Suçlu Sensin Abdulkadir Selvi!
Abdulkadir Selvi, bugün, 16 Ekim 2026, "Fon rezaletinin AK Parti oylarına etkisi" adlı yazında "İtiraf ediyorum, o suçlu benim" diyorsun.
Keşke bu cümleyi ironik bir kapanış yapmak yerine, yıllardır savunduğun iktidara hesap sormak için kullanabilseydin!
Çünkü mesele, bir gazetecinin kendisini suçlu ilan etmesiyle kapanacak kadar küçük değildir. Mesele, vatandaşın parasının, adalet duygusunun ve devlete olan güveninin nasıl bu noktaya geldiğidir.
Kendi yazında fonlardaki olağandışı yoğunlaşmanın 2025 yılında başladığını, Mehmet Şimşek'in 4 Kasım 2025'te uyarıda bulunduğunu, 26 Şubat 2025'te SPK'ya olağandışı fon hareketleriyle ilgili resmî yazı gönderildiğini anlatıyorsun.
Peki, bu uyarılara rağmen neden zamanında etkili önlemler alınmadı?
Kim biliyordu, kim denetlemedi, kim gecikti?
Bu soruların cevabını aramak yerine neden Erdoğan'ın siyasi duruşunu övmeyi tercih ediyorsun?
"Erdoğan, krizin üstünü örtmeye çalışmıyor. "Sütte leke var benim arkadaşlarımda leke yok" demiyor. Tam aksine süratle çözmeye çalışıyor. ABD'de Madoff krizinin çözümü 16 yıl sürdü. Türkiye'de ise henüz 1 ay dolmadan önemli mesafe alınmaya başladı. Dinamik bir süreç yönetimi söz konusu." diyorsun.
Olsun biz de 16 yıl bekleriz.
Yine kendi yazınızda, 131 fonun tasfiyesine 17 Eylül 2026'da karar verildiğini ve 1-16 Eylül arasında 440 kişinin toplam 401 milyar liralık şüpheli fon satışı yaptığını belirtiyorsun.
Öyleyse denetim kurumları ne yaptı?
Riskler neden daha önce önlenemedi?
Kurumların her biri görevini yaptığını söylüyorsa, vatandaşın karşı karşıya kaldığı mağduriyetin hesabını kim verecek?
SUÇLU SENSİN SELVİ!
Çünkü bütün bunları anlatıp ardından iktidarın siyasi itibarını korumaya yöneldiğinizde, gazeteciliğin asıl görevini ikinci plana itiyorsun. Gazetecilik, iktidarın oy kaybını hesaplamak değil, vatandaşın hakkını savunmaktır.
SUÇLU ERDOĞAN MI?
Tabii ki fonlardaki paraları Erdoğan götürmedi; götürün de demedi!
Ancak ülkeyi yöneten liderin ve iktidarın yönetim sorumluluğunu sorgulamak da kimsenin iznine bağlı değildir.
Bu olaylar uzaylıların iktidarında yaşanmadı!
Erdoğan'ın liderliğindeki iktidar döneminde yaşandı. Dolayısıyla denetim, gözetim ve yönetim sorumluluğu hakkında hesap sorulması son derece meşrudur.
Suçlu, bütün bunları görüp susanlar; yanlışları bildiği hâlde savunanlar; siyasi yakınlığını adaletin önüne koyanlardır!
Suçlu, varsa görevini ihmal edenlerdir. Hukuka aykırı işlemleri yapanlar varsa bunlar da delillerle ortaya çıkarılmalı ve hesap vermelidir.
Muhalif belediye başkanları hakkında soruşturmalar yürütülürken, evlerine baskınlar düzenlenip ters kelepçeli gözaltılar yapılırken, iktidara yakın çevreler için neden aynı kararlılık talep edilmiyor?
Muhaliflere uygulananları kendi siyasi çevresinden insanlara çok görenler, adaletin değil, çifte standardın yanında duruyor demektir!
Elbette suçluluk mahkeme kararıyla belirlenir; ancak hukuk herkese eşit uygulanmalıdır.
Peki, bu olayları başka bir parti iktidarında yaşatsaydı, aynı hoşgörüyü gösterir miydin?
Yoksa günlerce ekranlardan hesap mı sorardın?
AK Parti'ye oy veren herkesi suçlamak doğru değildir. Ancak yanlışları görüp bile bile savunan, adaletsizliğe itiraz etmeyen ve siyasi sadakatini vatandaşın hakkından üstün tutan seçmen de kendi vicdanına hesap vermelidir.
VE UNUTMA: BU DÜNYANIN BİR DE ÖBÜR DÜNYASI VAR!
Her gün Allah'ın adını anmak, kul hakkı karşısında susmayı haklı çıkarmaz. İnanç, yalnızca dilde değil, adalette ve dürüstlükte kendini gösterir.
İnsanların parasını korumakla yükümlü olanlar görevlerini ihmal ettiyse bunun hesabı sorulmalıdır. Allah'ın adını anmak, hiç kimseye dokunulmazlık sağlamaz.
Selvi, senin savunduğun parti ve lider dışındaki kişiler benzer iddialarla karşı karşıya kaldığında sert soruşturmalar, ev baskınları ve ters kelepçeli gözaltılar gündeme gelebiliyorsa, neden herkes için eşit hukuk talep etmiyorsun?
Güçlüye başka, muhalife başka hukuk olmaz!
Makamlar değişir, iktidarlar değişir; geriye insanın söyledikleri, sustukları ve kul hakkı karşısında nerede durduğu kalır.
Hiçbir parti, hiçbir lider ve hiçbir makam hukukun üzerinde değildir. Vatandaşın hakkı siyasi sadakate kurban edilemez. Gazetecilik, güçlüleri korumak değil, gerektiğinde en güçlüye bile hesap sorabilmektir!
Suçlunun kim olduğunu bilmediğinizi söylüyorsun.
Öyleyse suçluyu bulmak için neden bütün gücünüzle hesap sormuyorsun?
Bu olayları yapanlar başka bir partinin iktidarında yaşatsaydı, bugün aynı hoşgörüyü gösterir miydin?
Yoksa ekranlarda günlerce hesap mı sorardın?
Sen Erdoğan'ı övmeye devam edebilirsin. Ama vatandaşın parasını, adalet beklentisini ve kul hakkını siyasi sadakatin arkasına saklayamazsın.
Gazetecilik, güçlülerin önünde eğilmek değil, güçlülerin de hesap vermesini istemektir.
Bu olayları yapanlar başka bir partinin iktidarında yaşatsaydı, bugün aynı hoşgörüyü gösterir miydiniz?
Yoksa günlerce ekranlarda hesap mı sorardın?
Muhalefetten birileri aynı olaylarla anılsaydı, "Süreç doğru yönetiliyor, lider doğru duruş sergiliyor" diyerek konuyu kapatır mıydın?
Ve unutmayın: İnsanları siyasi kimliklerine göre savunmak kolaydır; zor olan, kendi mahallenizden olana da yanlış yaptığında hesap sorabilmektir.
Bir gün makamlar da değişir, iktidarlar da. Geriye ise insanın söyledikleri, sustukları ve başkalarının hakkı karşısında nerede durduğu kalır.
Asıl hesap da işte o zaman başlar!
Yazarın Diğer Yazıları
- Türkiye'nin 130 Adet F-35 Lightning II Uçağını Kim Çaldı?
- pkk NÖBETE, pkk UMREYE!
- Cezaevinden Bir Terör Örgütünü 29 Yıl Yönetmek Yoksa AKEPE ve MEHAPE Desteğiyle Zafer mi?
- Siyasi Zina ya da Seçmenin Emanetine İhanet
- Fondipçi Fatma Tayyip'in Yatırımı mı yoksa Allah'ın Sevdiği Kulu Mu
- Tayyip'in Yatırımları
- Londra'da Pkk Konferansı
- Türkiye kimin? Türk kim?
