Otokrasinin hukukla sınavı
Siyasal alanın olabildiğince daraltılması “Türk Tipi Başkanlık” sisteminin varoluşsal bir kavgası gibi duruyor. Açıkçası, hepimiz hegemonik düzenin ürettiği kaotik bir iklimi solumaktayız.
Geleceğe yönelik siyasi bir yatırım olarak, muhalefetin paralize edilmesinde medyanın bir manivela olarak kullanılması gittikçe yaygınlaşıyor.
Tüm yollar 2 yıl sonra yapılması planlanan CB seçimine çıkıyor.
Toplumsal taleplere bakılırsa Mansur Yavaş, olası bir CB seçiminde muhalefetin en güçlü adayı olarak görülüyor. Son günlerde iktidar bileşenlerince sudan bahaneler üzerinden yürütülen politik nobranlığın merkezinde de bu olasılık yatmakta.
“Ben İmamoğlu’nun hukuki durumu netleşinceye kadar, CB seçimine ilişkin düşüncelerimi askıya alıyorum” demiş olsa da Mansur Yavaş’ın bu tartışmalardan kendini soyutlanması mümkün değil.
İktidar açısından potansiyel bir tehdit olarak algılandıkça, bu durum sürer gider!
Komik işler!
Harcama yetkilisi olmayan kişilerin alt kademelerdeki memurların kararlarından sorumlu tutulamayacağına ilişkin Danıştay’ın onlarca kararı var. Buna rağmen Mansur Yavaş’ın konser harcamaları ile ilişkilendirilmesi, eğip bükülen hukukun açık bir göstergesi olarak karşımızda durmakta.
Ankaparka yeterli özenin gösterilmemesi, İncek mevkisinde Gökçek döneminde yaratılan arsa rantının geciktirilmesi, Çankırı ve Karabük’e belediye çalışanları ve ses düzeni nakli ve en ilginci de belediyeye ait aydınlatma direklerine yeterli reklam alınamaması nedeniyle kamu zararına sebep olmak!
İncir çekirdeğini doldurmayacak havadan, sudan bahaneler… Kısacası, kuzunun her türlü suyu bulandırdığı bir durum bu. Komik!
Hedef ne?
Aslında Mansur Yavaş’ın CB adaylığının hukuk yoluyla engellenmesinin, zaman ve zemin açısından bir pratiği yok. Esasında merkezi otoritenin taşıdığı derin endişe, gelecekte yeni bir seçim kazanmanın zorluğundan kaynaklanıyor.
Dezenformasyonun her türlü tınısını içeren bu sistematik harekatın asıl amacı; bir yıpratma ve yılgınlık beklentisi olabilir.
Ne de olsa 2027’de CB seçimi var!
Sahi, Mansur Yavaş’ın fark ne?
Siyasetin kendine özgü dinamikleri var. Türkiye’de seçimlerin kaderini sadık seçmenden ziyade, kararsız ve birden fazla partiden izler taşıyan kompozit (geçişken) seçmenin belirlediği politik bir gerçeklik.
Geçişken seçmenlerin kutuplaştırma kültüründen nefret ettiği bilinir. Hem kararsız hem de geçişken seçmenle sağlıklı bir iletişim kurmanın yolu güven bazlı yaklaşımlardan geçer. İşte toplumun geniş bir kesiminden Mansur Yavaş’a duyulan ilginin temel dinamiği, biraz da onun karakteristik siyaset anlayışına dayanır.
Net ve basit. Seçmenin kendisinde Mansur Yavaş’tan bir parça bulması…
Mevcut konjonktürde şöyle bir çıkarım yapmak mümkün. İktidarın Mansur Yavaş’la gereksiz uğraşısı, Anadolu’nun sessiz çoğunluğunun muhalefete yönelişini daha da arttırır. Ve hatta bu duygusal mobilizasyon, “muhalefet kimi aday gösterirse o CB seçimini kazanır” gibi gerçek dışı görünen bir tezi bile hayata geçirebilir.
Biz bu duruma, daha önce İBB seçimlerinde şahit olduk…
Öyle görünüyor ki seçmenlerin oy verme davranışını etkileyecek temel 3 parametre var; ekonomi, güvenlik ve hukuk. Seçim dönemindeki uygulamalar ile iktidar, ekonomide kısmi bir denge sağlayabilir, güvenlik konusunda da revize edilecek politikalarla bir avantaj yakalayabilir.
Ve fakat hukuk, ille de hukuk! Otokratik rejimin sopası hukuk!
Örselendikçe, iktidarın ayağına dolanacak gibi duruyor.
