Köşe Yazısı

Siyasetin kör esareti… Cumhurbaşkanlığı Seçimi.

Prof. Dr.  İbrahim Aydın
Prof. Dr. İbrahim Aydın
3 dk Sesli Dinle 0

Adalet, ekonomi, toplumsal barış ve güven duygusu… Bileşik kaplar misali, bu ülkede neye el atılsa derin bir yarılma var!
Denge ve denetim mekanizması olmayan, toplumsal her itirazı hukuk sopasıyla bastıran, asrın liderine göre tasarlanmış Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin çöküşünü seyrediyoruz çaresizce.
Kaybetme korkusunun beslediği, nepotizmin kuşattığı bir rejimden harika uygulamalar beklemiyorduk elbette.
Ve fakat bu kadar nobranlığı da!
Evrensel değerleri benimsemek çok mu zor!
Aristo, siyasi güç odaklarının aynı zamanda ekonomiyi de kontrol etmeleri durumunda, demokrasinin yok olma tehlikesinden bahseder. Bu durumda muktedirler açısından koltuğu bırakmak, sadece bir sosyal statü kaybı değil, aynı zamanda katlanılması zor bir ekonomik maliyeti de ifade eder.
Bu ülkede siyaset, bireylerin kişisel alanını genişletme esasına dayanır. Ve nihayet popülizmin yükseldiği rejimlerde eylem ve davranışları evrensel ilkeler değil, kaba bir çıkarcılık belirler.
Tam bizlik!
Politikanın esareti
Mevcut sistemde CB seçiminin taşıdığı o yüksek değer çekip alındığında, siyasete dair her şey bir söylentiden ibarettir.
Biliniyor ki iktidar, güçlü bir iletişim ağına sahip ve illüzyon konusunda da son derecede mahir. Öyle ki kimileri bugün bile ortaya çıkıp Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu konusunda bizi bile ikna edebilir!
Oysaki muktedirlerinin politik tek bir hedefi var; bir sonraki seçimde cumhurbaşkanlığına giden yolu kendilerine göre tanzim etmek...  
Erdoğan’ın adaylığı
Öyle görünüyor ki CB adayı olarak Cumhur İttifakının Erdoğan dışında bir alternatifi yok. Ancak iki dönem kuralı ortadayken, Erdoğan’ın hangi yolla, nasıl CB adayı olabileceği de belirsiz. Denebilir ki seçim, zamanından bir hafta önce yapılır ve her şey kitabına uydurulur.
Nihayet biz akla uydurma sanatı konusunda iktidar sahiplerinin çok yetenekli olduklarını biliyoruz zaten! Fakat Erdoğan’a adaylık yolunu açacak olan bu operasyonel hareketin toplumsal vicdan tarafından nasıl kabulleneceğini henüz bilmiyoruz.
Mansur Yavaş denklemin neresinde?
İlginçtir… Moleküllerine kadar bölünmeye müsait bir muhalefet var. Oysa ki bu ülkede bir iktidar değişikliği olacaksa eğer, muhalefetin en geniş paydada birleşmesi gerek… Bunun için de gerekli uzlaşıyı sağlayabilecek bir adaya ihtiyaç var.
Toplumsal taleplere bakılırsa Mansur Yavaş, muhalefetin seçim kazanabilecek tek CB adayı gibi duruyor. Bu kaotik ortamda Mansur Yavaş’ın etkili bir iletişim stratejisi olduğunu söylemek zorundayız. Seçim takvimi ilan edilinceye kadar Mansur Yavaş’ın CB adaylığı konusunda görüş bildirmeyeceğini ilan etmesi, spekülasyon üretim merkezlerini kısmen de olsa çaresiz bırakmış durumda.
İstiyorlar ki Mansur Yavaş çıksın ortaya, bir kurumun iletişim başkanlığınca köpürtülen CB adaylık anaforunda yerini alsın!
Oysa ki halk, Mansur Yavaş’ı sakin ve uzlaşmacı bir devlet adamı tavrı nedeniyle seviyor, takdir ediyor. Mansur Bey kendisine avantaj sağlayan siyasi pozisyonunu -sırf rakipleri istiyor diye- neden değiştirsin.
Tam da bu noktada, kimi muhalif görünümlü algı aparatları ile iktidara yakın çevrelerin aynı merkezden talimat aldıkları gözden kaçmıyor. Sofistike analizlere gerek yok. Açıkçası bir psikolojik harekât konseptiyle Mansur Yavaş siyasetten pasivize edilmek isteniyor. Şimdilik arka odalardan üflenen en yaygın dezenformasyon iletisi, Mansur Yavaş’ın CB adayı olmayacağı yönünde.
Peki, Mansur Yavaş ne yapar?
Oldukça basit. Süreci izler, seçim dönemine girildiğinde anketlere bakar, bir durum değerlendirmesi yapar ve toplumsal taleplere göre kesin bir karar verir.
Ama mutlaka, Türk Milletinin yararına bir karar…
Mansur Yavaş “ben adayım” dediği gün siyasi iklim değişir, Anadolu’ya bahar gelir!

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş