Terörsüz Türkiye
Terörsüz Türkiye başlamadan önce PKK ve türevlerinin ahvali şöyleydi: Türkiye’de silahlı militan yok denecek kadar azdı. Örgüt kırsalda eylem yapamaz noktaya gelmişti. Şehirlerde TUSAŞ, İstiklal Caddesi ve Adana Polis Evi gibi provokasyon amaçlı terör faaliyetlerinde bulunabiliyorlardı. Irak’ta sınır boylarından çekilmişlerdi. Kandil, Gara ve Sincar, PKK’nın kontrolündeydi. Binden fazla köy PKK bölgelerinde kalıyordu. Kuzey Irak’ın farklı yörelerinde kurulan ondan fazla kampta çeyrek milyon insan yaşıyordu.
Suriye’nin üçte biri PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin kontrolündeydi. PYD, Amerika ve Avrupa devletlerinden düzenli olarak aldığı mali yardımların yanında, Suriye’nin petrol ve gaz sahalarının %90’ını kontrol ediyordu. PYD’nin ilan ettiği özerk bölgeyi Suriye tanımıştı. Bu nedenle PYD’li teröristler gittikleri yerlerde devlet adamı muamelesi görüyorlardı. PYD’nin 100 000 civarında, ücretli ve eğitimli silahlı mensubu vardı.
2006’da silah bırakan PJAK, Mahsa Amini’nin katledilmesinden sonra yeniden sahalara dönse de şartlar elverişli olmasına rağmen eski gücüne ulaşamamıştı. Kandil dağının iki tarafında 4-5 000 kadar teröristi vardı.
Terörsüz Türkiye ile beraber bu tablo tamamen değişti. PYD ve beraberinde özerk bölge kendini fesih etti. 6700 civarında PYD’li Suriye ordusuna tugaylar halinde katıldı. Önümüzdeki günlerde PYD’liler parti kurup teşkilatlanacaklar. Suriye’nin yönetimine talip olacaklar. Artık Türkiye için tehdit olmaktan çok uzaklar. Diyelim ki süreç akamete uğradı. PYD’liler özerk bölge kuramazlar. Suriye ordusunun karşısında varlık gösteremezler. 6700 teröristin bir kısmı Kandil’e gider. Bir kısmı da Suriye ordusunda görevine devam eder.
PKK, Irak’ta Kandil’e çekildi. Silahlı unsurlarını Gara ve Sincar’ın yanında kamplardan da çekti. Halen denetiminde dört yüz kadar köy var. Süreç bu aşamadayken akamete uğrasa, PKK çekildiği yerlerde hakimiyet sağlayamaz. Sadece Kandil’de, adeta kuşatılmış olarak, varlıklarını sürdürebilirler. Oysa daha önce Kandil’den Afrin’e kadar olan bölgeyi kesintisiz şekilde kontrol ediyorlardı. Sınırın Irak tarafı yani Sincar PKK’nın, Suriye tarafı PYD’nin elindeydi.
Süreç teröristler silah bırakmaya başladıktan sonra akamete uğrarsa PKK Kandil’deki varlığını zayıflayarak ta olsa sürdürür. Eğer silahlar bırakıldıktan sonra anlaşmazlık çıkarsa, PKK ne yaparsa yapsın Irak’ta Kandil dahil yerleşecek üs bulamaz. Ama konjonktüre göre İran’ın korumasına girebilir. Bugünkü konjonktürde İran Kürt terör örgütlerinin can düşmanı. Becerebilse hepsini yok eder. Zira Amerika ve İsrail’in kara harekatı olursa Kürt terör örgütlerini sahaya süreceği herkesin malumu. Ama gelecekte ne olur, belli olmaz.
İran’daki teröristler ateşkesten sonra devrim muhafızlarının düzenlediği operasyonlar nedeniyle çok kayıp verdiler. İran binden fazla PJAK’lıyı idam etti. Kan kaybeden PJAK Kuzey Irak’a çekildiğinden, İran sürekli Kuzey Irak’a saldırıyor. Erbil’e göre, İran ateşkesten sonra Kuzey Irak’a, 964 dron veya füze saldırısı düzenlemiş.
Terörsüz Türkiye tablosu bu. Süreç başladıktan sonra Suriye’de neredeyse tasfiye edilmişler. Türkiye’deki az sayıdaki terörist sınır dışına çıkmış. İran ve Irak’ta ciddi irtifa kaybetmişler. Terörsüz Türkiye’den sonra bir askerimiz veya polisimiz PKK kurşunuyla şehit olmadı. Buna karşılık Türkiye ne taviz verdi? Sadece kayyum atamaları durdu. Görevlerinden daha önce alınan DEM’lilerin vazifelerine dönmelerine bile izin verilmedi.
Terörsüz Türkiye’nin sadece Türkiye ve sadece PKK ile ilgili olduğunu düşünenler yanılır. Bu süreç tamamlandığında dört ülkedeki PKK ve türevleri ya fesih edilecekler ya silah bırakacaklar ya da orduya katılacaklar. Türkiye’deki Kürtler devletleriyle bütünleşecekler. İran, Irak ve Suriye’deki Kürtler Türk devletine sempati besleyecekler.
Eğer Terörsüz Türkiye olmasaydı PYD bu kadar kolay tasfiye edilemezdi. Suriye’de kan gövdeyi götürür, Türkiye’de sokaklar ısınırdı. PKK Irak’ta geri çekilmezdi. İran’da Kürt örgütlerinin operasyon düzenlemesi engellenemezdi. Yani nereden bakarsanız bakın Türkiye an itibariyle karda. Kazançlı.
Silahlar bırakıldıktan sonra cezaevlerindeki dört bin terörist serbest kalacak. Silah bırakanlar hapis yatmayacak. Buna karşılık PKK ortadan kalkacak. Tabii yönetici kadro Kuzey Irak’tan çıkarılırsa. Aksi halde PJAK örneğinde olduğu gibi, şartları elverişli bulduklarında, bir kısmı yeniden silahlanır. Terörist başlarının Türkiye’ye getirilmemesi doğru ama Irak’ta kalmaları yanlış. Bunlar Avrupa, Amerika ve Afrika’ya dağıtılmalı. Irak ve Suriye’ye girişleri yasaklanmalı.
Hayati derecede önemli olan bir başka konu da özellikle sarp olan Kandil ve Gara’da PKK’nın boşalttığı yerlerin en azından bir süre Türk ordusunun kontrolünde olması. Buralara Irak’ta Barzani’de Talabani’de Haşdi Şabi’de yerleşmek ister ama gelecekte istenmeyen gelişmeler olursa PKK artıklarına direnemeyebilirler.
Terörsüz Türkiye’ye Kürtçe resmi dil olacak, Türk’ün yerini Türkiye alacak, özerklik verilecek ve anayasadan Türk kelimesi çıkarılacak gibi gerekçelerle karşı çıkanlar yanılıyorlar. Bunların hiçbiri bu süreçte olmayacak. PKK silah bıraktıktan sonra siyasal mücadele vererek bu haklardan hala talep ettiklerini elde etmeye çalışacak.
PKK’nın daha önceki süreçlerde talepleri ve beklentileri çok yüksekti. Fakat çözüm sürecinden sonra inanılmaz irtifa kaybettiler. DEM Partinin oy oranı %13’ten %8’e düştü. Belediyelerine kayyumlar atandı. Partilerinin ileri gelenleri cezaevlerine koyuldu. Dağa çıkanlar azaldığından mevcutları çok düştü. Teröristlerin yaş ortalaması yükseldi. Türkiye güçlendi. Bölgesel ve global konjonktür tamamen aleyhlerine döndü.
Bu nedenle geçmişteki taleplerinin çoğundan vazgeçtiler. Federasyon, özerklik ve kamu da ortak yönetim gibi talepleri yok. Bunların olmayacağının farkındalar. Kürtçenin resmi dil olması, anayasaya Kürtlerin iki kurucu unsurdan biri olarak girmesi, Kürtlere kümülatif haklar verilmesi mücadelelerinin ekseni olacaktır. Bununla beraber eğer kurdukları parti Öcalan’ın öngördüğü gibi Türkiye partisi olacaksa, her bölgeden oy almayı hedefleyecekse, onları kısıtlayacak olan bu taleplerde uzun süre ısrarcı olamazlar.
