Tayyip Bey Cumhurbaşkanı Olsun mu ?
Devlet Bey,
Siyasette makamlar değişebilir, ittifaklar kurulabilir, siyasi dengeler yeniden şekillenebilir.
Ancak insanın sözüne sadakati, ahlaki tutarlılığı, vicdanı ve millete karşı sorumluluğu, değişen siyasi şartlara göre şekil değiştirmemelidir.
Hele ki söz konusu olan vatan sevgisi, devletin bekası, milletin iradesi, kul hakkı, kamu malı, adalet ve helal oy ise dün söylenenlerle bugün yapılanlar arasındaki mesafe daha da önem kazanır.
30 Mart 2014 Mahalli İdareler Genel Seçimleri'nde Akepe, 19.469.840 oy alarak yüzde 43,40 oranına ulaşmıştı. MHP ise sizin genel başkanlığınızda 7.907.067 oyla yüzde 17,62 oranında oy almıştı.
Bu rakamlar, milyonlarca vatandaşın sandık başına giderek kendi vicdanı, inancı, siyasi kanaati ve ülkenin geleceğine ilişkin beklentileri doğrultusunda tercih yaptığını gösteriyordu.
Devlet Bey, o gün siz, Erdoğan'ın aldığı oy oranının yolsuzluk iddialarını ortadan kaldırmayacağını, sandığın hukukun yerine geçemeyeceğini ve rüşvet iddialarının yargı önünde hesap vermeyi gerektirdiğini söylüyordunuz.
Cumhurbaşkanlığı makamına gelecek kişinin şaibesiz, dürüst, millî değerlere bağlı ve hukuka saygılı olması gerektiğini savunuyordunuz.
Hatta konuşmanızı, Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini açıkça ifade ederek bitiriyordunuz.
Bugün ise Erdoğan'a verdiğiniz siyasi desteği, yeniden cumhurbaşkanı olmasına yönelik tutumunuzu ve bu desteğin geçmişteki sözlerinizle nasıl bağdaştığını sorgulamak kaçınılmaz hâle geliyor.
Öyleyse asıl soru şudur:
Devlet Bey, 2014'teki sözleriniz mi samimiydi, bugünkü siyasi tutumunuz mu?
Çünkü vatandaş sandıkta yalnızca bir partiye oy vermez. Aynı zamanda kendi inancını, namusunu, şerefini, haysiyetini, helal kazancını, evlatlarının geleceğini, vatanına bağlılığını ve devletine duyduğu güveni temsil ettiğine inandığı bir tercihte bulunur.
Şimdi 8 Nisan 2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısında yaptığınız konuşmadan şu bölümü yeniden hatırlayalım:
“Haşhaşi, neoergenekon, virüs, sülük, vaiz lobisi, beddua lobisi, kan lobisi, çıkarcılar, ananasçılar, sahte peygamberler, alim müsveddeleri, telekulaklar, röntgenciler, kaset imalatçıları gibi ithamlarla önüne gelene saldırmış, karşısında kim varsa bindirmiştir. Başbakan milletimize karşı çok acımasız, çok vahşi, çok kalleş bir psikolojik harekât yürütmüştür
Başbakan bu pişkinlikte öyle bir noktaya gelmiştir ki çikolata kutularında milyon dolar rüşvet alan, Bakara-Makara diyerek yüce Kitap’ımızın kutlu ayetleriyle dalga geçen şahsiyetsiz eski bakanın dahi arkasında durmuştur.
Evdeki milyarları sıfırlamak amacıyla oğluyla yaptığı telefon konuşmalarını montaj, dublaj ve piyes sözleriyle yok saymıştır.
Başbakan Erdoğan ve partisi değil % 43, % 99 alsa da yolsuzluğun hesabını verecektir. Sandık pisliğin temizleneceği bir yer değildir.
Öte yandan Türkiye’nin Suriye’yle ilişkileri pamuk ipliğine bağlıdır. Başbakan Erdoğan, 30 Mart akşamı balkondan yaptığı konuşmasında Suriye’yle savaşta olduğumuzu söylemiştir. Ve bu iddia çok fazla kamuoyunda konuşulmamıştır. Başbakan, balkondan Rıza Zarrap’ın, millete küfreden yandaş işadamlarının, İmralı canisinin, Barzani’nin, rüşvetçilerin, yolsuzluğa bulaşanların, yanına aldığı hanedan mensuplarının nam ve hesabına konuşurken savaşa girdiğimizi de haykırmıştır.
Sayın Başbakan, Türkiye, Suriye’yle ne zaman savaşa girmiştir?
Savaş kararını alacak TBMM’nin niçin bundan haberi yoktur?
Sayın Erdoğan, söyler misin bize, savaş kararını kimlerle konuştun, kimlere söz verdin, nasıl bir tezgâha düştün?
Sen Türk milletini ne zannediyorsun?
Türkiye’yi kafana göre savaştırıp, canının istediğiyle dövüştürmek mi istiyorsun?
Bu nasıl bir aymazlık bu nasıl bir düşüncesizlik bu nasıl bir sorumsuzluktur?
6 Mayıs 2007 tarihînde Erzurum’da düzenlediğimiz 8.Bölge İstişare Toplantımızda şu görüşlerimi aziz milletimizle paylaşmıştım:
“Türkiye Cumhuriyeti’ne Cumhurbaşkanı olacak şahsın;
Türkiye’nin bütünlüğü ve Türk devletinin millî ve üniter yapısını temsil ve taşıma konusunda milletimizde tereddüt bırakmayacak bir fikri maziye,
Cumhuriyet’imizin kurucu felsefesini özümsemiş, geçmişinde Cumhuriyet’in temel değerlerine samimiyet ve sadakati hakkında kuşku bırakmayacak bir millî duruşa,
Türk milletinin birlik ve beraberliğini, millet olma hasletlerini ve yüksek kültürünü benimseme konusunda mutlak güvenilecek ilkeli, berrak ve açık bir düşünce yapısına,
İlkeli, dürüst, şaibesiz ve manevi değerlere saygılı hüviyeti ile tebarüz etmiş, demokrasinin ilkeleri konusunda tam duyarlık ve kararlılığa sahip bir şahsiyet olmalıdır.”
Cumhurbaşkanlığı makamına ilkesel bakışımız değişmemiştir.
Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizde 29 Ekim 1923 tarihînden bugüne kadar 10 Cumhurbaşkanı görev yapmış, 11’incisinin görev süresi de devam etmektedir.
Türk milleti kral seçmeyecek, sultan atamayacak, emir tayin etmeyecek, özgürlük ve demokrasiye mütecaviz bakan bir diktatör muavinine koltuk ihdas etmeyecektir.
Peki, ne yapacaktır?
Cumhuru temsil edecek,
Cumhuriyet’in anlam ve birikimlerine sadakatle bağlı kalacak,
millî kimliğe saygı duyup benimseyecek,
hakkında hiçbir şaibe olmayan tertemiz bir isme Cumhurbaşkanı olma şerefini verecektir.
Devletin en tepesinde bulunan kutlu görevi sulandırmaya,
ayağa düşürmeye,
karanlık niyetlere tapulamaya kimsenin gücü de yetmeyecektir.
Buradan muhataplarına ilan ediyorum ki;
Önce özerkliğe, arkasından Kuzey Kürdistan’a açık kapı bırakandan Cumhurbaşkanı olmaz.
Türkiye’yi birbirine düşürmeye azmedenden, toplumu kamplara ayırandan Cumhurbaşkanı olmaz.
Şehitlerin vebalini ve kanını taşıyan bebek katiliyle müzakere yapandan, teröristlere kucak açandan Cumhurbaşkanı olmaz.
Vatanı bölme, milleti 36’ya ayırma hedefinde olandan Cumhurbaşkanı olmaz.
Twitter’i engelleyen, Youtube’u kapatan, kişisel hak ve hürriyetleri budayandan Cumhurbaşkanı olmaz.
Hukuka saldırandan, adaletten kaçandan, rüşvetçilere ve hırsızlara kol kanat gerenden Cumhurbaşkanı olmaz.
Villalara balya balya dolar yığandan, kamu arazilerini zimmetine geçirenden, evdeki parayı sıfırlarken haysiyet ve inandırıcılığını da sıfıra düşürenden Cumhurbaşkanı olmaz.
TSK’ye kumpas kurandan başkomutan olmaz.
Türklüğü reddeden, T.C. yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkârcıdan Türkiye’ye cumhurbaşkanı olmaz, olamaz, olamayacaktır.
Kısacası iki yanlıştan bir doğru çıkmaz,
tekeden süt sağılmaz,
balda tuz bulunmaz,
suda ateş yanmaz,
Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz.
Siyasi görüşü, fikrî aidi Siyasi görüşü, fikrî aidiyeti, mezhebi ve yöresi ne olursa olsun, ister AKP’li ister MHP’li isterse de CHP’li olsun her vatan evladı cumhurbaşkanı olabilir,
ne var ki Recep Tayyip Erdoğan olamaz,
milletin terazisi bu sıkleti çekmez.
Devlet Bahçeli’nin TBMM Grup Toplantısı Konuşma Metni-08 Nisan 2014.”
Peki Sayın Bahçeli, bugün ne değişti?
Bu konuşmada yalnızca siyasi bir rakibe yöneltilmiş ağır eleştiriler yoktur.
Aynı zamanda hukukun üstünlüğü, kamu malının korunması, yolsuzluk iddialarının soruşturulması, millî birlik, devletin itibarı ve cumhurbaşkanlığı makamının ahlaki sorumluluğu hakkında ortaya konulmuş ilkeler vardır.
Çünkü milletin helal oyuyla kazanılan makam, kişisel çıkarın değil kamu hizmetinin makamıdır. Sandığa giderken Allah rızasını, vatan sevgisini, milletin geleceğini, çocuklarının huzurunu, adaleti ve dürüstlüğü düşünen vatandaşın güveni hafife alınamaz.
Sayın Bahçeli, dün “Sandık pisliğin temizleneceği bir yer değildir” dediniz. Peki bugün sandığın iradesi, hukuk, adalet ve hesap verebilirlik konusundaki ölçünüz nedir?
Dün dile getirdiğiniz iddialar hakkında bugün hangi değerlendirmeye sahipsiniz?
O günkü sözlerinizin arkasında mısınız, yoksa artık farklı bir siyasi değerlendirme mi yapıyorsunuz?
Burada mesele, bir siyasetçiyi sonsuza kadar geçmişteki sözlerine mahkûm etmek değildir.
Mesele, değişen tutumun dürüstçe açıklanması ve siyasi sorumluluğun üstlenilmesidir.
Eğer geçmişteki değerlendirmenizin yanlış olduğunu düşünüyorsanız, neden yanlış olduğunu açıkça söylemelisiniz.
Eğer şartların değiştiğini savunuyorsanız, hangi şartların, hangi gerekçelerle ve ne ölçüde değiştiğini açıklamalısınız.
Devlet Bey, Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olsun mu?
2014'te dile getirdiğiniz eleştirilerden hangilerini bugün hâlâ geçerli görüyorsunuz?
Hangilerinin değiştiğini düşünüyorsunuz?
Eğer dün söylediklerinizin arkasındaysanız, o sözlerin gerektirdiği ilkeli duruşu bugün nasıl sürdürdüğünüzü gösterin.
Çünkü vatan sevgisi yalnızca bayrak ve ezan demek değildir; kamu malını korumak, kul hakkına riayet etmek, adaleti savunmak ve gerektiğinde kendi siyasi tercihini de sorgulayabilmektir.
Milliyetçilik yalnızca kürsülerden söylenen sözlerle ölçülmez; milletin emanetine sadakatle, devletin kurumlarına saygıyla ve hukukun herkes için eşit uygulanmasını savunmakla anlam kazanır.
Milletin terazisi yalnızca Erdoğan'ı değil, Bahçeli'yi de tartar.
Devlet Bey, mesele Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olup olmamasından ibaret değildir.
Mesele, dün söylenen sözlerin bugün hâlâ bir anlam taşıyıp taşımadığıdır.
Mesele, milletin helal oyuna, güvenine ve emanetine ne kadar sadık kalındığıdır.
Karar sizin, Devlet Bey. Fakat hesabı yalnızca siyasi tarih değil, size güvenen millet de soracaktır.
Yazarın Diğer Yazıları
- pkklılar Şehit mi, Devlet Bey?
- Hangi Erdoğan? Cumhurbaşkanı Erdoğan mı, AKP Genel Başkanı Erdoğan mı?
- Türkiye'de Seçimlere Mehmet Uçum mu Karar Veriyor Olacak?
- Suçlu Sensin Abdulkadir Selvi!
- Türkiye'nin 130 Adet F-35 Lightning II Uçağını Kim Çaldı?
- pkk NÖBETE, pkk UMREYE!
- Cezaevinden Bir Terör Örgütünü 29 Yıl Yönetmek Yoksa AKEPE ve MEHAPE Desteğiyle Zafer mi?
- Siyasi Zina ya da Seçmenin Emanetine İhanet
