İran’ın Kürt politikası değişiyor mu?
Tahran’ın Kürt politikası her daim Türkiye’nin aleyhineydi. İran, PJAK’la savaşırken bile PKK’ya kol kanat gerdi. Örgüte her sıkıştığında can simidi uzattı. Kandil’e operasyon düzenlendiğinde teröristler sınırın İran tarafında ağırlandılar. Türk ordusu kuşattığında ihtiyaçlarını İran’dan giderdiler. Afganistan’da imal edilen uyuşturucuyu İran üzerinden Avrupa’ya ulaştırmalarına bile göz yumuldu.
2006 yılında İran ile PJAK ateşkes ilan edince, Tahran’ın PKK’ya olan desteği arttı. İran PKK’yı hem Türkiye’ye hem de ABD ve İsrail’in piyonu olarak gördüğü Barzanilere karşı kullandı. PKK’nın İsrail’in kontrolüne girmesini engelledi. Bu siyasetin sonucunda PKK’da İsrailci ve İrancı kanatlar oluştu. Tahran, Ankara’nın başlattığı açılım süreçlerini hep baltaladı. PKK’nın ilan ettiği tek taraflı ateşkeslerin son bulması için elinden geleni yaptı.
Körfez savaşı Tahran’ı Kürt politikasını değiştirmek mecburiyetinde bıraktı. Zira Türkiye müdahale ederek Amerika’yı ikna etmeseydi, Kürt örgütleri kara harekatı başlatacaklardı. Bu harekatın sonucunda belki iç savaş çıkacaktı belki rejim devrilecekti belki bu hareketlenme diğer azınlıkları da tetikleyerek İran’ı bölünmeye sürükleyecekti belki de isyan kolaylıkla bastırılacaktı. Ama her halükarda İran az veya çok, bedel ödeyecekti.
Devrim muhafızları, ABD ve İsrail’le ateşkes ilan edilir edilmez Kürt bölgelerine askeri operasyonlar düzenlemeye başladılar. Binlerce Kürt, sivil-terörist ayrımına pek dikkat edilmeden öldürüldü. İki bin civarında gösterici idam edildi. On binden fazla tutuklama yapıldı. Operasyonlar İran topraklarıyla sınırlı kalmadı. İran Kuzey Irak’ı sürekli vuruyor. Cuma akşamı itibariyle toplam 1003 saldırı düzenlemişler Erbil ve çevresine. Bir saldırıda bir füze atıldığı da olmuş on füze atıldığı da.
Oysa savaştan önce Tahran Kürt açılımına hazırlanıyordu. Şah zamanında da idareci elit içinde yer almayan Kürtler, İslam devriminden sonra tamamen dışlanmıştılar. Devrimden sonra ilk kez Sünni bir Kürdü bakan yapan Pezeşkiyan, bununla yetinmeyerek Sünni bir Kürdü cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atadı.
Ardından hiç olmaz denilen bir şey başarıldı: Bir Kürt, deniz kuvvetleri komutanı oldu. Böylece ilk kez bir Sünni kuvvet komutanı olmuş oldu. Son olarak yine ilk kez Sünni bir Kürt vali yapıldı. İran’da valiler çok güçlüdür. Bunlar kolay olmadı, her atama için mücadele verildi, cumhurbaşkanının istifanın eşiğinden döndüğü oldu.
PJAK, Mahsa Amini’nin katledilmesinden sonra ateşkesi sonlandırarak yeniden silaha sarılsa da eski gücüne ulaşamamıştı. Üstüne devrim muhafızlarının operasyonları gelince PJAK ve diğer örgütler iyice zayıfladı. Kürtler çoğunlukta oldukları yerlerde kalabalık protesto gösterileri düzenlediler, rejime tavır koydular ama terör eylemlerine destek olmadılar.
Ahval buyken, DEM parti tarafından, Öcalan’ın İran ve PJAK’a gönderdiği mesaj yayınlandı. Öcalan İran’ı idamları ve saldırıları durdurmaya, PJAK’ı İran’ın diğer bölgelerinde de legal örgütlenmeye davet etti. İran saldırılarını sürdürürse, PJAK’ın direnişe geçmesinin meşru olacağını vurgulayan Öcalan, Türkiye’yi aktif rol oynamaya çağırdı. Bu çağrının, taraflar PJAK’ın silah bırakmasıyla sonuçlanacak bir sürecin başlatılmasında anlaştıktan sonra yapıldığını düşünüyorum. Zira Öcalan mesajında zımnen, idamlar ve saldırılar durdurulur ve PJAK’IN sivil örgütler kurmasına izin verilirse, direnişin meşruiyetini (!) kaybedeceğini ilan ediyor.
Bu çağrının ardından önemli gelişmeler meydana geldi. PJAK’ın öncülüğündeki altı Kürt örgüt, Kürtlerin yaşadıkları yerlerde, Mahsa Amininin ölüm yıl dönümü olan 16 Eylül’de genel grev çağrısı yaptı. Çağrı başarılı oldu. Kepenkler açılmadı, fabrika ve atölyeler çalışmadı, okullar ve üniversiteler boş kaldı. Böylece PJAK hem halkın gazını aldı hem de güç gösterisinde bulundu. Güvenlik güçleri göstericilere müdahale etmedi.
Aynı gün İran İçişleri Bakanı Ankara’ya geldi. Türk ve İranlı bakanlar PJAK’ı silah bırakmaya davet ettiler. İranlı bakan süreç başladığından beri ilk kez, Terörsüz Türkiye sürecini desteklediklerini ve her türlü iş birliğine hazır olduklarını deklare ettikten sonra ‘’Türkiye’nin güvenliği İran’ın güvenliğidir’’ dedi. Çiftçi ‘’PKK’lı teröristler sınırın İran tarafında geçerek PJAK’lı teröristlere dönüşebilirler’’ ifadesiyle türevlerinin tamamı aynı şekilde davranmadıkları takdirde PKK’nın silah bırakmasının sorunu çözmeyeceğinin altını çizdi.
Aynı gün KYB lideri Talabani Tahran’da cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve devrim muhafızları komutanıyla görüştü. Talabani idamların ve saldırıların durdurulacağını açıkladı. Talabani dönüşte IKBY Başbakanı Mesrur Barzani’yle görüştü. Aynı gün IKBY Başkanı Neçirvan Barzani Süleymaniye’yi ziyaret ederek KYB yöneticileriyle bir araya geldi. Toplantıdan sonra uzun süredir kurulamayan koalisyon hükümetini kurmak ve peşmerge kuvvetlerinin birleşme ve Irak ordusuna entegre olma sürecini hızlandırmak hususlarında anlaşıldığı açıklandı. KDP ve KYB, örgütlerin silah bırakma süreçlerinde üzerlerine düşenleri yapacaklarını ifade ettiler.
PJAK sözcüsü, Öcalan’ın çağrısıyla ilgili olarak sorulan soruya, ‘’Silah bırakmanın kolay olmadığının, hemen olmayacağının, PYD-SDG’nin entegrasyon sürecinin bir yıldan uzun sürdüğünün altını çizerek görüşmelere başlamaya hazır oldukları’’ cevabını verdi.
İran ABD ve İsrail’le savaşın bitmediğinin ve her an alevlenebileceğinin farkında. Bu nedenle Kürt örgütlerini silahsızlandırmayı hedefliyor. Bir başka amacı Türkiye’ye siyasetini değiştirdiğini göstermek. Zira Tahran’da bölgesel devletler iş birliği yapmadan ve kararlı olmadan ABD ve İsrail’in durdurulamayacağının farkında.
İran ABD çekildikten sonra Irak’ta Türkiye ile kendisini zayıflatacak bir çekişmeye girmek istemiyor. Süreci anlaşarak yürütmek niyetinde. PKK’nın tasfiyesinin, Kalkınma Yolunun, Kerkük’ün, enerji nakil hatlarının ve TPAO’nun ortak olduğu petrol sahalarının Ankara için vaz geçilemez ve taviz verilemez olduğunun farkında.
KDP, KYB ve PJAK, ABD’nin Irak’tan çekilmesinden sonraki döneme hazırlık yapıyorlar. Ön alıyorlar zira ABD çekilince Türkiye, İran ve Irak’a karşı savunmasız kalacaklar. ‘’Uçuşa yasak bölge’’ ifadesi tarihe karışacak. Artık bu üç devletten biriyle bile ters düşemezler. Yani bu devletlere karşı olan örgütlere ev sahipliği yapamazlar.
