Köşe Yazısı

Türkiye'nin 130 Adet F-35 Lightning II Uçağını Kim Çaldı?

4 dk Sesli Dinle 0

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü fon soruşturmasında, Tera ve Pusula fonlarından 1-16 Eylül 2026 tarihleri arasında toplam 401 milyar 266 milyon 791 bin 742 TL para çıkışı gerçekleştiği bildirilmişti.

Peki, soruşturmanın merkezinde kimler var?

Haberlerde, 401,3 milyar TL'lik para çıkışı iddiasının yanı sıra üç ayrı fondan toplam 187,653 milyar TL haksız kazanç elde ettiği öne sürülen 214 kişi ve kurumdan da söz ediliyor.

Ayrı bir haberde ise SPK'nın tasfiye kararından önce 650 kişinin toplam 227 milyar TL çektiği iddia edilmişti.

Eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın da Özata Denizcilik hisseleriyle bağlantılı işlemler nedeniyle soruşturma kapsamında ifade verdiği haberleştirilmişti.

Her şey bu kadar kolay mı?

401,3 milyar TL, varsayımsal maliyetlerle yaklaşık 130 F-35A savaş uçağının satın alma bedeline, on binlerce konuta, yüz binlerce otomobile veya çok sayıda hastane ve stratejik altyapı yatırımına karşılık gelebilecek büyüklükte.

Tera fonundan 335,9 milyar TL, Pusula fonundan ise 65,35 milyar TL çıkış yapılmıştı.

Bu tutar yaklaşık 11,7 milyar dolar veya 10,8 milyar avro olarak ifade ediliyor.

Peki, 401,3 milyar TL'nin büyüklüğü ne?

Bu parayla kaç ev, kaç araba, kaç yıllık maaş veya kaç savaş uçağı alınabilirdi?

 401,3 milyar TL ile neler yapılabilirdi?

Harcama veya yatırım

Birim maliyet varsayımı

Karşılığı

Net asgari ücret

Aylık 28.075,50 TL

14,3 milyon aylık maaş

Ortalama konut

5,311 milyon TL

Yaklaşık 75.600 ev

Otomobil

1,5 milyon TL

Yaklaşık 267.500 otomobil

Dört kişilik aile tatili

Bir hafta için 100.000 TL

Yaklaşık 4 milyon aile tatili

KAAN Millî Muharip Uçak

100 milyon dolar

Yaklaşık 117 uçak

F-35A Lightning II

90 milyon dolar

Yaklaşık 130 uçak

Bayraktar Akıncı TİHA

25-30 milyon dolar

400-460 adet

TUSAŞ ANKA-3

30 milyon dolar

Yaklaşık 390 adet

Bayraktar TB2 SİHA

Sistem başına 5 milyon dolar

Yaklaşık 2.340 sistem

Bayraktar DİHA

250-500 bin dolar

23.000-46.000 adet

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi

1,2 milyar dolar

Yaklaşık 10 kompleks

1915 Çanakkale Köprüsü ve Otoyolu

2,545-3,1 milyar avro

Yaklaşık 3-4 proje

Yavuz Sultan Selim Köprüsü

2,5 milyar dolar

Yaklaşık 4 proje

Ankara Bilkent Şehir Hastanesi

1,1 milyar avro

Yaklaşık 10 hastane

Konya veya Mersin standartlarında şehir hastanesi

350 milyon avro

Yaklaşık 31 hastane

Kaybettiğimiz yalnızca para değil, insanların geleceği

Türkiye'de milyonlarca insan ay sonunu getirebilmek için hesap yapıyor. Kimi kirasını ödeyebilmek, kimi mutfak masraflarını karşılayabilmek, kimi de çocuğunun ihtiyaçlarını alabilmek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçiyor. Asgari ücretle çalışanlar, emekliler ve geçim sıkıntısı yaşayan aileler her gün daha da zorlaşan hayat şartlarıyla mücadele ediyor.

Böyle bir ülkede yüz milyarlarca liralık para hareketlerinin gündeme gelmesi, insanların aklında çok ciddi sorular doğuruyor.

Biz üç kuruşla ay sonunu getirmeye çalışırken bu kadar büyük paralar nasıl hareket ediyor?

Bu işlemler nasıl denetleniyor?

Bir tarafta insanlar markette alışveriş yaparken fiyat hesabı yapıyor, faturalarını ertelemek zorunda kalıyor, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için kendi ihtiyaçlarından vazgeçiyor. Diğer tarafta yüz milyarlarca liralık fon hareketleriyle ilgili iddialar gündeme geliyor.

Bir anne çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını düşünürken, bir baba ev kirasını nasıl ödeyeceğini hesaplarken, bu büyüklükteki para hareketlerinin nasıl gerçekleştiğine ilişkin soruların cevapsız kalması toplumun adalet duygusunu yaralıyor.

Bu tutarla kaç ailenin barınma sorununun hafifletilebileceği, kaç öğrencinin eğitimine destek verilebileceği, kaç sağlık yatırımının finanse edilebileceği veya kaç deprem konutunun yapılabileceği soruluyor.

Peki, bu işlemleri kimler yaptı?

Para hangi hesaplara gitti?

Denetim kurumları ne zaman harekete geçti?

Herhangi bir ihmal veya suç tespit edilirse sorumlular hesap verecek mi?

Bunlar siyasi sloganlarla geçiştirilecek sorular değil. Hiç kimse makamı, serveti veya siyasi bağlantısı nedeniyle denetimden muaf tutulmamalı. İddialar somut delillerle araştırılmalı, sonuçlar kamuoyuna açıklanmalı ve varsa kamu zararı hukuki yollarla giderilmelidir.

Peki, siyasiler ve yöneticiler ne yapıyordu?

Bu kadar büyük para hareketleri gündeme geldiğinde yalnızca fon yöneticilerinin değil, denetim mekanizmalarının işleyişinin de sorgulanması gerekir.

  • Para hareketleri zamanında incelendi mi?
  • Şüpheli işlemlerle ilgili gerekli bildirimler yapıldı mı?
  • Denetim kurumları görevlerini eksiksiz yerine getirdi mi?
  • Olası usulsüzlükler daha önce tespit edilebilir miydi?
  • İhmal veya görev kusuru varsa sorumlular hakkında işlem yapıldı mı?

Bu soruların cevabı ortaya konulmadan, yöneticilerin her şeyden haberdar olduğunu veya bilerek göz yumduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak sorumluluk sahibi kurumların ne yaptığını açıklaması ve denetim sürecinin şeffaf biçimde yürütülmesi şarttır.

Çünkü vatandaş, kendi hayatında en küçük harcamasının hesabını yapmak zorunda kalırken, yüz milyarlarca liralık işlemlerin nasıl gerçekleştiğine ilişkin soruların cevapsız kalmasını kabullenmekte zorlanıyor.

Sonuç: Vatandaşın alın terinin de hesabı sorulmalı

Vatandaşın alın teriyle kazandığı paranın hesabı soruluyorsa, yüz milyarlarca liralık işlemlerin hesabı da sorulmalıdır.

Adalet, yalnızca dar gelirlinin kurallara uyması değildir. Adalet, makamı ve ekonomik gücü ne olursa olsun herkesin hukuk karşısında hesap verebilmesidir.

Asıl soru yalnızca "401,3 milyar TL ile neler yapılabilirdi?" değil;

"Bu para hareketleri nasıl gerçekleşti, nereye gitti ve denetimden sorumlu olanlar görevlerini yerine getirdi mi?" sorusudur.

Bu Yazıyı Paylaş