Bu başlıkta gözümden kaçan bir blog yazı dâhil iki makaleden bahsetmek isterim. Mümtaz’er Türköne’nin 26 Mart 2024 tarihli yazısı ile www.turkishpost.net’te kaleme aldığı 1 Nisan tarihli yazılarını kast ediyorum. Blog yazısının başlığı şöyle; “Bürokratik Diktatörlüğün Yıkılışı”.

Türköne, 15 Temmuz’da iktidarın gadrine uğradığını düşünen bir adam. Ona göre bu eziyet, hukuk vasıta kılınarak yapılmıştır. Sırf yazdıkları yüzünden yıllarca özgürlüğünün gasp edildiğini düşünüyor Türköne ve fırsat buldukça da ifade ediyor. Derseniz ki Mümtaz’er Türköne çok masum biri midir? Tartışılır… Fetö’nün kalemşorluğunu yaptığına inanan yığınla adam çıkar. Yine de Devlet Bahçeli, Ülkücü hukuka binaen kayıtsız kalmamış ve cezaevinden salıverilmesi gerektiğini söylemiştir.

Konuya gelirsek:

Türköne, seçim sonucunu açıkça haber verdiği makalesini şu cümle ile bitirmiş; bu seçimde sandığa giren bürokratik diktatörlüğü ağır bir yenilgi bekliyor”. İtiraf edeyim; ben, yerel seçimlerde iktidar adına ağır bir yenilgi beklemiyordum; yanıldım.

Turkone

Türköne’nin iddiası şudur; muhalefet kazanmadı, iktidar kaybetti… Sonucu doğuran nedenler ise ona göre açıkça ortada duruyor; mesela rejim değişikliği… Ak Parti tarzı, nevzuhûr bir bürokrasi idaresine dönüşen sistem, Türköne’ye göre sistemin sahibi Ak Parti’nin bile işine yaramadı. Oldu sana bürokratlar rejimi!..

İzâhen şöyle: Bizde bürokrasinin konfor miyarı yüksektir, sorumluluk almaktan kaçan, gerek görmeyen ve güce meyyal faydacılığı ile zevahiri kurtarma derdine düşmüş bürokrat aklımız vardır. Hâlen “Ülkücü” olduğunu iddia eden Türköne, bu vasatı ekonomik kriz ile örnekliyor ve 17 bakanın donuk cismani suratlarında kadraja alınan İstanbul gezisine dek geniş bir yelpaze ile mütalaa veriyor. Nasıl mı?

Biraz açalım konuyu: Demokratik işleyişte seçilen ve vatandaşa karşı sorumluluk taşıyan bir temsil kişisi ile bürokrat aynı minvalde olmuyor. Beklenen şudur; hani seçilmişler, halka karşı sorumlu ve cesur olmalıdır ya… Örneğin Cumhurbaşkanı faiz/enflasyon = sebep/sonuç ilişkisi kurduğunda kimse itiraz etmedi, edemedi…

Evet, doğrudur; çünkü Cumhurbaşkanı etrafını bürokratlar ile doldurdu ve kimse “gık” diyemedi. Türköne’ye göre ve benim tevil edişime göre kimse “Sayın Başkanım, bu iş bizi sıkıntıya sokar; memleket daralır, ekonomi altüst olur” diyemedi; zaten bürokrat demez, diyeyemez! Güzel ve âlâ; fakat ve ancak bu tarz bir farklılığı sağlayacak (haydi bürokratı boş verin) ortaya koyacak kaç kelle seçilmişimiz vardır ki?...

Yani bir milletvekili, bir bakan, millete karşı kendini ne kadar sorumlu addeder? Cevap: hiç… Her milletvekili ve bakan, ense kökünden parti liderine bağlı değil de yoksa ben mi yanılırım?!. Hakkını verelim, Mümtaz’er Türköne, bir siyaset bilimci olarak yine bizdeki siyasal yapının çarpıklığını ve demokrasi kabızlığımızı bilmez bir adam değildir.

Konu yazarın temas ettiğim ikinci makalesi ise görgüsüzlük ile seçim sonuçlarını birbirine bağlıyor. Türköne’ye göre Ak Parti’ye kaybettiren bir sebep de bu; görgüsüzlük…

Yani halk inim inim kıvranırken şatafat fonunda endam eden iktidar mensupları… Memleketten kopuk, bihaber, sinir bozucu tipler alayı! Bu alay, seçim çalışması değil, milletin sinirlerini zıplatan bir koreografi sunmuş ve vatandaşın huzurundan öyle geçmişler benim anladığım…

Hani Ak Partililerin zenginleştiğini, işlerinin yolunda olduğunu, bütün kurum ve vasıtaların bunlara amade olduğunu millet, ekonomik krizin 3. senesinde “dank” ettirmiş. “Dank” edince de “aldım sizden belediyeleri” demişiz... Ha! Şunu biliyoruz, iktidar zehirler; çünkü mutlak güç olduğunu vehmedenler, o zehirlenme içinde artık ne iş yapsalar “biz haklıyız”, mod = rabia selamı ile günlerin şen olacağına inanmış olabilirler.

Öyle olsa da Cumhurbaşkanı böyle tehlikeleri göremeyecek bir isim olamaz. O halde Ak Parti kitlesini oluşturanları analiz etmek gerekir, daha doğrusu Ak parti ile nemalananları ve bu partiyi temsil edenleri öne koymak lazım gelir.

“Hay” diyeyim ve fikrimce şunları paylaşayım: Türköne’nin saptamaları elbette ciddiye alınası konulardır. Seçimlerin gidişatında sonucu belirleyen pek çok saik bulunmakla beraber, sorunların kaynağına inmeden bu geminin dümenini doğrultamayacağımızı biliyorum.

Açık yazayım; ne Mansur Yavaş ne de Ekrem İmamoğlu, yarın mazbatalarını aldıklarında ülkede aydınlanma yaşanacak ne de yağmur gibi gelen zamlar, geçim sıkıntımız dinecek! İyi ya muhafazakâr, muhafazakâr kalsın, çağdaş yaşamı destekleyen de aynen devam etsin; fakat önce iktidarımız bir kendine gelsin!

Önümüzde çok zorlu günler var; vallahi acı çektirecekler ki artık seçimler bitmiştir ve kaçacak hâl kalmamıştır! Emekliye huzur akçesi niyetine dahi katkı yapamayan bir devlet hazinesinden bahsediyoruz, gerçeğimiz budur; kötü durumdayız. Anlayacağımız iş yine iktidarda…

Türköne’nin saptamalarına burada derinlikli nüfuz edemeyiz. Konular ağır ve memleket için hayatidir esasta; ancak buna işaret edebileceğim bir köşem var ve faydasız görmem aktardıklarımı. Dönüp dönüp değinilecek meseleler. Diğer ifade ile bürokratik bir düzeneği ortaya çıkaran yeni sistem, siyasal parti işleyişi, demokrasi anlayışımız şalvar ardına gizlenemeyecek, yığınla sorunlar taşıyor.

Şu yerel seçimleri kaybetmiş iktidar, bize kulak verir mi? Malum umut… Ola ki kelebek etkisi bu diyarlara da vurur bir gün. Vurur da memleket halkı huzura erer; inşallah!