.
Ama bütün bunların sonunda aynı ülkenin vatandaşları olduğumuzu unutmamalıyız.
Çünkü hiçbir siyasi parti Türkiye'den büyük değildir.
Hiçbir siyasi lider Türkiye'den büyük değildir.
Hiçbir seçim Türkiye'nin geleceğinden daha önemli değildir.
Siyaset kavga alanı değil, çözüm masası olmalıdır.
Ve belki de artık hepimizin kendimize şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir:
Biz siyaseti mi değiştireceğiz, yoksa siyaset mi bizi değiştirecek?
Adnan Hazır
