Mehmetçiğin Kanı Kime Helal?
21 Eylül 2026 tarihinde kaleme aldığımız "Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?" başlıklı yazımızda, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı savunma anlaşmasının doğurabileceği askerî ve siyasi sonuçları sorgulamıştık.
O yazıda temel sorumuz şuydu:
Türkiye başkalarının savaşlarına mı ortak oluyor, yoksa kendi güvenliği için yeni ve bağımsız bir bölgesel güç dengesi mi kuruyor?
Aradan geçen günlerde Yemen merkezli gelişmeler bu soruyu daha da önemli hale getirdi.
Suudi Arabistan'ın Husiler tarafından hedef alınması üzerine Riyad'ın Ankara ve İslamabad'la savunma mekanizmasını işletmek istemesi, şimdi başka bir soruyu doğuruyor:
Mehmetçik kimin savaşı için Yemen'e gönderilecek?
Önce hukuk.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 92. maddesi, milletlerarası hukukun meşru saydığı haller ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların gerektirdiği durumlar dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verme yetkisini TBMM'ye veriyor.
Dolayısıyla hiçbir siyasi açıklama, hiçbir diplomatik taahhüt veya hiçbir anlaşma yorumu, Türk askerinin yabancı bir ülkede çatışmaya sokulmasını kendiliğinden mümkün hale getiremez.
Burada belirleyici olan, Mekke Anlaşması'nın Türkiye'ye hangi somut askerî yükümlülükleri getirdiğidir.
Üstelik Anayasa Mahkemesi kararlarında da TBMM'nin 92. maddeden kaynaklanan izin yetkisinin kapsamı üzerinde duruluyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı bir ülkeye gönderilmesinde amaç, kapsam ve süre gibi unsurların bütünüyle yürütmenin takdirine bırakılması, anayasal yetki bakımından ayrıca tartışılması gereken bir konudur.
O halde Cumhurbaşkanı'na ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a açıkça sormak gerekir:
Suudi Arabistan'ın Türkiye'den istediği askerî destek tam olarak nedir?
Türk askeri Suudi Arabistan topraklarında mı görev yapacak?
Türk personeli hava savunma sistemlerinde mi kullanılacak?
İstihbarat, teknik destek veya lojistik destek mi verilecek?
Yoksa Türk Silahlı Kuvvetleri Yemen'deki çatışmanın içerisine mi girecek?
Çünkü teknik destek başka, askerî görev başka, Yemen'de silahlı çatışmaya katılmak bambaşka bir meseledir.
Türkiye'nin 7 Ağustos 2026'da Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkenin savunma işbirliğini kurumsallaştırmayı amaçlıyor. 31 Ağustos'taki görüşmelerde de ortak savunma, caydırıcılık, savunma sanayii, ortak teknoloji ve ortak üretim konularının geliştirilmesi gündeme geldi.
Fakat Sayın Fidan'ın açıklamalarında bu mekanizmanın belirli bir ülkeye karşı kurulmadığı özellikle vurgulandı.
Tam da burada daha zor bir soru ortaya çıkıyor.
Husiler İsrail'in de karşı karşıya olduğu silahlı aktörlerden biriyse, Türkiye neden Husileri doğrudan karşısına alacak bir askerî pozisyona girsin?
Bu soru Husilerin eylemlerini meşru görmek değildir.
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ayrıca değerlendirilir. Türkiye'nin bu saldırıları kınaması da kendi başına başka bir meseledir.
Nitekim Ankara, Suudi Arabistan'ın egemenliğine ve güvenliğine yönelik saldırılara karşı olduğunu açıkladı.
Ancak bir saldırıyı kınamak başka, o saldırıyı gerçekleştiren güçle savaşmak için Mehmetçik göndermek başka.
Şimdi bölgesel tabloya bakalım.
İsrail İran'a saldırıyor mu? Evet.
İsrail ile İran arasında doğrudan askerî çatışma bölgesel güvenlik dengelerini etkiliyor mu? Evet.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasında İsrail'in İran'a yönelik askerî eylemlerini savunurken, 2024 yılında Hizbullah mensuplarına yönelik çağrı cihazı saldırılarını hatırlatan bir çağrı cihazını da gösterdi mi? Evet.
O halde Ankara'ya şu soru yöneltilmelidir:
İsrail'in İran'la savaşının, Gazze'deki savaşın ve Yemen'deki çatışmanın aynı bölgesel güvenlik denkleminde birleştiği bir ortamda Türkiye hangi hesabın parçası olmaktadır?
Eğer mesele İsrail'e karşı olmak ise, İsrail'in karşısında duran Husilerle Türkiye neden karşı karşıya getiriliyor?
Eğer mesele Suudi Arabistan'ın savunulması ise, bunun sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Ve eğer mesele yalnızca Suudi Arabistan'ın topraklarının savunulması ise, neden Yemen'deki bir çatışmanın tarafı olma ihtimali gündeme geliyor?
Cumhurbaşkanı'na soruyoruz:
Mehmetçik Yemen'e gönderilecek mi?
Gönderilecekse görev yeri, görev süresi ve görev tanımı nedir?
Türk askeri çatışmaya girecek mi?
Böyle bir karar için mevcut bir TBMM yetkisine mi dayanılacak, yoksa TBMM'den yeni bir izin mi istenecek?
Mekke Anlaşması, Cumhurbaşkanına Türk Silahlı Kuvvetlerini Yemen'de kullanma konusunda tek başına sınırsız bir yetki veriyor mu?
Hakan Fidan'a soruyoruz:
Mekke Anlaşması Türkiye'ye Suudi Arabistan'ın bütün bölgesel güvenlik sorunlarında askerî sorumluluk mu yüklüyor?
Yoksa yalnızca belirli bir savunma ve dayanışma mekanizması mı söz konusu?
Suudi Arabistan'ın talebi askerî olarak tam olarak nedir?
Türkiye'nin vereceği desteğin sınırı nerede çizilmiştir?
Ve en önemlisi:
Husilerle savaşmak Türkiye'nin millî güvenlik meselesi midir?
21 Eylül'deki yazımızda "Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?" diye sormuştuk.
Bugün bu sorunun önüne bir soru daha koymak gerekiyor:
Mehmetçik kimin savaşı için ölecek?
Türk ordusu, Türkiye'nin güvenliği için vardır.
Mehmetçik, başka ülkelerin bölgesel hesaplarında kullanılacak bir askerî araç değildir.
Savaş kararı verilecekse bunun hesabı TBMM'de görülmeli, millete anlatılmalı ve hukuki dayanağı açıkça ortaya konulmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bir anlaşmanın uygulanması değildir.
Mesele yalnızca Suudi Arabistan değildir.
Mesele yalnızca Yemen değildir.
Mesele Mehmetçiğin canıdır.
Bir asker sınırın ötesine gönderildiğinde onun arkasında bir aile, bir anne, bir baba, bir eş ve çocukları vardır.
Siyasi karar masada alınır.
Fakat o kararın bedelini cephede Mehmetçik öder.
Bu nedenle Türkiye'nin önündeki soru artık daha açık sorulmalıdır:
Türkiye kendi güvenliğini mi savunuyor, yoksa başkasının savaşında kendi evlatlarını mı riske atıyor?
Ve bütün bu soruların sonunda bir soru daha kalıyor:
Yazarın Diğer Yazıları
- Molla Gitsin de Trump-İsrail mi Gelsin?
- Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?
- "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar? Ey Yıldıray Çiçek
- Apo'nun Villasını Bahçeli Mi Yaptırdı?
- Londra'da Yahudi-Kürt Konferansı: Stratejik Ortaklık
- Yaşasın του κινήματος الحكيم serok Bahçeli!
- Kağan Kutsaldı, Padişah Ulu'ydu. Ya Cumhurbaşkanı?
- Türk Askerini Vurmak- "Beni Kimin İçin Öldürdünüz?"
