Beşiktaş dosyası
İlk yolsuzluk operasyonu Beşiktaş Belediyesine yapılmıştı. Suçüstü yapılan Manavgat’tan sonra davası ilk sonuçlananda Beşiktaş oldu. Öncelikle suç örgütü iddiasının düşürülmesini doğru buluyorum. Zira bir grubun, birlikte ve sürekli işledikleri bir suç söz konusu değil. Aziz İhsan Aktaş altı belediye başkanına ihale almak veya hak edişini tahsil etmek için rüşvet vermiş. Belediye başkanlarının birbirlerinden haberli olduklarını gösteren bir delil yok. Ayrıca bir başkan rüşvet aldığını veya verdiğini diğer belediye başkanlarına söylemez.
Aktaş 34 tane CHP, 16 tane Ak Parti belediyesiyle iş yapmış. Bunlardan sadece altı tanesinin rüşvet talebi olmuş. Zaten uzun süre ve yüksek tutarlarda çalıştığı belediyelerde, rüşvet ilişkisi olanlar. Altı belediyeyle yaptığı hacim, on altı Ak Partili belediyeyle yaptığının on katından fazla.
Aktaş’a çok az ceza verilmesi eleştiriliyor. Bence devlet memurlarına rüşvet verdiğini itiraf eden ve rüşveti belgeleyenlere ceza verilmemeli. Bu uygulama yaygınlaştırılmalı. Zira bu yaygınlaşırsa rüşvet marjinalleşir. Her iki tarafta ceza aldığında kimse itirafçı olmaz. İtirafta bulunan ceza almadığında taraflar rüşvet ilişkisine girmekten çekinir.
Bu kararların büyük kısmının İstinaf veya Yargıtay’da bozulacağını düşünüyorum. Çünkü Manavgat’ta ki yolsuzluk dosyasında başkana 45, yardımcısına 40 yıl ceza verildi. Ya Beşiktaş’taki cezalar az ya da Manavgat çok fazla. Oysa aynı suça aynı ceza olmalı. Aksi halde adaletsizlik olur.
‘’Suç örgütü’’ iddiasının mahkemece kabul edilmemesi İmamoğlu davasında yargılananlara moral verdi. Onlarda, kamuoyu da İmamoğlu dosyasında da aynı gelişmenin olacağı beklentisine girdiler. Bu kanaate katılmıyorum. Zira İmamoğlu milletvekilleri ve İstanbul dışındaki belediye başkanlarını da sürece dahil ederek belediye dışında bir örgüt kurmuş.
2024 seçimlerinde göreve gelen CHP’li belediyeleri üç kategoride değerlendirebiliriz. İmamoğlu’na bağlı olanlar, Özel taraftarları ve seçimleri kazanmak için mecburen aday gösterilenler. Mesela Manisa, Uşak ve İzmir Özelci. İstanbul ilçelerinin çoğu, Muğla, Tekirdağ, Kuşadası, Görele, Bursa, Seyhan, Ceyhan ve Bodrum İmamoğlu taraftarı. Balıkesir, Aydın, Ankara, Mersin, Afyon, Bolu, Adana ve Antalya başkanları mecburen aday gösterilmiş. İddialara göre mecburen aday gösterilenlerin tıyneti müsait olanlarından da (Muhittin Böcek gibi) para alınmış. İmamoğlu büyük paralar almış. Özel mütevazi davranmış. İmamoğlu paraları kendine almış. Özel seçim kampanyası ve parti için kullanmış.
Yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı, aynı zamanda İmamoğlu ekibinin kontrol ettiği belediyelerde yüksek tutarlı ihalelerin verilmesini ve yüksek hacimli hak ediş ödemelerini takip ediyor. İhale alan ve hakkediş ödenen firmalardan %10 alıyor. Bu paralar cebe atılmıyor. ‘’Sistem’’ denilen bir başka genel yardımcısının başında olduğu yapıya devrediliyor. Paralar polis tarafından yakalanamasın diye aynı zamanda milletvekili olan bu yardımcının arabasında taşınıyor. Sistemde toplanan paralar Ekrem Beyi cumhurbaşkanı yapmak için harcanmak üzere biriktiriliyor. Bir başka genel başkan yardımcısı yapılacak imar artışlarından ve bu artışlardan kaynaklanacak gelirlerin tahsilinden ve sisteme devrinden sorumlu.
Vekiller dokunulmazlıkları olduğundan yani yargılanamadıklarından ve araçları aranamadığından tercih edilmişler. Sistem denilen bu organizasyon dolayısıyla İmamoğlu davasında cezalar daha ağır olacak ve mahkum olanların mal varlıklarına el konulacak.
Beşiktaş davası; Bursa, Antalya, İzmit, Menemen ve Etimesgut gibi davalara emsal olur. Zira orada da örgütten bahsedilemez. Belediyeciler ihale vermek ve hakkedişleri ödemek için rüşvet almışlar. Uşak vakası zaten eşi benzeri görülmemiş bir olay. Başkan otellerinde, restoranlarında, pavyonlarında ve barlarında çalışanları belediyede çalışıyor göstermiş. Maaşlarını belediyeden ödemiş, sigorta primlerini belediyeden yatırmış.
İmamoğlu davası ekim ayında, diğer davalar 2027 yılında sonuçlanır. Birçok belediyeci uzun mahkumiyetler alır. Mallarına el konur. Ama bu düzen devam eder. Zira MASAK raporlarında nasıl para çalındığının tespit edilmesine ve ilk operasyonların üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen kanuni düzenleme yapılmadı.
Oysa ilk operasyonun hemen ardından yapılması gereken, para çalınmasını önleyecek kanuni değişiklikleri yapmaktı. İki yıldır kim bilir ne kadar para çaldırdık?
Mevcut düzende yerel yöneticilere çok fazla yetki tanınmış ve sorumluluktan kaçabilecekleri yollar oluşturulmuş. Şu an tutuklanan başkanlar çok dikkatsiz ve pervasız davranmışlar. ‘’Bize bir şey olmaz’’ psikolojisiyle hareket etmişler. Yoksa aynı tutarda paraları hiç iz bırakmadan da çalabilirlerdi.
Düşünebiliyor musunuz üzerlerinden her yıl on milyarlarca dolar geçen Belediye İktisadi Teşebbüsleriyle (BİT) ilgili bir tane bile yasa yok. Belediyeler istedikleri kadar BİT kurabiliyorlar, zarar ve kar edebiliyorlar. BİT’ler vasıtasıyla belediyelerin içini boşaltabiliyorlar.
Yeni bir anayasaya, yeni kanunlara ihtiyacımız olduğu tartışılmaz. Bana sorsanız en önce belediye ve BİT kanunlarını çıkarmalıyız. Sonra Mavi Vatan Yasasını. Sonra infaz kanununu. Sonra diğerlerini. Ama ne belediye ne de BİT’ler konusunda bir hazırlık yok. Mavi Vatan Kanunu tartışılıp gündemden düştü. ‘’İnfaz ekimde gelecek’’ deniyor. Doğru bildiklerimizi yazmaya devam edeceğiz.
