Bir alçak teröriste konut yapmak öyle mi?
Binlerce vatan evladının kanını elinde taşıyan, kundaktaki bebekten beşikteki masuma, tarladaki işçiden sınır boyundaki nöbetçiye kadar bu milletin her ferdine kastetmiş, bu topraklara nifak tohumları ekmiş bir terör odağının elebaşına "konut" inşa etmek; bu aziz milletin haysiyetine, şüheda mirasına ve devlet vakarına yapılmış en açık, en galiz ve en affedilmez saldırıdır.
Siyasetin karanlık dehlizlerinde "müzakere", "statü", "başmüzakereci" ve "yeni süreç" gibi süslü ama zehirli kelimelerin ardına gizlenerek bir katili meşrulaştırmaya yeltenenler, Türk devletinin izzetini ve Türk milletinin sabrını tarihte eşi benzeri görülmemiş bir şekilde hiçe saymaktadırlar.
Bir devletin asli vazifesi ve varlık sebebi, katile konfor alanı yaratmak, ona çalışma ofisleri tahsis etmek veya onun "özgürlük" taleplerine zemin hazırlamak değil; adalet, hakkaniyet ve hukuk ilkeleri uyarınca döktüğü her damla kanın hesabını en ağır şekilde sormaktır. "İmralı’da konut yapıldı" cümlesini zerre utanmadan, bir müjdeymişçesine meclis kürsülerinden savuranlar ve bu cürete sessiz kalarak zemin hazırlayan tüm yapılar, bu milletin bağımsızlık, vatanın bölünmez bütünlüğü ve milli egemenlik gibi en temel milli değerlerine ihanet etmektedirler. Bir teröriste meşruiyet alanı açmak, bin yıllık devlet geleneğimizin onurunu, bayrak sevgisi ve devlet haysiyeti gibi yüce değerlerimizi siyasi pazarlık masalarında bozuk para gibi harcamaktır.
Şunu herkes kafasına kazımalıdır ki: Eli kanlı, ruhu karanlık böyle vahşi bir teröristin yeri mübarek vatan toprağının tek bir zerresi dahi olamaz! Şüheda kanıyla sulanmış, her bir karışında bir yiğidin yattığı bu mukaddes topraklar, böyle bir adi varlığı bünyesinde barındırmayı reddeder; vatan toprağı kendi katilini kabul etmez!
Bir caniye konut inşa etmek, sadece bir yapı dikmek değil, o toprağın kutsiyetine hıyanet etmek, toprağın altındaki binlerce şehidin kemiklerini sızlatmaktır. Kendi evlatlarını toprağa verirken "Vatan sağ olsun" diyerek vakur duruşundan taviz vermeyen, acısını yüreğine gömüp bayrağına sarılan bu necip milletin şehadet, gazilik, mukaddesat ve ezan gibi sarsılmaz dini değerlerini her fırsatta siyasete meze edenlere en sert ihtarı yapıyoruz: Ağzınızdaki iman, din ve vicdan kelimeleri, bir teröristin konforu için harcanan her bir tuğla ve atılan her bir hukuki imza ile birlikte anlamını yitirmiş, içi boşaltılmış birer slogana dönüşmüştür.
Mazlumun hakkını korumak, yetimin gözyaşını silmek ve zalime karşı elif gibi dik durmak gibi ulvi değerleri dilinden düşürmeyip, kendi vatanının katiline "itibar" ve "konut" verilmesine sessiz kalanlar; bu milletin manevi birliği, kardeşlik hukuku ve dini feraseti önünde en büyük samimiyet sınavını kaybetmişlerdir.
Bugün bu rezalete karşı gıkını çıkarmayan siyasi partiler, koltuk sevdasına vatanın onurunu kurban eden yapılar, "stratejik derinlik" veya "siyasi süreç" adı altında ihaneti alkışlayan dernek ve cemiyetler; biliniz ki sessizliğiniz en büyük onayınızdır! "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" düsturunu dillerinden düşürmeyen ancak mesele vatanın izzeti olduğunda dillerini yutan sözde dindar yapılar, "milliyetçilik" maskesi takıp vatanın haysiyeti çiğnenirken üç maymunu oynayan kuruluşlar, bu zillet projesine sessiz kalarak bu suça en az faili kadar ortak olmuşlardır.
Unutulmasın ki, hıyanete sessiz kalmak, hıyanetin kendisine eşdeğerdir. Bugün bu alçaklığa karşı irade göstermeyenlerin, yarın vatan, millet, bayrak üzerine söyleyecek tek bir kelimesi, savunacak tek bir davası kalmayacaktır.
Kendi katiline saray yavrusu inşa eden bir zihniyete karşı ses yükseltmeyen her kurum ve kuruluş, şehidimizin tabutuna omuz veren babanın ahında, evladını bekleyen ananın gözyaşında boğulacaktır. Bugün susan o diller, yarın konuşmak istediklerinde hitap edecek bir millet, sığınacak bir vicdan bulamayacaklardır.
50 bin kişinin katiline saray yavrusu hazırlayan, ona "sayın" diyerek itibar bahşeden ve terörü siyasallaştırarak meşrulaştıran bir iradeyle aynı safta duranlar; kıldıkları namazın da, tuttukları orucun da, dillerindeki hamaset dolu milliyetçiliğin de bu aziz millet nezdinde artık hiçbir ahlaki karşılığı kalmadığını bilmelidirler. Bu tavizkar tutum, sadece geçici bir siyasi hata değil, doğrudan doğruya milli namus ve toplumsal vicdan gibi yeryüzündeki en yüce değerlerimize vurulmuş paslı ve zehirli bir hançerdir.
Çanakkale’de "Geçilmez" denilerek dünyaya meydan okuyan o sarsılmaz iradeyi, bugün İmralı yollarında "müzakere" trafiğine kurban edenler, hangi yüzle Misak-ı Milli, hürriyet ve milli şuur gibi ulvi kavramları ağızlarına alabileceklerdir?
Bir teröriste "sayın" diyerek ona konak inşa edenler ve onu bir siyasi özne haline getirmeye çalışanlar, Türk milletinin tarihsel mirası, kültürel kimliği ve geleceğe olan sarsılmaz inancı gibi kutlu değerlerini birer küresel tezgahın parçası haline getirmişlerdir.
Bu zillet tablosu karşısında dilleri tutulan, kalemleri kırılan, koltuklarını vatan haysiyetinden üstün tutanlar; doğruluk, dürüstlük ve ahde vefa gibi hem insani hem de dini değerleri hiçe sayarak, şehit çocuklarının babasız geçen her bayramının vebalini ebediyen omuzlarında taşıyacaklardır.
"Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü bu halk istiyor" diyerek millete iftira atanların karşısında kafasını kuma gömenler, milli onur ve haysiyet sınavında tarihin çöplüğüne mahkum olmuşlardır. Türk milleti, kendi katiline konut yapanları da, o konutun anahtarını "barış" yalanıyla süsleyerek ihanete kılıf uyduranları da, bu ihaneti koltuklarında oturup büyük bir pişkinlikle izleyenleri de asla unutmayacak ve asla affetmeyecektir.
Bizim inancımızda ve geleneğimizde vatan sevgisi imandandır; dolayısıyla vatana ve millete kastetmiş bir hainle pazarlık yapmak ya da bu pazarlığı sessizce izlemek, imana ve vatana aynı anda ihanet etmektir. Bir caniye gösterilen her türlü imtiyaz, her türlü yumuşama ve her türlü "statü" tanımlama gayreti; insanlığın, hukukun ve bu toprakların sahip olduğu tüm yüce değerlere karşı girişilmiş bir darbedir.
Kerkük’ten Turan’a, Gazze’den Çanakkale’ye kadar tüm kutsalları siyasi çıkarlarınız için birer kalkan olarak kullanırken, öte yanda terörün başını bir "başmüzakereci" olarak selamlamanız, bu milletin tarihsel hafızasında en kara leke olarak kalacaktır.
Bu milletin feraseti, kimin gerçekten vatansever olduğunu ve kimin vatanın değerlerini şahsi ikballeri için kurban ettiğini görecek kadar derindir. Şehitlerimizin kanıyla çizilen sınırların, bir terör elebaşının konutu üzerinden tartışmaya açılmasına izin verenler, mahşer gününde ve tarih huzurunda "müflis" olarak anılacaklardır.
Bizim kitabımızda katile merhamet vatana ihanettir; bu rezalet projesine sessiz kalan her kim varsa, milletin sinesindeki o sönmeyen adalet ateşinde yanmaya mahkumdur.
Bu vatan, üzerinde konutlar yükseltilen katillerin değil; toprağın altında kefensiz yatanların, ay yıldızlı bayrağı namusu bilenlerin ve devletini canından aziz sayanların ebedi yurdudur!
Hiçbir toprak böylesi bir zilleti kabul etmez, hiçbir Türk evladı bu hıyaneti sindirmez! Bugün susanlar, yarın konuşacak yüz bulamayacaklardır; zira sessiz kalan diller, hıyanetin ortağı, şeytanın yoldaşıdır!
Yazarın Diğer Yazıları
- Mehmetçiğin Kanı Kime Helal?
- Molla Gitsin de Trump-İsrail mi Gelsin?
- Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?
- "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar? Ey Yıldıray Çiçek
- Apo'nun Villasını Bahçeli Mi Yaptırdı?
- Londra'da Yahudi-Kürt Konferansı: Stratejik Ortaklık
- Yaşasın του κινήματος الحكيم serok Bahçeli!
- Kağan Kutsaldı, Padişah Ulu'ydu. Ya Cumhurbaşkanı?
