Köşe Yazısı

Duran Kalkan Türk Devletinden Ne İstiyor? Barış, Silahlar ve Siyasallaşma

5 dk Sesli Dinle 0

"Tekçi cumhuriyet pkkya dar geliyor pkk 60 milyon Kürdü temsil ediyor."muş.
 
pkk yöneticisi Duran Kalkanın 15 Ekim 2026 tarihli Komînal’deki açıklamaları, barış sürecinin arkasındaki siyasi talepleri yeniden gündeme taşıdı. AKP iktidarına, Devlet Bahçeli'ye ve Türk devletine yönelik mesajlar yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı değil. Öcalan'a statü, yeni yasal düzenlemeler, örgütün siyasi alana taşınması ve devletin mevcut yapısının değiştirilmesi de açıklamaların merkezinde yer alıyor.
Katil ele başı Duran Kalkan, Komînal'in sorularını yanıtlarken Türkiye'deki Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulunuyor.
Kalkan'ın özellikle AKP iktidarına, Devlet Bahçeli'ye ve Türk devletine yönelttiği mesajlar, sürecin siyasi boyutunun ne kadar kapsamlı olduğunu gösteriyor.
Kamuoyunun sorması gereken temel soru şu:
pkknın silahlı mücadeleyi sona erdirdiğini ileri süren yöneticileri, devletten tam olarak ne istiyor?
Şehitlik söylemiyle örgütsel devamlılık vurgusu

Kalkan'ın açıklamalarında dikkat çeken ilk unsur, pkknın geçmişine ve örgütsel bağlılığa ilişkin ifadeleri.
Kalkan, "Önder Apo 'pkknın şehitler partisi' olduğunu ifade etti" derken, "Bu sürecin temel esin kaynağı yönlendirici ve ilham verici gücü kesinlikle kahraman şehitlerimizdir" ifadelerini kullanıyor.
Daha da dikkat çekici olan sözleri ise şöyle:
"Bu mücadeleyi Önderlik geliştirdi, şehitlerimiz var etti ve ete kemiğe büründürdü."
"Bu halkı hiç kimse şehitlerinin izinden, davasından koparamaz."

Bu ifadeler, örgütün geçmiş mücadelesine ilişkin ideolojik bağlılığın yeni siyasi süreçte de korunduğunu gösteriyor.
Burada önemli soru şudur:
Silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş iddiasında bulunan bir örgütün geçmişine ilişkin bu bağlılık söylemi, yeni dönemde nasıl bir siyasi ve hukuki karşılık bulacaktır?
Kalkan'ın açıklamalarının en önemli bölümlerinden biri doğrudan AKP iktidarını hedef alıyor.
Şu ifadeleri kullanıyor:
"Devletin özellikle AKP iktidarının süreci yürütmede Önder Apo'ya statü vermede, Önder Apo'nun sürecin başarısı için etkili çalışır koşullara sahip hale gelmesinde isteksiz olduğu bir gerçektir."
"Hareket yönetimi olarak bizim ve Önder Apo'nun bütün uyarılarına rağmen yasayı bu şekliyle çıkardılar."
"Şimdi uygulayamıyorlar."

Kalkan'a göre mevcut yasal çerçeve pkknın beklentilerini karşılamıyor. Bu nedenle yeni yaklaşımlar ve yeni yasalar gerekiyor.
Kendi sözleriyle:
"Yasa çok büyük oranda pkkyı içermiyor."
"pkkiçin çıkarılmış bir yasa olarak tanımlanıyor ama aslında PKKliler için çıkarılmış bir yasa değildir."
"Yasanın uygulanabilmesi için yeni yaklaşımlara hatta yeni yasalara ihtiyaç var."

Bu noktada AKP iktidarına ve sürece destek veren siyasi aktörlere sorulması gereken soru açıktır: Kamuoyuna barış ve silahsızlanma olarak anlatılan süreç, ilerleyen aşamalarda hangi yeni hukuki düzenlemeleri gerektirecektir?
Tekçi cumhuriyet eleştirisi: Devletten nasıl bir değişim isteniyor?
Kalkan'ın açıklamalarındaki en tartışmalı siyasi taleplerden biri Türkiye Cumhuriyeti'nin mevcut anayasal ve siyasi yapısına yönelik eleştirileri.
Kalkan şöyle diyor:
"Türkiye Cumhuriyeti PKKyı içine almaya hazır ve istekli olmadığı görülüyor."
"PKKyı içine alacak bir açıklıkta ve genişlikte değildir."
"Tekçi cumhuriyet PKKya dar geliyor çünkü PKK 60 milyon Kürdü temsil ediyor."
"60 Milyon Kürde ya ayrı bir devlet vereceksiniz ya da bir devlete entegre edeceksiniz."

Ayrıca mevcut sistemi "Tekçi, Türkçü, Sünni İslam, ideolojik ve ulus-devlet" olarak nitelendiriyor.
Bu ifadeler, sıradan bir silah bırakma tartışmasının çok ötesine geçiyor. Türkiye'nin devlet yapısı, vatandaşlık anlayışı, siyasi sistemi ve anayasal düzeni üzerinden kapsamlı bir tartışma açılıyor.
Türk kamuoyunun burada sorması gereken soru şudur:
PKK yöneticilerinin demokratik entegrasyon adı altında dile getirdiği taleplerin anayasal karşılığı ne olacaktır?
Üniter devlet yapısı, millî egemenlik ve vatandaşların eşitliği ilkeleri bu tartışmanın neresinde duracaktır?
Bahçeli'nin desteği ve Öcalan'a statü beklentisi
Kalkan'ın açıklamalarında Devlet Bahçeli'nin yaklaşımına yapılan atıflar da özel önem taşıyor.
Kalkan, Öcalan'ın statüsü konusunda şu ifadeleri kullanıyor:
"Önder Apo, Devlet Bahçeli'nin yaptığı tanımlamayı esas alıyor."
"Olacaksa bir kurul 'Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' biçiminde olursa kabuldür."
"Başta koordinatörlük görevini de Önder Apo'nun yürütmesi gereklidir."

Bu ifadeler, Kalkan'ın Öcalan'ın yalnızca sürecin sembolik bir figürü olmasını değil, sürecin yönetiminde doğrudan görev üstlenmesini istediğini ortaya koyuyor.
Burada Bahçeli'ye ve AKP iktidarına yöneltilmesi gereken soru şu:
Sürece verilen siyasi destek, Öcalan'a nasıl bir statü tanınmasını da kapsıyor?
Böyle bir statünün hukuki sınırları ve demokratik meşruiyet zemini ne olacaktır?

Silahlar bırakıldı mı, siyasi mücadele mi başlıyor?
Kalkan, silahsızlanma konusunda da oldukça iddialı ifadeler kullanıyor:
"Bir buçuk yıldır bir kurşun bile patlamamıştır."
"11 Temmuz 2025'te 30 arkadaşımız silahlarını yaktı."
"Bütün çatışma alanlarından güçlerimizi geri çektik."
"Dolayısıyla silah bitti."
"Silahsızlanma esas olarak gerçekleşmiş durumdadır."

Ancak aynı açıklamada silahsızlanmanın ardından siyasi mücadelenin nasıl yürütüleceğine ilişkin yeni bir çerçeve çiziyor:
"Siyasallaşma ise demokratik siyasetin demokratik toplum inşasının önünün açılmasına, Demokratik Cumhuriyet'in oluşmasına tekabül ediyor."
Dolayısıyla tartışmanın yalnızca silahların bırakılmasıyla sınırlı olmadığı açık. Asıl mesele, silahlı örgütün gelecekte nasıl bir siyasi konum elde edeceği ve bu dönüşümün hangi hukuki güvencelerle gerçekleşeceğidir.
Kalkan, İmralı'daki görüşme koşullarını da eleştiriyor:
"Önder Apo ile örgüt de görüşmeli, yönetim de görüşmeli, halk da görüşmeli."
"Çeşitli çevrelerden insanlar, basın, aydınlar herkes görüşebilmelidir."
"Önder Apo'nun çalışmalarını engellemeye, Önder Apo ile görüşmelerin önünü kapatmaya yönelirlerse en büyük yanlışı yapmış olur."

Bu açıklamalarla birlikte Öcalan'ın sürecin yürütülmesindeki rolünün genişletilmesi talebi de yeniden gündeme geliyor.
Sonuç: Barışın karşılığı ne olacak?
Duran Kalkan'ın açıklamaları, Türkiye'deki sürecin önünde duran temel siyasi tartışmayı ortaya koyuyor: Silahların bırakılması, örgütsel geçmişin nasıl ele alınacağı, Öcalan'ın statüsü, yeni yasal düzenlemeler ve Türkiye'nin devlet yapısına ilişkin talepler.
AKP iktidarı ve Devlet Bahçeli, bu sürece siyasi destek verirken kamuoyuna karşı açık ve şeffaf olmak zorundadır.
Türk milletinin bilmesi gereken husus, barışın hangi şartlarda sağlanacağı ve bu süreçte devletin hangi hukuki taahhütlerin altına gireceğidir.
Terörün sona ermesi, silahların tamamen ve doğrulanabilir biçimde bırakılması, örgütsel yapıların tasfiyesi ve vatandaşların hukuk önünde eşitliği tartışmasız hedefler olmalıdır. Ancak bunların karşılığı, Türkiye'nin anayasal düzeni ve millî egemenliği konusunda belirsiz pazarlıklar olmamalıdır.
Barış isteniyorsa sorular da açık sorulmalıdır:
* Duran Kalkan'ın istediği yeni yasalar nelerdir?
* Öcalan'a tanınması beklenen statünün sınırları nedir?
* pkknın siyasi geleceği nasıl şekillendirilecektir?
* AKP iktidarı ve Devlet Bahçeli bu taleplere ne cevap verecektir?
Bu soruların cevabı verilmeden, kamuoyunun sürecin gerçek kapsamını değerlendirmesi mümkün değildir.

Bu Yazıyı Paylaş