Türkiye’nin rakipleri
Bir yıl önce bu sorunun cevabı ‘’Ortadoğu’da Türkiye’nin rakipleri İran, İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan’dır’’ olurdu. Sadece bir yılda dört rakibimizde küme düştü. Türkiye’nin önü açık ama ekonomimizi düzeltmemiz ve hiçbir koşulda savaşlara katılmamamız şartıyla.
İran savaşta büyük yıkıma uğradı. 25 yıl geriye gitti. Beş milyon insan işini kaybetti. On binlerce esnaf, binlerce tüccar ve sanayici iflas etti. Üniversiteler, okullar yıkıldı. Petrol kuyuları ve doğalgaz sahaları kullanılamaz hale geldi. Nakil hatları devreden çıktı. Hala vatandaşlara düzenli olarak su, elektrik ve gaz verilemiyor. İran’a uygulanan ambargo ağırlaştırıldı. ‘’İran petrol ve gaz ihraç edemiyor’’ desek yalan olmaz.
Tahran, savaşın devam edeceğini gördüğünden, kaynaklarını silahlanmaya harcıyor. Yani vatandaşların durumunda en ufak iyileşme yok. Savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın İran kaybedecek. Rejim devrilirse İran bölünür. Rejim ayakta kalmayı başarırsa, yıkım felaket derecesinde büyük olur.
Batılı yayın organları, Trump’ın Pentagon’a, İran’a ‘’bombaların anasının’’ atılması için hazırlık yapmaları talimatı verdiğini yazıyorlar. Bu olursa yıkım daha da artar.
İsrail Gazze, Lübnan, Suriye, Irak ve İran’da hedeflerine ulaşamadı. Üstüne Batı kamuoyunun ve Batılı devletlerin çoğunun desteğini kaybetti. Yahudi lobisi hala güçlü ama kamuoyunun tepkileri lobiyi de zamanla zayıflatacaktır. Batıdan aldığı destek, İsrail’in en büyük gücüydü. O destek olmasaydı İsrail olmazdı. İsrail kurulamazdı. Kurulsa bile hayatta kalamazdı.
İsrail’in arka arkaya çıkardığı savaşlarda ‘’Demir Kubbe’’ efsanesi çöktü. Yahudiler artık güvende değiller ve güvende olmadıklarının farkındalar. Yarım milyon Yahudi İsrail’i terk etti. Şartlar zorlaştığında ülkeyi terk etmeyi planlayan yarım milyondan fazla Yahudi, yurtdışında gayrimenkul edindi. Bu bir milyonu aşan nüfus, İsrail’in kaymak tabakası.
İbrahim anlaşmalarının ve IMEC projesinin rafa kalkması da İsrail’i zayıflatıyor. Amerika’nın Körfezi koruyamaması, Irak ve Suriye’den çekilmesi, Ortadoğu’dan çekilmeye hazırlanması, İsrail için sonun başlangıcı. Rojova ve Sincar’ın fesih edilmesi ve IKBY’nin güç kaybetmesi de Tel Aviv için olumsuz bir gelişme. Eğer PKK silah bırakırsa, en kullanışlı taşeronunu kaybedecek İsrail.
İsrail, ABD’nin çekilmesinden doğan güç boşluğunu dolduramaz. Bu boşluktan İngiltere ve Türkiye ittifakı pay alabilir. Eğer yıkılmazsa İran rejimi ve müttefikleri de pay alabilir. Çin ve Rusya Ortadoğu’da güçlenecektir. Kaçınılmaz olan bu gelişmeler İsrail’i zayıflatacak.
İran ile barış yapılırsa, İsrail’in en güçlü düşmanı varlığını korumuş olacak hem de vekil güçleriyle birlikte. Zira Tahran Lübnan, Irak ve Yemen’i içermeyen bir anlaşmayı imzalamaz. Seçimlerden sonra savaş başlarsa ki büyük ihtimalle başlayacak, İsrail’de bu savaştan zarar görecek. Füze saldırılarına muhatap olacak. Nüfusu erimeye, yurtdışında destek kaybetmeye devam edecek.
Savaşın sonunda İran rejimi ayakta kalırsa İsrail boş yere hasar almış ve güç kaybetmiş olacak. Rejim yıkılırsa İsrail en amansız düşmanlarından birinden kurtulmuş olacak. Bu elbette büyük bir kazanım ama rejim, devrilmeden önce tüm kozlarını oynayacaktır ki bu, İsrail için, yıkım demek.
Mısır, savaşlardan uzak durmaya çalışsa da içinde bulunduğu ekonomik durum buna müsaade etmez. Hürmüz’ün ve Babülmendeb’in kapatılmasının en çok vurduğu ülkelerin başında Mısır geliyor. Zira hem Süveyş’ten elde edilen gelir, geçen gemi sayısının azalması nedeniyle çok düştü hem de petrol fiyatlarının yükselmesi, Mısır’daki krizi derinleştirdi. Mısır o kadar büyük bir krizdeki, Kızıldeniz’deki turizm cenneti olabilecek adalarını Suudilere satmak zorunda kaldı.
Mısır, Afrika’dan özellikle iç savaşın sürdüğü Sudan ve Etiyopya’dan, yoğun göç alıyor. Nüfusu hala hızlı artıyor. Gazze’de katliam bitti ama Filistinlilerinin durumunda düzelme olmadı. Gazze hatta Filistin sorununun en çok etkilediği ülke, Mısır.
Gazze hatta Filistin sükun bulmadan Mısır rahatlayamaz. Nitekim katliam sırasında Gazze’yi terk eden yarım milyon göçmen Mısır’a yerleşti. Etiyopya’da henüz başlayan iç savaş ve Eritre ile Etiyopya arasındaki çarpışmalarda Mısır’a olumsuz tesir edecek.
Amerika’nın İsrail’den sonra mali olarak en çok desteklediği devlet olan Mısır, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmesinden olumsuz etkilenecektir. Mısır’ın majör müşterileri olan Körfez ülkelerinde ekonominin bozulması, Kahire’nin bir diğer handikabı. Her sene yüz bin civarında Mısırlı genç bu ülkelerde iş ve ekmek buluyordu.
Yakın dönemde en çok irtifa kaybeden devlet Suudi Arabistan oldu. BAE ve Mısırla oluşturduğu ittifak, başarısız olduğu için dağıldı. İran savaşında Suudi ordusunun kağıttan kaplan bile olmadığı ortaya çıktı. Füzesavar sistemleri rafinerileri, nakil hatlarını ve enerji sahalarını dahi koruyamadı.
Husilerin, Suudilerin öncülüğünde kurulan koalisyonun kara ordusunu defalarca püskürtmeleri, Babülmendeb’in yakınlarındaki adaları ilkel gemilerle ele geçirebilmeleri, Arabistan’ın prestijini bitirdi. Suudilerin kara ve deniz kuvvetlerinin de hava kuvvetleri kadar zayıf olduğu ortaya çıktı.
Her sene savunmaya Türkiye’nin beş katından fazla harcama yapan Suudi Arabistan’ın, Husilerden oluşan derme çatma ordu karşısında çaresiz kalması, kapı kapı gezip yardım istemesi yıllarca unutulmaz. Suudiler bu saatten sonra destek alarak Husileri yenseler bile, artık lider ülke olamazlar ki mevcut tablo Husilerin yenilemeyeceğini gösteriyor.
ABD Tahran’la anlaşırsa Suudiler İran tehdidiyle yaşamak zorunda kalacaklar. Anlaşma olmaz ve savaş başlarsa en çok hasar alan ülkelerin başında Arabistan gelecek.
Şartlar Türkiye’nin güçlenmesi ve bölgesel süper güç olması için müsait. Rakiplerimizden önde ve avantajlı olduğumuz kesin. Ama bizimde birbirinden büyük sorunlarımız var. Allah korusun savaşa girerek kan kaybedebiliriz. Ekonomik olarak çökertilebiliriz.
