Köşe Yazısı

Belediye Başkanı ve Milletvekili Transferleri

Ertuğrul Türkoğlu
Ertuğrul Türkoğlu
5 dk Sesli Dinle 1

Siyasetçilerin parti değiştirmelerinin en önemli nedeni, ülkemizde parti içi demokrasi ve önseçim olmamasıdır. Türkiye’ye parti içi demokrasiyi ve önseçimleri DP getirdi. CHP’de benimsedi. Demokratlar 1980 öncesinde, 1977 seçimleri dışında, adaylarını ön seçimle belirlediler ve parti içi demokrasiden ödün vermediler. Demirel AP’yi 1964 ile 1980 arasında yönetti. Bu süre zarfında bir kere bile İstanbul İl Başkanını belirleyemedi. Kongrelerde ekipler yarışırlar, il başkanı ya Bilgiç ya da Tekinel gruplarından seçilirdi.

Bu münasebetle 1980 öncesinde parti değiştirme, yani merkez sağdan sola geçme veya tam tersi, merkezden uçlara yahut uçlardan merkeze geçmek, yok denecek kadar azdı. Adeta aşiret reisleriyle sınırlıydı. Görüş ayrılıkları nedeniyle partilerinden ayrılarak yeni parti kuranlar olurdu ama buna transfer denemez. Mesela ispat hakkı konusunda Menderes ve Bayar’la anlaşamayan demokratlar, DP’den ayrılarak Hür Partiyi kurdular. 

Demirel’i fazla liberal bulan ve DP’lilerin siyaset yapma yasaklarının kaldırılmasını ağırdan aldığını düşünen Bilgiç ve arkadaşlarıyla, Demirel’e tam bağlı olduklarından yeminliler olarak adlandırılan grup, AP’de büyük bir mücadeleye girdiler. Bilgiççiler Demirel’i deviremedi. Demirel Bilgiç ve ekibini tasfiye edemedi. Nihayetinde AP’den Demokratik Parti doğdu. 

CHP’nin ‘’ortanın solunu’’ benimsemesini Atatürkçülükten sapma olarak gören Feyzioğlu ve ekibi CHP’den koptu. Bu ayrılmalar transfer değil bilakis erdemli davranışlardı. Siyasetçiler fikir ve program farklılıkları yüzünden konforlu alanlarını terk ediyor ve mücadeleye atılıyorlardı.

Türk siyasetinde ilk toplu transfer, dürüstlük timsali Ecevit tarafından, Güneş Motelde yürütülen pazarlıklar sonucunda gerçekleştirildi. 10 Adalet Partili milletvekili, partilerinden ayrılarak bakan yapılmaları ve kumar borçlarının ödenmesi karşılığında, CHP ile hükümet kurdular. AP’de böylece 1977’de önseçim yerine merkez yoklaması yapmanın bedelini iktidarı kaybederek ödedi. Bu vekillerden bir kısmı sonraki yıllarda rüşvet ve yolsuzluktan hüküm giydiler.

Partilerde demokrasi ve önseçim olduğunda, genel merkezle ve genel başkanla ters düşenler partiden ayrılmazlar. Zira onların patronları üyeler ve delegelerdir. Onlardan oy alabildikleri sürece siyasete devam edebilirler. Parti içi demokrasi ve önseçim genel başkanın gücünü sınırlar. Genel Başkan partiyi yönetir ama yönetici kadroları belirleyemez. Teşkilatların seçtikleriyle çalışmak zorundadır.

27 Mayısçılar ocak ve bucak teşkilatlarını kapatarak partileri zayıflatmışlardı. 12 Eylülcüler de gençlik ve kadın kollarını kapadılar. Önseçim müessesini uygulanamaz hale getirdiler. Başta Özal olmak üzere liderlerde merkez yoklamasını sürdürdüler zira bu yöntem onları güçlendiriyor, tek adama dönüştürüyordu. 

Merkez yoklaması siyasetçileri zayıflatıyor. Genel Başkanla ters düşenler, ona itiraz edenler tekrar aday gösterilmeyeceklerinden, başka partilere yöneliyorlar. Tekrar aday gösterilmek şartıyla parti değiştiriyorlar. Birçok siyasetçi bu duruma düşmemek için eyyamcı oluyor, idareyi maslahat yapıyor. Genel Başkan ne derse ‘’Evet efendim, isabet buyurdunuz, ufkumuzu açtınız’’ diyorlar liderlerine.

Milletvekili ve belediye başkanlarının parti değiştirmeleri sorunu, parti içi demokrasi tesis edilmeden ve üyelerin oy verdiği, hakim nezaretinde yapılacak ön seçimler yasal olarak zorunlu olmadan çözülmez. Bunlar yapılırsa, hayat boyu liderlik veya elden ayaktan düşene kadar genel başkanlığı sürdürmek usulleri son bulur. 

Genel Başkanlar liderliklerinin kısa sürmesini istemeyeceklerinden, önerdiğimiz yasal değişiklikler kolay kolay yapılamaz. Bu durumda, siyasal hayatlarını sürdürmek için parti değiştirmekten başka yol bulamayan milletvekillerini ve belediye başkanlarını itham etmek ne kadar hakkaniyetlidir?

Amerika önseçim ve parti içi demokrasi müesseselerinin en iyi işlediği ülkelerdendir. Öyle ki bırakın vatandaşları, koyu partililer bile genel başkanlarının isimlerini bilmez. Partilerin il-ilçe başkanlıkları yoktur. İstisnasız bütün adaylar önseçimle belirlenir. Hem de on milyonların katıldığı önseçimlerle. 

Amerika’da iki büyük parti var. Vatandaşların yaklaşık %50’si genel seçimlerde, %30’u önseçimlerde oy kullanır. Bu tablo, Türkiye’de cumhurbaşkanı, belediye başkanı ve milletvekili adaylarının tamamının 25 milyondan fazla vatandaşın oy verdiği önseçimlerle belirlenmesine denk gelir. Amerika’da en alt düzeyden en tepeye kadar -çok istisnai haller dışında- bir demokratın Cumhuriyetçi Partiye, bir cumhuriyetçinin Demokrat Partiye geçmesi görülmüş, duyulmuş şey değildir. 

Başkanlık sisteminin sağlıklı işlemesi içinde önseçim ve parti içi demokrasi şarttır. Mesela 2023 seçimlerinde, Kemal Beyle Ekrem Bey veya Mansur Bey veya üçü önseçimlerde yarışsaydı, CHP bugünkü durumuna düşmezdi. Veya genel başkan, üyelerin oy kullandığı bir seçimle belirlenseydi kurultayda delegeler satın alınamazdı veya satın alındığı iddia edilemezdi. Dolayısıyla mutlak butlanda olmazdı.  

Son zamanlarda CHP’den Ak Partiye çok sayıda başkan ve vekil geçti. Bu geçişlerin gelecekte de süreceği gözüküyor. Ak Partililerin bile ekseriyeti soğuk bakıyor olsalar da bu geçişleri istisnalar dışında olumlu buluyorum. 

Ak Parti’yi milli görüş kökenli siyasetçiler, gömleklerini çıkararak kurdular. Partilerini muhafazakar-demokrat olarak tanımlayarak merkez sağa konumlandırdılar. Ama insanların köklerinden ve yıllarca savundukları fikirlerin etkisinden kurtulmaları kolay değildir. Ak Parti ekonomi yönetiminde başarılı olduğunda oylarını %49’a kadar çıkardı. Zira daha önce partiye soğuk bakan laiklik ve Atatürk konusunda hassas olan merkez sağ kitleler, ekonomi iyi yönetildiği ve yaşam tarzlarına müdahale edilmediği için Ak Partiye yöneldiler.

Son üç seçimde ekonomik kriz, göçmen problemi, CHP’nin merkez sağa açılması ve İyi Partinin kurulması gibi nedenlerle Ak Parti oy kaybetti. İzlenen milliyetçi politikalar Ak Partinin Kürt seçmenlerden aldığı oyları da azalttı. Ak Parti oyların yanında merkez sağ görüşü benimseyen kadrolarının bir kısmını da kaybetti. Bu durum Türkiye’yi yöneten partiyi kısırlaştırıyor. 

CHP’den, İyi Partiden, Devadan, Gelecekten ve Yeniden Refahtan yani farklı çizgilerden siyasetçilerin katılması Ak Partiyi merkeze çeker. Daha rasyonel hareket etmesini sağlar. Parti içindeki kanalları açık tutulmak şartıyla, partiye vizyon katar. Hele partiye katılanlar başarılı belediye başkanlarıysa Ak Partinin oy tabanı hem genişler hem de renklenir. 

Son yerel seçimlerden bugüne, on milyondan fazla nüfusu olan yerleşim birimlerinin yönetimi Ak Partiye geçti. Milli iradeyi sakatlayan bu durum eğer iyi değerlendirilirse, Ak Partinin kendisine her zaman uzak olmuş kitlelerden oy almasını sağlayabilir. Mesela Ak Parti sevilen, güçlü ve etkili adaylar gösterse de Aydın, İzmir ve Muğla gibi kentlerin belediye başkanlığını kazanmadı, kazanamaz. Özlem Hanım artık Ak Partili. Ankara arkasında. Öyle hizmetler yapsın ki Aydın’ı Ak Parti’ye kazandırsın. Böyle bir gelişme CHP-Yeni Parti belediyelerinde hizmet kalitesini artırır. 

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Vatandaş

    Bu gazeteci hükumet borazancisi ama muhalif milliyetçi sitede yazıyor bu nasıl iştir

Bu Yazıyı Paylaş