Köşe Yazısı

pkklılar Şehit mi, Devlet Bey?

8 dk Sesli Dinle 0

Daha önce kaleme aldığımız “Teröristler Şehit Değil, Leştir”, “Bunlar mı Sizin Şehitleriniz Ey Bahçeli, Ey Erdoğan?” ve “pkk Şehitler Partisi İmiş, Devlet Bey! Ya Sence?” başlıklı yazılarımızda da aynı temel soruyu gündeme getirdik: Bir terör örgütünün kendi mensuplarına “şehit” demesi, bu sıfatın devlet tarafından nasıl algılandığını ve kabul edilip edilmediğini de sorgulamamızı gerektiriyor. Önceki yazılarımızda tartıştığımız bu mesele, Murat Karayılanın açıklamalarıyla yeniden gündeme geliyor.
Murat Karayılanın 20 Ekim 2026 tarihli açıklamaları, Devlet Bahçeli ve Akepe yönetiminin yürüttüğü sürecin amacı, sınırları ve sonuçları hakkında cevaplanması gereken ciddi sorular ortaya çıkarıyor. Karayılan, pkk mensuplarının ölümlerini kahramanlık ve şehitlik kavramlarıyla anlatıyor, örgütün silahlı mücadelesini başarı olarak sunuyor ve örgütün ideolojik çizgisinin gelecekte de sürdürüleceğini söylüyor.
Peki, Devlet Bey, siz öcalan ve pkk ile yürüttüğünüz süreçte bu açıklamalara ne cevap veriyorsunuz?
pkk yöneticileri kendi mensuplarına “şehit” derken, siz de onları şehit olarak mı kabul ediyorsunuz?
Örgütün silahlı mücadelesini yücelten söylemi karşısında siyasi duruşunuz nedir?

Mesele Kürt vatandaşlarımız değildir. Mesele Türkiye’de yaşayan diğer etnik ve dinî topluluklar da değildir. Mesele, pkknın terör faaliyetleri, kendisini bütün Kürtlerin temsilcisi olarak gösterme iddiası ve bu iddianın siyasi süreçler aracılığıyla meşruiyet kazanması riskidir. Kürt vatandaşlarımızın eşit haklara sahip olması başka, ki turkiye esit haklara sahip olmadigini iddia eden varsa ciksinda hagi hakki esit degilmis anlatsin da biz de bileelelim, pkknın silahlı mücadelesini ve siyasi hedeflerini kabul etmek başkadır.
Karayılan, Türk devletinin son yıllardaki operasyonlarını anlatırken şöyle diyor:
“Türk devletinin bu saldırıları karşısında Önder Apo İmralı’da geri adım atmadı, direndi. Gerilla da dağlarda tarihi bir direniş gösterdi.”
Karayılan, öcalanı ve pkknın silahlı unsurlarını devlet karşısında geri adım atmayan, direnişle sonuç alan taraf olarak gösteriyor. Ardından bu anlatıyı bugünkü siyasi sürece bağlıyor.
Devlet Bey, siz de mi pkknın bu anlatısını kabul ediyorsunuz?
Türkiye’nin attığı siyasi adımların, örgütün askerî direnişinin sonucu olduğu iddiasına cevabınız nedir?
Türkiye Cumhuriyeti’nin terörü sona erdirmek amacıyla attığı adımların, pkk tarafından bir zafer olarak sunulmasına neden izin veriliyor?

Karayılan, Metina ve Zap’taki çatışmalara ilişkin değerlendirmesinde şöyle diyor:
“Yani devlet bütün silahları ve bütün gücüyle o mevziyi gerillanın elinden alamadı.”
Bu sözlerle pkk yöneticisi, kendi örgütünün askerî mücadelesini başarı olarak anlatıyor. Ancak asıl dikkat çekici olan, bu iddiayı doğrudan siyasi sürecin gerekçesi hâline getirmesi. Karayılan şöyle devam ediyor:
“Şimdiki süreç de bu nedenle başladı.”
Ardından şu soruyu soruyor:
“Yoksa neden Önder Apo’ya çağrı yapma ve Kürtlerle diyalog kurma gereği duysunlar?”
İşte Devlet Bey, kamuoyunun cevap beklediği soru tam da budur:
Karayılanın anlattığı gibi, Türk devleti ve Türk ordusu yenildiği, öcalan ve pkk karşısında geri adım atmak zorunda kaldığı için mi bu süreci başlattınız?
Yoksa amaç, terör örgütünün silah bırakmasını ve örgütsel yapısının tasfiye edilmesini sağlamak mı?

Türkiye’nin siyasi adımlarının pkk tarafından bir zafer olarak sunulmasına ne cevap veriyorsunuz?
Karayılanın açıklamalarındaki asıl çelişki, geçmişteki silahlı mücadeleyi anlatmakla yetinmemesi, örgütün gelecekte de aynı ideolojik çizgiyi sürdüreceğini söylemesidir. Nitekim hayatını kaybeden örgüt mensuplarından söz ederken şöyle diyor:
“Bu yiğitler destanlar yarattılar ve şehadete ulaştılar. Onlara layık olacağımıza söz veriyoruz. Bundan sonraki yaşamımız ve mücadelemiz onların çizgisinde olacaktır. Onların düşlerini ve hayallerini gerçekleştirmek, bu halkın kazanımlarını güvence altına almak ve davalarını başarıya ulaştırmak için elimizden gelen hiçbir şeyi esirgemeyeceğiz.”
Devlet Bey, Karayılan açıkça pkk mensuplarının hayallerini gerçekleştirmekten, onların çizgisinde mücadeleyi sürdürmekten ve davalarını başarıya ulaştırmaktan söz ediyor.
Peki, siz öcalan ve pkk ile yürüttüğünüz süreçte bu sözleri nereye koyuyorsunuz?
Siz terör örgütünün silah bırakmasını mı istiyorsunuz, yoksa Karayılanın sürdürme sözü verdiği siyasi hedeflerin hayata geçirilmesine giden bir sürecin parçası mı oluyorsunuz?
pkk yöneticileri kendi davalarını sürdürme sözü verirken, siz hangi şartlarla muhataplık kuruyorsunuz?
Örgütün gerçekleştirmek istediği hayallerin ve hedeflerin ne olduğunu kamuoyuna açıklayacak mısınız?

Karayılan, şehitlik kavramını nasıl kullandığını açıklarken daha da ileri gidiyor:
“Biz ne diyoruz? ‘Şehitler ölmez’ diyoruz. Bu, yalnızca duygusal bir söz değildir. Hayır, şehitler ölmez. Nasıl ölmezler? Şehitler her zaman çizgiyi korurlar. Bize her zaman emir verirler. Bu nedenle şehitler ölümsüz önderlerimizdir; her zaman vardırlar.”
Ardından öcalan’a atfettiği şu sözü aktarıyor:
“Büyük bir amaç uğruna ölmek, ölüm değil, her zaman yaşamdır.”
Karayılan, bu ifadelerle pkk mensuplarının ölümlerini örgütün ideolojik çizgisini ve mücadelesini geleceğe taşıyan bir dayanak olarak sunuyor. Dahası, ailelerin de hayatını kaybeden mensuplarının izinden gitmesi gerektiğini söylüyor.
Devlet Bey, şimdi asıl soruyu soralım:
Siz öcalan ve pkk ile yürüttüğünüz bu süreçte, Karayılanın “şehitler her zaman çizgiyi korurlar, bize her zaman emir verirler” dediği bu anlayışı da mı doğru buluyorsunuz?
pkknın “şehit” dediği mensuplarının izinden gidilmesini, onların mücadelesinin ve hayallerinin sürdürülmesini kabul ediyor musunuz?
öcalanın ve pkk yöneticilerinin ideolojik çizgisini sürdürmeyi açıkça savunan bu açıklamalar karşısında sizin siyasi tutumunuz nedir?
Siz bu süreci, örgütün geçmişteki mücadelesini ve kendi mensuplarına yüklediği anlamı kabul ederek mi yürütüyorsunuz, yoksa silahlı örgütün kesin olarak tasfiye edilmesini mi hedefliyorsunuz?

Karayılan, örgütün kayıplarını anlatırken bir başka ifadeyi de kullanıyor:
“Bu hareket şehitlerle büyüdü, şehitlerle mücadele yürüttü.”
Bu sözler, örgütün kendi geçmişini nasıl değerlendirdiğini ve hayatını kaybeden mensuplarını ideolojik devamlılığının bir parçası olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
O hâlde Devlet Bey, pkk yöneticileri kendi mensuplarını “şehit” olarak tanımlarken, siz bu kavramı kabul ediyor musunuz?
Terör örgütünün kendi mensuplarına verdiği sıfatlarla devletin hukuki ve siyasi yaklaşımı arasında nasıl bir ayrım yapıyorsunuz?
Mesele, pkknın kendi mensuplarını nasıl adlandırdığı değil; terör eylemlerinin ve silahlı mücadelenin hangi gerekçeyle yüceltildiği, bu söylemin siyasi süreçte nasıl karşılandığı ve örgütün gelecekte de aynı çizgide ilerleyeceğini açıklamasıdır.
Devletin görevi, örgütün kendi anlatısını benimsemek değil, terörün sona ermesini sağlayacak somut şartları ortaya koymaktır.
Karayılan, Kürt halkının geleceğine ilişkin konuşurken de örgütün siyasi hedeflerini bütün bir halkın geleceğiyle ilişkilendiriyor.
Ancak Türkiye’de yaşayan Kürt vatandaşlarımızın tamamı pkk’yı desteklemez; zaten hiç kimse terör örgütlerini desteklemez. Hiçbir terör örgütü, bütün bir topluluğun temsilcisi olduğunu kendi kendine ilan ederek bu yetkiyi kazanamaz. Kürt vatandaşlarımızın eşit haklara sahip olması, herhangi bir örgütün siyasi programına bağlı değildir. Türkiye’de yaşayan bütün vatandaşların haklarını savunmak başka, pkk’nın temsil iddiasını kabul etmek başkadır.
Devlet Bahçeli’ye ve akepe yönetimine soruyoruz:
pkk hangi amaçla ve hangi hukuki çerçevede muhatap alınıyor?
Bu temasların tek hedefi silah bırakılmasını sağlamak mı?
Örgütün silahlı ve örgütsel yapısının sona erdiği nasıl doğrulanacak?
pkk yöneticilerinin geçmişteki silahlı mücadeleyi yüceltmeye devam etmesi karşısında hangi somut güvenceler istenecek?
Verilen taahhütler yerine getirilmediğinde hangi hukuki sonuçlar uygulanacak?

Bu soruları sormak barışa karşı çıkmak değildir. Tam tersine, kalıcı bir çözümün şartlarını sorgulamaktır. Terör örgütünün silah bırakması ile siyasi hedeflerinin kabul edilmesi aynı şey değildir. Örgütle temas kurulması ile örgütün temsil iddiasına meşruiyet kazandırılması da aynı şey değildir. Bu ayrımın açık biçimde ortaya konulması gerekir.
Devlet Bey, Karayılanın sözlerini bir kez daha hatırlatalım: “Onların düşlerini ve hayallerini gerçekleştirmek” istediklerini, “onların çizgisinde” mücadele edeceklerini söylüyor.
Peki, siz kimin hayallerini gerçekleştiriyorsunuz?
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve milletin terörün sona ermesi yönündeki beklentilerini mi, yoksa Karayılanın sürdürme sözü verdiği örgütsel davayı mı?

Karayılanın bu açıklamaları karşısında sessiz kalınmamalıdır. Örgüt yöneticileri kendi mensuplarını “şehit” olarak tanımlıyor, geçmişteki silahlı mücadeleyi başarı olarak anlatıyor ve onların hayallerini gerçekleştireceklerini söylüyorsa, Devlet Bahçeli ve akepe yönetimi bu söyleme ilişkin tutumlarını açıkça ortaya koymalıdır.
pkklılar ŞEHİT Mİ, DEVLET BEY?
Karayılanın anlattığı gibi Türk devleti yenildiği için mi bu süreç başladı?
öcalan’ın ve pkknın ideolojik çizgisini doğru mu buluyorsunuz?
pkk mensuplarının hayallerini gerçekleştirmek sizin göreviniz mi?

Yoksa göreviniz, terörü sona erdirmek, silahlı örgüt yapısını tasfiye etmek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini, hukuk düzenini ve bütün vatandaşlarının eşitliğini korumak mı?
Millet bu soruların açık, net ve somut cevaplarını bekliyor.
Karayılanın açıklamalarında yer alan yaklaşık 50 bin kişilik kayıp iddiası da ayrıca açıklığa kavuşturulmalıdır. Karayılan, şöyle diyor:
“Onlar da eklendiğinde, Apoculuk öncülüğünde gelişen devrimin şehitleri toplamda 45 binden fazla, 50 bine yakın militan, savaşçı, gönüllü, yurtsever ve sivilden oluşuyor.”
Sayın Bahçeli, Karayılanın sözünü ettiği yaklaşık 50 bin kişilik kayıp bilançosu karşısında Türkiye’de nasıl bir planınız var?
Sayın Bahçeli, Karayılanın açıklamasındaki temel mesele yalnızca verdiği sayı değildir. Asıl mesele, bu kayıpları bir ideolojik mücadelenin devamlılığı içinde sunmasıdır.
Örgüt yöneticisi, hayatını kaybeden mensuplarının çizgisini ve hayallerini sürdürmekten söz ederken, siz bu sürecin sonunda hangi sonucu güvence altına alıyorsunuz?
Daha açık soralım:

Karayılan’ın sözünü ettiği yaklaşık 50 bin kişilik kayıp bilançosunun ardından, Sayın Bahçeli, asıl sorulması gereken soru şudur:
Ne oldu da dün bitme noktasına geldiği, üç beş kişiye kadar düştüğü ve mensuplarının ayakkabı numaralarına kadar bilindiği söylenen pkk, bugün devletin yürüttüğü siyasi sürecin muhatabı hâline geldi?
Hani pkk’nın beli kırılmıştı?
Hani örgütün hareket kabiliyeti ortadan kaldırılmış, son mensuplarının da etkisiz hâle getirilmesine ramak kalmıştı?
Öyleyse on binlerce insanın hayatına mal olan bu kanlı mücadelenin ardından ne değişti de dün bitirildiği söylenen bu örgüt, bugün muhatap alınır hâle geldi?
Sayın Bahçeli, son kez soruyoruz:
pkknın silah bırakmasını ve örgütsel yapısının tasfiyesini mi hedefliyorsunuz?
Karayılanın açıkladığı ideolojik ve siyasi hedefleri kabul ediyor musunuz?
pkk mensuplarının kendi içlerinde “şehit” olarak adlandırılmasını, mücadelelerinin sürdürülmesini ve hayallerinin gerçekleştirilmesini öngören bu söylem karşısında tutumunuz nedir?
Türkiye’nin geleceği, pkk yöneticilerinin kendi örgütleri için yazdığı zafer hikâyelerine değil; terörün sona ermesine, silahlı yapının tasfiyesine, hukuki sorumlulukların korunmasına ve bütün vatandaşların eşit haklarının güvence altına alınmasına bağlıdır.
Kamuoyunun beklediği, bu hedeflerin açık ve somut biçimde ortaya konulmasıdır.

Bu Yazıyı Paylaş