Köşe Yazısı

Fondipçi Fatma Tayyip'in Yatırımı mı yoksa Allah'ın Sevdiği Kulu Mu

6 dk Sesli Dinle 0

Ben bu yazıyı bir siyasetçi olarak değil, vatandaş olarak yazıyorum.

Bir gazi, bir vatansever, Allah'a inanan, bayrağına bağlı ve bu ülke için gerektiğinde her şeyini ortaya koyabilecek sıradan bir insan olarak yazıyorum.

Ama yalnız kendim için değil

Sabah ezanından sonra dükkânını açan esnafın, fabrikaya giden işçinin, tarlasına çıkan çiftçinin, direksiyon başına geçen şoförün, emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışan yaşlının, KPSS'ye hazırlanıp yıllarca iş bekleyen gencin, çocuğunu okutabilmek için kendi hayatından vazgeçen annenin diliyle yazıyorum.

Çünkü bu insanların artık tek bir sorusu var:

Bu ülkede kurallar gerçekten herkes için aynı mı?

Fatma Betül Sayan Kaya hakkında yıllardır kamuoyuna yansıyan eğitim hayatı, bursları, çalışma geçmişi, siyasi görevleri, mecburi hizmeti, kamu görevleri ve son olarak  finansal işlemleri konusunda çok sayıda soru ortaya atıldı.

Ben burada mahkeme kurmuyorum.

Kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyorum.

Tam tersine, iddiaların araştırılmasını ve gerçek neyse ortaya çıkarılmasını istiyorum.

Ama bir şeyi de açıkça söylüyorum:

Bu mesele yalnızca Fatma Betül Sayan Kaya meselesi değildir.

Asıl soru şudur:

Bir insan bu kadar farklı görev ve imkânın içinden geçerken onu kim denetledi?

Kim bu kapıları açtı?

Kim atadı?

Kim onayladı?

Kim burs verdi?

Kim kontrol etti?

Ve en önemlisi:

Bir sorun varsa neden zamanında kimse görmedi?

Çünkü devlet yalnızca makam sahiplerinden oluşmaz.

Devlet; kural koyan, uygulayan, denetleyen ve gerektiğinde hesap soran kurumlardan oluşur.

Şimdi gelelim matematiğe.

Kamuoyuna yansıyan İBB teftiş raporuna göre Kaya, 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladı ve aynı gün yurtdışı eğitim bursu sözleşmesi imzaladı. Rapora dayandırılan bilgilere göre NYU-Polytechnic'teki eğitim için İSBAK tarafından 85.791 dolar ve 20.289 TL ödeme yapıldı.

Ardından 12 Ocak 2009-21 Mayıs 2010 arasında ABD'de lisansüstü eğitim görüyor.

Buraya kadar sorun yok.

Mühendislik yapmışsınız, ardından ABD'de yüksek lisans yapmışsınız.

Gayet güzel.

Fakat aynı zaman diliminde karşımıza başka bir tarih çıkıyor:

2009: AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu üyeliği.

AK Parti'nin kendi biyografisinde de 2009'da İstanbul İl Yönetim Kurulu üyeliğine seçildiği yazıyor.

Daha sonra:

2010-2012: Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlığı.

Bu bilgi de Kaya'nın kendi özgeçmişinde ve AK Parti biyografisinde yer alıyor.

Şimdi vatandaşın önündeki tabloya bakalım:

ABD'de lisansüstü eğitim.

AK Parti il yönetimi.

Başbakan danışmanlığı.

Ve aynı hayat hikâyesinin içerisinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi eğitimi.

İşte burada insanın sorması gerekiyor:

Bir insan aynı takvimde bunların hepsini nasıl yürüttü?

Bu soru "Yapamaz" demek değildir.

Belgesini gösterin demektir.

Çünkü bir gün 24 saat.

Bir hafta 168 saat.

Bir yıl yaklaşık 8.760 saat.

Tıp eğitimi ise yalnızca sınava girip çıkmaktan ibaret değildir.

Ders vardır.

Laboratuvar vardır.

Uygulama vardır.

Klinik staj vardır.

Hasta başı eğitim vardır.

İntörnlük vardır.

Nöbet vardır.

Devam vardır.

Bütün bunların kayıtları vardır.

Sonra:

2012: AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu üyeliği ve Tanıtım Medya'dan sorumlu İl Başkan Yardımcılığı. Bu da Kaya'nın resmi biyografisinde yer alıyor.

Yani tıp fakültesinin ilerleyen yıllarıyla birlikte karşımızda bir de aktif siyasi görev var.

Üstelik kamuoyuna yansıyan İBB teftiş raporuna göre 14 Kasım 2011'de İSBAK'la yeni bir çalışma ilişkisi kurulduğu ve bu ilişkinin 20 Nisan 2015'e kadar devam ettiği aktarılıyor.

Şimdi takvimi biraz daha sıkıştıralım.

2012-2015: Tıp eğitimi devam ederken siyasi görevler ve İSBAK bağlantısı.

20 Nisan 2015: İSBAK'taki görevin sona erdiği tarih olarak raporlara dayalı şekilde aktarılıyor.

Mayıs 2015: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezuniyeti.

Kamuoyuna yansıyan haberlerde 25 Mayıs 2015 mezuniyet tarihi olarak veriliyor.

Arada yaklaşık 35 gün var.

Şimdi soruyorum:

20 Nisan'a kadar İSBAK'ta görev yapan bir kişi, 25 Mayıs'ta tıp fakültesi mezuniyetini hangi akademik takvimle tamamladı?

Bu soru "diploma sahte" demek değildir.

Bu soru "diploma nasıl alındı, eğitim nasıl tamamlandı?" demektir.

Ve bunun cevabı son derece basittir:

Öğrenci kayıtlarını açıklayın.

Ders kayıtlarını açıklayın.

Devam çizelgelerini açıklayın.

Klinik staj kayıtlarını açıklayın.

İntörnlük kayıtlarını açıklayın.

Sınav kayıtlarını açıklayın.

İSBAK puantajlarını açıklayın.

Görevlendirme belgelerini açıklayın.

Sonra herkes neyin ne olduğunu görsün.

Çünkü ben dedikodu değil, belge istiyorum.

Üstelik mesele yalnız eğitim de değil.

2015'te hekimlik diplomasından sonra Muş'un Bulanık ilçesine Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kapsamında atandığı ve göreve başlayıp başlamadığı yıllardır tartışılıyor.

Türk Tabipleri Birliği 2017'de Kaya'yı Muş-Bulanık'taki mecburi hizmetine başlamaya çağırmış.

O halde soru yine çok basit:

Göreve başlandı mı?

Başlandıysa hangi tarihte?

Başlanmadıysa hangi hukuki gerekçeyle?

Erteleme varsa kararı nerede?

Muafiyet varsa hukuki dayanağı nerede?

Vatandaşın istediği budur.

Belge.

Şeffaflık.

Hesap verebilirlik.

Sonrası zaten siyasi kariyer.

Eylül 2015: AK Parti MKYK üyeliği ve genel başkan yardımcılığı.

1 Kasım 2015: İstanbul milletvekilliği.

25 Kasım 2015: Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı.

24 Mayıs 2016: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı.

Bunlar resmi biyografilerde yer alan görevlerdir.

Bakanlığı 2016-2018 arasında sürüyor.

Ve şimdi başka bir iddia geliyor:

776 günlük bakanlık döneminde yaklaşık 60 özel kalem müdürünün değiştirildiği ileri sürülüyor.

Bu rakam doğruysa ortalama olarak yaklaşık 13 günde bir değişiklik anlamına geliyor.

İddia doğru mu?

Yanlış mı?

Eksik mi?

Kimler atandı?

Kimler görevden ayrıldı?

Kimler başka kamu görevlerine geçti?

İstisnai memuriyet hükümleri nasıl uygulandı?

Bu kadrolarda liyakat nasıl değerlendirildi?

Bunların tamamı açıklanmalı.

Çünkü burada mesele bir insanın kaç özel kalem müdürü değiştirdiğinden ibaret değildir.

Mesele, devlet kadrolarının vatandaşın gözünde nasıl dağıtıldığıdır.

KPSS'ye hazırlanan genç açısından bunun karşılığı çok ağırdır.

O genç 90 puan alıyor.

95 puan alıyor.

Bazen daha yüksek puan alıyor.

Sonra iş bekliyor.

Evde otururken ailesinden para istemeye utanıyor.

Çünkü ona yıllardır şu söyleniyor:

"Çalış, sınavı kazan, liyakat sahibi ol."

O da çalışıyor.

Sonra kamuoyuna torpil, adam kayırma ve istisnai kadro tartışmaları düşüyor.

İşte insanın adalet duygusu burada kırılıyor.

Çünkü yoksulluk, işsizlik, torpil, adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk, haksız kazanç, çıkar çatışması, görevi kötüye kullanma, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması, israf ve liyakatın yok sayılması yalnızca hukuk kitaplarının konusu değildir.

Bunlar vatandaşın devlete olan güvenini doğrudan etkiler.

Sonra 2026 geliyor.

Kamuoyuna yansıyan iddialara göre Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın Özata Denizcilik hisselerinde toplam yaklaşık 163 milyon TL yatırım yaptığı ve işlemler sonucunda yaklaşık 2,17 milyar TL çektiği öne sürüldü.

Reuters, bu işlemlerin zamanlaması nedeniyle içeriden bilgi kullanımı şüphesinin gündeme getirildiğini aktardı.

Kaya ise iddiaların bağımsız biçimde araştırılabilmesi amacıyla siyasi görevlerinden ayrılma talebinde bulundu.

Burada özellikle altını çiziyorum:

Bunlar kesinleşmiş bir mahkeme hükmü değildir.

Tam da bu nedenle soruşturma yapılmalıdır.

29 Eylül 2026'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın tüm mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin ilgili kurumlara yazı gönderildiğini açıkladı.

Ardından yaklaşık 2,2 milyar TL'nin Hazine'ye aktarıldığı haberleri çıktı. Ancak bu rakamların resmi makamlarca kesinleşmiş işlem dökümü olarak açıklanmadığı da özellikle belirtildi.

İşte tam burada benim sorum daha da büyüyor:

Bir para geri gönderildiyse mesele otomatik olarak kapanmış mı oluyor?

Hayır.

Çünkü vatandaşın sorduğu:

Para nereden geldi?

İşlemler hangi bilgiyle yapıldı?

Kim ne biliyordu?

Denetim mekanizmaları neredeydi?

Ve tekrar söylüyorum:

Ben burada hüküm vermiyorum.

Ben hesap sorulmasını istiyorum.

Çünkü benim asıl öfkem yalnızca Fatma Betül Sayan Kaya'ya değildir.

Onu denetlemeyenlere de öfkeliyim.

Eğer bir usulsüzlük varsa ve görülmediyse:

Kim görmedi?

Denetlemesi gereken kimdi?

Müdahale etmesi gereken kimdi?

Eğer bütün işlemler hukuka uygunsa:

O zaman belgeleri ortaya koyun ve bütün tartışmaları bitirin.

İşte devlet budur.

Çünkü yolsuzluk iddiasını yalnızca yapan üzerinden konuşmak yetmez.

Onu mümkün kılan sistemi de konuşmak gerekir.

Ve onların hepsi aynı şeyi soruyor:

"Benim hakkımı kim koruyacak?"

Soma'da yerin yüzlerce metre altına ekmek parası için inen madencinin bir ayrıcalığı yoktu.

Torpili yoktu.

Makamı yoktu.

Gücü yoktu.

Vardıysa alın teri vardı.

Bazıları o madenden bir daha çıkamadı.

İşte bu nedenle mesele yalnızca Fatma Betül Sayan Kaya değildir.

Mesele, güçlüye de güçsüze de aynı terazinin kurulup kurulmadığıdır.

Bu Yazıyı Paylaş