pkk NÖBETE, pkk UMREYE!
Devlet Bahçeli,Suudi Arabistan'a mümkün olan her türlü askerî desteğin verilmesini istiyor. MHPli İsmail Özdemir ise Mekke ve Medine'nin güvenliğini tarihî sorumluluk olarak değerlendiriyor.
AKEPE ve MHP, pkk mensuplarının entegrasyonunu tartışıyor.
Daha önce kaleme aldığımız "Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?" ve "Mehmetçiğin Kanı Kime Helal?" başlıklı yazılarımızda, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın hukuki sonuçlarını, Türk askerinin Suudi Arabistan'a veya Yemen'deki çatışmalara gönderilmesinin muhtemel fayda ve risklerini, böyle bir görevin Türkiye'nin millî çıkarları açısından gerekliliğini ve Mehmetçiğin hangi savaşın bedelini ödemek zorunda kalabileceğini sorgulamıştık; bugün ise AKP ve MHP'nin PKK mensuplarının silahsızlandırılması ve topluma entegrasyonu konusundaki yaklaşımıyla Suudi Arabistan'a askerî destek çağrılarını bir arada ele alarak şu ironik soruyu soruyoruz:
Madem entegrasyon konuşuluyor, PKK nöbete, PKK umreye mi?
Öyleyse soralım:
Türkiye'nin evlatları neden başkasının savaşında ölsün?
Geçtiğimiz günlerde Ankara koridorlarında ve ekranlarda Türk askerinin Suudi Arabistan topraklarına hangi hukuki şartlarda gidebileceğini, Anayasa'nın 92. maddesini, bu hamlenin Türkiye için getireceği muazzam riskleri ve yararları uzun uzun tartıştık. "Türkiye'nin Yemen bataklığında ne işi var?" diye sorduk.
Ancak madem iktidar bloku tüm bu risklere rağmen Riyad'ın savunmasını üstlenmeye bu kadar hevesli; madem aynı AKEPE ve MHP ortaklığı kck ve pkk unsurlarını affetmeyi, onları topluma "entegre etmeyi" planlıyor; o zaman iktidarın kendi mantığı içinde son derece tutarlı bir çözüm öneriyoruz:
Bizim vatan evlatlarımız değil, eli kanlı teröristler gitsin Arabistan cephelerine!
Peki, Türkiye'nin millî güvenliği Suudi Arabistan'ın bütün bölgesel hesaplarını üstlenmesini mi gerektiriyor? Yemen'de çatışmaya katılmak, hava savunmasına teknik destek vermek ve istihbarat paylaşmak aynı şey midir?
Yavuz Sultan Selim'den bugüne
Bahçeli, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferini örnek gösteriyor. Ancak tarihî seferleri yalnızca kutsal beldelerin korunması üzerinden açıklamak eksik kalır. 1516-1517 seferleri, Memlük Devleti'yle mücadele ve bölgesel hâkimiyet gibi çok sayıda unsur içeriyordu.
Yavuz Sultan Selim'in Memlük seferi, İslam dünyasının liderliği için karşı karşıya gelen iki büyük Türk devletinin güç mücadelesidir.
Mercidabık ve Ridaniye gibi kanlı savaşlarda, hem Osmanlı ordusunda hem de Memlük ordusunda binlerce Türk askeri birbirine karşı savaşarak hayatını kaybetmiştir.
Sonuçta Memlük Devleti yıkılmış, ancak bölgedeki Türk egemenliği ve İslam dünyasının hamiliği brassica başka bir Türk gücü olan Osmanlılara geçmiştir.
Ancak bu durum Osmanlı ailesi ve hanedanı için muazzam bir siyasi ve dini zafer olsa da, cephede akan sonuçta Türk kanı olmuştur.
Tarih, bugünkü askerî kararları sorgulanamaz kılan bir emir değildir.
Mekke ve Medine'ye saygı duymak başka, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki çatışmalarında Türkiye'yi taraf hâline getirmek başkadır. Yavuz'un seferini bugünün dış politikasına gerekçe yapanlar, savaşların siyasi sonuçlarını ve insan bedelini de hesaba katmalıdır.
pkk entegrasyonu konuşulurken neden yeni bir cephe?
AKEPE ve MHP çevrelerinde pkknın silah bırakması, silahsızlanma ve topluma entegrasyon tartışılıyor.
Ancak iktidara şu soruyu sormak da hakkımızdır:
pkk nöbete, pkk umreye!
Hükümet, dağdan indirip meşrulaştırmaya çalıştığı bu teröristlere "vatan hizmeti" için kaçırılmayacak bir fırsat sunmalıdır.
Yıllardır dağlarda Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail gibi küresel güçlerin bizzat modern silahlarla eğittiği, sahada çarpışmayı iyi bilen 10 bine yakın militandan oluşan bu hazır orduyu, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içine sokup şehirlere dağıtmak yerine doğrudan Suudi Arabistan'a destek gücü olarak gönderelim.
Madem iktidar bir yanda Suudi Arabistan'ın güvenlik ihtiyaçlarına diplomatik ve askerî destek sağlayarak adeta Riyad'ın yardımına koşuyor, diğer yanda ise pkk mensuplarının silah bırakıp topluma entegre edilmesini, yani bir nevi affı tartışıyor; o zaman ortaya çıkan çelişkiyi net bir şekilde koyalım: pkk nöbete, pkk umreye!
Eğer bölgedeki çatışma risklerine karşı bir destek verilecekse ve dağdakilerin sisteme dâhil edilmesi konuşuluyorsa, yabancı ülkelerdeki operasyonlara bizim vatan evlatlarımız,
Türk askerlerimiz değil; topluma kazandırılacağı söylenen bu örgüt mensupları cepheye gitsin.
Böyle bir hamle, iktidarın kendi içindeki tüm çelişkili politikalarını bir anda "mutlu bir sona" ulaştıracaktır:
- Yıllardır ateist ve Marksist ideolojilerle zehirlenmiş bu militanlar, Kutsal Topraklara giderek hem bir nevi "umre" yapmış olur hem de kendilerine sunulan bu af karşılığında güya vatana hizmet etme şansı bulurlar.
- Suudi Arabistan'ın Yemen'de veya bölgesel vekâlet savaşlarında sıkıştığı cephelerde, Mehmetçik'in kanı akacağına, Riyad'ın kraliyet sarayını ve Vehhabi rejimini koruma görevi tamamen bu entegrasyon listesindekilere devredilmiş olur.
- Sahada İsrail'e meydan okuyan, ABD ve Batı ekseninin planlarını bozan bölge ülkelerine ve örgütlerine karşı, geçmişte yine ABD-İsrail eğitimi almış bu 10 bin kişilik yapı cepheye sürülerek emperyalizmin bölge tasarımlarına doğrudan hizmet ettirilir.
Mehmetçik kimin savaşı için ölecek?
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın kapsamı, Türkiye'nin hangi koşullarda askerî sorumluluk üstleneceği ve TBMM'nin yetkileri açıkça tartışılmalıdır. Anayasa'nın 92. maddesi, yabancı ülkelere asker gönderilmesinde temel anayasal çerçeveyi oluşturur.
Suudi Arabistan'ın savunulması ile Yemen'de doğrudan çatışmaya katılmak birbirinden farklıdır. Türkiye'nin İran, Yemen, Suudi Arabistan ve Kızıldeniz çevresindeki gelişmeler nedeniyle hangi riskleri üstleneceği de açıklanmalıdır.
Bir askerî görev, Türkiye'nin güvenliğini gerçekten güçlendirecek mi? Yoksa Türk askerini, ülkemizin doğrudan tarafı olmadığı bölgesel çatışmaların içine mi çekecek?
ABD'nin Orta Doğu politikaları ve İsrail'in bölgesel stratejileri de bu değerlendirmeden ayrı düşünülemez.
Mehmetçik, başka devletlerin hesaplarında kullanılacak bir araç değildir.
Ve son soru ve son istek:
Eğer Ortadoğu'nun tehlikeli denklemlerinde Suudi Arabistan'a bir askerî kalkan olunacaksa ve eğer bu ülkede teröristlerin affı konuşulacaksa; bizim aslan gibi Mehmetçiğimiz, vatan evlatlarımız başkalarının savaşında harcanamaz! Çıkarın kararnameleri, açın yolları; eğittiğiniz, entegre edeceğinizi söylediğiniz o kadroları cepheye sürün.
Bizim sorumuz ve tavrımız nettir:
Türk askeri evinde kalmalı, sınırını korumalıdır.
Eğer illa birileri Arabistan çöllerinde nöbet tutacaksa, adres bellidir:
pkk nöbete, pkk umreye!
Yazarın Diğer Yazıları
- Suçlu Sensin Abdulkadir Selvi!
- Türkiye'nin 130 Adet F-35 Lightning II Uçağını Kim Çaldı?
- Cezaevinden Bir Terör Örgütünü 29 Yıl Yönetmek Yoksa AKEPE ve MEHAPE Desteğiyle Zafer mi?
- Siyasi Zina ya da Seçmenin Emanetine İhanet
- Fondipçi Fatma Tayyip'in Yatırımı mı yoksa Allah'ın Sevdiği Kulu Mu
- Tayyip'in Yatırımları
- Londra'da Pkk Konferansı
- Türkiye kimin? Türk kim?
