Büyük pazarlıklar
İsrail’i yönetenlerin 7 Ekim saldırılarını önceden bildiği ama Gazze’ye saldırılmasına uygun zemin oluşturacağı için önlem almadığı iddiaları yıllardır seslendiriliyor. Bu iddiayı ilk kez Mısır matbuatı, saldırılardan üç gün sonra ileriye sürdü. Onlara göre HAMAS’ın saldırı hazırlığı yaptığı bilgisini Sisi Netanyahu’ya, Mısır istihbaratı Şin Bet’e vermişti.
Bu iddialar batı medyasında da yer buldu. Özellikle İngiltere’de devlete ait olan gazete ve televizyonların öncülüğünde gizli belgeler, raporlar ve telefon kayıtları yayınlandı. Meğer İsrail’i başka ülkeler ve kurumlarda uyarmış.
Bu kadar yıkıcı ve çok sayıda militanın katılımıyla yapılan bir saldırıyla ilgili istihbarat alamadığı ve üstlerini uyarmadığı için suçlanan ŞİN BET’in eski başkanı da saldırı yapılacağını tespit ettiklerini ve raporladıklarını gösteren belgeleri yayınladı. Eski başkan belge yayınlamakla yetinmedi, Netanyahu’yu mahkemeye verdi.
Bunların üstüne Eylül başında, BAE medyası da Emirin saldırıdan bir hafta önce Netanyahu’yu tafsilatlı olarak bilgilendirdiğini haberleştirdi. Emir İsrail’in başbakanını defalarca ikaz etmiş. BAE’de medya, hükümetin onayından geçmeyen hiçbir şeyi yayınlayamaz. İsrail ile BAE’nin müttefik olduğu dikkate alındığında, iki ülke arasında pazarlık olduğu söylenebilir.
Netanyahu haberin yayınlanmasından hemen sonra Emir’i arıyor ve haberin yalanlanmasını rica ediyor. Netanyahu için bu haber çok mühim. Hele de seçimlere bir aydan daha kısa sürenin kaldığı bu günlerde. ‘’Netanyahu HAMAS’ın İsrail’e saldırmasına, bin iki yüz Yahudi’nin öldürülmesine ve üç yüze yakınının rehin alınmasına göz yumdu’’ iddiası inandırıcı olursa Netanyahu’ya çok oy kaybettirir. Israrlı ricalara rağmen haber yalanlanmıyor.
Bu iddiayı İsrail’le ilişkileri son derece iyi olan BAE’nin dile getirmesi, İsrailli seçmenleri ve başbakanın destekçilerini, başka ülkenin dile getirmesinden daha fazla etkiler. BAE Kralının Netanyahu ile dost olması inandırıcılığı arttırır.
Bunun üzerine başbakan 27 Eylül’de gizlice Emirliklere gidiyor. Gizlice gidiyor ama seyahat sızıyor. Hem Batı hem İsrail hem İran hem de Arap medyasında yer alıyor. Kralın makalenin kaleme alındığı ana kadar haberi yalanlamamış olması, tarafların hala anlaşamadığı anlamına geliyor. Hiç anlaşamayabilirler de.
BAE İsrail’in müttefiki. Ama ABD ve İngiltere’nin de müttefiki. Ve Kral, İran’a karşı takip edilecek strateji konusunda ABD ve İngiltere gibi düşünüyor. İngiltere uzun süredir Netanyahu’ya karşı. Trump’ın Netanyahu’ya tavır aldığı ve seçimleri kaybetmesini istediği sır değil. Kral haberi ABD ve İngiltere’nin siyaseti nedeniyle yalanlamıyor olabilir.
Ankara bu fırsatı değerlendirmeli. Netanyahu iflah olmaz bir Türkiye ve İslam düşmanı. Ankara’yla ilişkilendirilemeyecek medya kuruluşları, Netanyahu’nun 7 Ekim saldırılarını önceden bildiğini ve hiçbir şey yapmadığını herkese duyurmalı.
Bahse konu iddianın doğru olma ihtimalini yüksek buluyorum. Netanyahu 2009 senesinde başbakan oldu. 7 Ekim’e kadar yani 14 yıl saldırgan siyaset izleyemedi. Çünkü yerleşimciler hariç, efkarı umumi savaşa karşıydı. İki devletli çözümden yanaydı. Öyle ki Netanyahu bile seçim kampanyalarında ‘’Gazze’yi yıkalım, Batı Şeria’da yeni yerleşimler kuralım’’ gibi fikirlerini ileri süremiyordu.
7 Ekim, İsrail’deki havayı tamamen değiştirdi. İsrailliler anlaşma sürerken ve belirgin bir sorun yokken saldırıldığını düşünüyorlar ve bunu anlamlandıramıyorlar. Saldırı ahaliyi ‘’HAMAS yok edilmeden bize rahat yok. HAMAS’tan kurtulmak için gerekiyorsa Gazze yıkılsın, Filistinliler sürülsün’’ noktasına getirdi. Netanyahu bu sayede Filistin, Lübnan, İran ve Suriye’ye karşı saldırgan siyaset takip etmesine olanak sağlayacak vasatı buldu.
Başbakanın seyahati BAE Kralının ziyaret edilmesiyle sınırlı kalmıyor. Netanyahu bir iddiaya göre dokuz, bir başka iddiaya göre on ülkenin temsilcileriyle toplantı yapıyor. BAE, Bahreyn, Mısır, Suudi Arabistan, Libya (Hafter), İsrail, ABD, Kuveyt, Fas ve Umman’ın (Durumu net değil) katıldığı toplantıda İran ve Husilerle olan savaşlar değerlendiriliyor.
Bu toplantıya katılmaları, Suudilerin çaresiz olduklarını ve Mekke İttifakı ülkelerinin genelkurmay başkanlarının acilen davet edilmeleri üzerine yapılan toplantının sonuçsuz kaldığını gösteriyor. Netanyahu Arabistan’a yardım etmeye hazır olduklarını söylüyor. Trump’ı da Husilere yapılacak saldırıya katılmaya ikna edebileceğini ileri sürüyor.
BAE’ye kurdukları demir kubbenin bir benzerini Suudi Arabistan’a kurabileceklerini ve Husilerin fırlattığı ilkel (!) füzelerin demir kubbeyi aşamayacağını iddia ediyor. Bunları yapmak için, Suudi Arabistan’ın İsrail’i resmen tanımasını ve İbrahim Anlaşmasını imzalamasını şart koşuyor.
Suudilerin sürekli girişimlerde bulunması Yemen’e büyük bir saldırı hazırlığında olduklarını gösteriyor. Amerika’dan, İngiltere’den ve AB’den defalarca yardım istediler. Pakistan’la sayısız kere bir araya geldiler. Mekke İttifakı ortaklarını iki kez toplantıya çağırdılar. İsrail’le bile iki kez görüştüler. Babülmendeb’i açacak uluslararası deniz gücü teşkil edilmesi çağrısında bulundular. Konuyu Arap Ligine götürdüler.
Haddizatında Husiler anlaşmaya yanaşmadığına göre, iflas etmemek için başka çareleri yok. Husileri sahillerden uzaklaştırmak, iç kesimlere sürmek ve boğazı açmak zorundalar. Türkiye asla, hiçbir şartta Yemen’e asker göndermemeli.
Taraflar İran’a karşı takip edilecek strateji konusunda anlaşamıyorlar. İsrail savaşın kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini savunuyor. Amerika’yı saldırıları başlatmaya ikna etmeye çalışıyor. Tabii İsrail’in tuzu kuru. İran ateşkesten beri İsrail’e füze atmadı. Ama Amerikan hedeflerini ve Katar ile Umman dışındaki Körfez ülkelerini defalarca vurdu.
Amerika’nın başını çektiği diğer devletler, ambargoyu kararlılıkla uygulayarak İran’ı ekonomik olarak çökertmekten yanalar. Bu süreçte savaşa hazırlanacaklar. Füze, füze savar ve dron stoklarını artıracaklar. Hava savunma sistemleri inşa edecekler. Nihai kararı İran verecek. Şöyle ki İran ambargodan dolayı pes eder ve ABD’nin şartlarını kabul ederse sorun çözülecek. İran şartları kabul etmezse, rejim devrilene kadar devam edecek olan savaş başlatılacak.
İsrail diğer devletleri ikna edemiyor ki bu, ABD’nin stratejisinin uygulanmaya devam edeceği anlamına geliyor: Ambargo sürdürülecek ve savaşa hazırlanılacak. Nitekim ABD Umman denizine eşi benzeri görülmemiş düzeyde yığınak yapıyor.
ABD’nin talep ettiği şartlar yerine getirilmeden durmayacağının bir başka karinesi, İran’ın BM Zirvesi sırasında ilettiği, ambargonun kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması karşılığında Hürmüz’ün açılmasını öneren yedi maddelik teklifi anında reddetmesi.
Son olarak sadece Husilerin resmi internet sitesinde yer alan bir haberden bahsetmeliyim. Siteye göre Netanyahu Abu Dabi’de BAE ile Suudiler arasında arabuluculuk yapmış. Husilere karşı BAE-Suudi koalisyonunu canlandırmaya çalışmış. Bu arabuluculuktan nihai amaç, Riyad’ı Mekke ittifakından koparmak ve BAE ile kurduğu ittifaka katmaktır. İsrail’in bu siyaseti dikkate alınmalı.
