Türkiye kimin? Türk kim?
Kıymetli okuyucular, asağıda isimlerini okuyacağınız kişiler, iller, ilçeler, kurumlar ve etnik köken eşleştirmeleri tamamen temsilidir.
Hiçbir gerçek kişi hakkında iddia ileri sürülmemektedir. Amaç, Türkiye'nin farklı şehirlerinde, ilçelerinde ve kamu kurumlarında farklı aile geçmişlerinden gelen vatandaşların bulunabileceğini göstermek ve şu soruyu sormaktır:
Bu insanların hangisi diğerinden daha az Türk, daha az vatandaş veya daha az hak sahibidir?
Türkiye Cumhuriyeti'nin yakın siyasi tarihi bu soruyu anlamak açısından önemlidir.
Eğer bu ülkede vatandaşların devlet yönetimine katılabilmesi etnik kökenlerine göre belirleniyor olsaydı, Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasette yükselmesi, başbakanlık yapması ve cumhurbaşkanı seçilmesi mümkün olur muydu?
Ya da İsmet İnönü, Turgut Özal, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin, Şerafettin Elçi, Abdülkadir Aksu, Hüseyin Çelik, Mehmet Mehdi Eker, Mehmet Şimşek, Cevdet Yılmaz, Bekir Bozdağ, Zafer Çağlayan, Ahmet Aydın, Efkan Âlâ, Sadettin Tantan, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Hüsamettin Özkan, Nazım Ekren, Haydar Akar vb. gibi şahısların hiç kökenlerini merak ettiniz mi?
Ya da Mehmet Âkif Ersoy'un kökeni hiçbir zaman onun Türklüğünün önüne konulmamıştır; o, Türk milletine bağlılığı, vatan sevgisi ve İstiklâl Marşı'yla herkesten daha çok Türk'tür; kim ondan daha fazla "Ben Türk'üm" diyebilir? O Türk'tür.
Dolayısıyla asıl soru şudur:
Eğer Türkiye Cumhuriyeti'nde etnik köken, vatandaşlığın veya devlet yönetimine katılmanın ön şartı olsaydı, halkın oylarıyla seçilen bir kişinin bu makamlara kadar yükselmesi nasıl mümkün olabilirdi?
Düşünün,
Van'ın İpekyolu ilçesinden Ahmet abi Cumhurbaşkanlığında Kürt kökenli; Erzurum Yakutiye'den Mehmet amca Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığında Zaza kökenli; Diyarbakır Kayapınar'dan Mustafa bey Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığında Arap kökenli; Batman'dan İbrahim abi MİT'te Kürt kökenli; Mardin Artuklu'dan Ömer bey Diyanet'te Süryani kökenli olabilir.
Van Tuşba'dan Emine abla Adalet Bakanlığında, Diyarbakır Bağlar'dan Ayşe teyze Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında, Erzurum Palandöken'den Fatma hanım Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında, Mardin Kızıltepe'den Elif kardeş Dışişleri Bakanlığında, Ağrı'dan Mehmet Ali bey İçişleri Bakanlığında görev yapabilir.
İzmir Konak'tan Ahmet bey TRT'de Rum kökenli; İstanbul Kadıköy'den Mehmet abi Anadolu Ajansında Boşnak kökenli; Bursa Osmangazi'den Mustafa amca PTT'de Arnavut kökenli; Manisa Yunusemre'den Ali kardeş TCDD'de Pomak kökenli; İstanbul Üsküdar'dan Fatma hanım Devlet Tiyatrolarında Ermeni kökenli olabilir.
Karadeniz'de Samsun İlkadım'dan Ahmet abi ÇAYKUR'da Laz kökenli, Trabzon Ortahisar'dan Mehmet amca TTK'da Laz kökenli, Ordu Altınordu'dan Mustafa bey TKİ'de Gürcü kökenli, Rize'den Ali kardeş Eti Maden'de Hemşinli kökenli, Giresun'dan Hasan dayı MKE'de Çerkes kökenli olabilir.
Bursa'da Boşnak, İstanbul'da Arnavut, Sakarya'da Çerkes, Yalova'da Gürcü, Kocaeli'de Abhaz; Hatay'da Arap Alevi, Mardin'de Süryani veya Keldani, İstanbul'da Rum, Ermeni veya Yahudi; Ankara'da Kazak, Özbek, Kırım Tatarı, Çeçen, Dağıstanlı, Oset, Abhaz, Ukraynalı, Rus veya Balkan kökenli bir aile tarafından yetiştirilmiş bir vatandaş düşünün.
Bu insanların çalıştığı kurumların bazıları Cumhurbaşkanlığı, bakanlıklar, TBMM, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, HSK, YSK, MİT, Emniyet, Jandarma, TRT, PTT, TCDD, TÜBİTAK, TÜRKSAT, ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, üniversiteler ve çeşitli düzenleyici kurumlar olabilir.
Bütün bu örneklerin ortak noktası şudur: İnsanların anne ve babalarının, dedelerinin ve ninelerinin geldiği yerler farklı olabilir.
Biri Van'dan, biri İzmir'den, biri Trabzon'dan, biri Mardin'den, biri Ankara'dan, diğeri Balkanlardan veya Kafkaslardan gelen bir ailenin çocuğu olabilir.
Fakat vatandaşlık hukukunun kişilere soylarına göre ayrı bir derece vermesi başka bir şeydir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu ve hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağını belirtir. 66. madde ise "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" hükmünü içerir.
Buradaki "Türk" ifadesini etnik soy anlamında değil, anayasal vatandaşlık bağı anlamında kullanıyoruz.
Çünkü Türkiye'de yaşayan bir insanın annesi Kürt, babası Zaza, dedesi Boşnak, ninesi Çerkes, eşi Arap, amcası Laz, teyzesi Gürcü, kardeşi Rum veya başka bir aile geçmişinden olabilir. Bu durum, hiç kimseyi diğer vatandaşlardan daha üstün veya daha aşağı yapmaz.
Türk devletinin görevi; bir etnik kökeni diğerinin üzerine çıkarmamak, hiçbir vatandaşın hakkını soyundan dolayı azaltmamak ve hiçbir vatandaşa soyundan dolayı ayrıcalık vermemektir.
Türk tarihindeki Hun, Göktürk, Uygur, Karahanlı, Selçuklu, Harezmşah, Memlük ve Osmanlı dönemleri birbirinden farklı siyasî ve hukukî yapılara sahipti. Bu nedenle bütün bu dönemler için "hiçbir ayrımcılık yoktu" demek tarihsel olarak tek cümleyle kanıtlanabilecek bir hüküm değildir. Ancak farklı toplulukların aynı siyasî düzenler içerisinde yaşadığı tarihsel bir gerçektir.
Bugün ise ölçümüz tarihî yorumlardan önce Anayasa'dır.
Bir vatandaş Kürt, Zaza, Arap, Laz, Çerkes, Gürcü, Boşnak, Arnavut, Ermeni, Rum, Süryani, Keldani, Yahudi veya başka bir kökenden gelebilir. Bunların hiçbiri vatandaşlık hakkının derecesini belirlemez.
Devlet vatandaşına "Hangi soydansın?" diye değil, "Kanun karşısındaki hakkın nedir?" diye bakmalıdır.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nde vatandaşlığın derecesi yoktur.
Kimsenin kanı diğerinden değerli değildir. Kimsenin soyu diğerinden üstün değildir. Kimsenin ailesi diğerinden daha fazla hukuk sahibi değildir.
Ancak eşit vatandaşlık anlayışı, Türkiye'nin yaşadığı terör ve şiddet meselesini görmezden gelmek anlamına da gelmez. Türkiye, pkknın silahlı eylemleri nedeniyle askerlerin, polislerin, güvenlik görevlilerinin ve sivillerin hayatını kaybettiği; ailelerin evlatlarını kaybettiği ve gazilerin ağır yaralar aldığı uzun ve acı bir dönem yaşamıştır. Şehitlerin ve gazilerin ailelerinin yaşadığı acı devlet politikaları tartışılırken unutulmamalıdır.
Fakat burada birbirinden kesin olarak ayrılması gereken iki konu vardır:
Kürt vatandaş başka şeydir; pkk başka şeydir.
Bir Kürt vatandaşın etnik kimliği nedeniyle pkk ile özdeşleştirilmesi doğru değildir. Aynı şekilde pkknın gerçekleştirdiği silahlı eylemlerin ve terör suçlarının sorumluluğunu bütün Kürt vatandaşlara yüklemek de doğru değildir.
Hiçbir terör örgütü bir etnik kimliğin tamamının temsilcisi kabul edilemez. Devlet hiçbir etnik kökeni diğerinin üzerine çıkaramaz; fakat hiçbir etnik topluluk da bir örgütün eylemleri nedeniyle topluca suçlanamaz.
Çünkü vatandaşlığın ölçüsü soy değil hukuk, suçun ölçüsü ise etnik kimlik değil fiildir.
Mesele şudur: Aynı devletin vatandaşı olan insanlar arasında etnik köken üzerinden bir üstlük-altlık kurulacak mı?
Kurulmamalıdır.
Dolayısıyla yarın başka bir etnik kökenden gelen bir örgüt lideri aynı yöntemi kullanırsa değişmesi gereken şey devletin hukuku değil, failin kimliğidir.
Devletin ölçüsü yine aynı olmalıdır: Soy değil fiil, etnik kimlik değil hukuk, ayrıcalık değil eşit vatandaşlık.
Ne Kürt olduğu için bir vatandaş suçlu kabul edilebilir ne de Arnavut, Çeçen, Arap, Ermeni, Gürcü veya başka bir kökenden geldiği için herhangi bir kişiye etnik kimliği üzerinden ayrıcalık tanınabilir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak vatandaşlık anlayışının sınırı tam da buradadır:
Hiç kimse etnik kökeni nedeniyle ikinci sınıf vatandaş değildir; fakat hiç kimse etnik kökenini öne sürerek hukuk düzeninin üzerine de çıkamaz.
Türkiye'nin üniter yapısına ilişkin siyasi tartışmalar demokratik zeminde yapılabilir. Ancak silahlı şiddet ve terör, hangi etnik kimlik adına işlendiği söylenirse söylensin, vatandaşların tamamına mal edilemez ve hiçbir etnik topluluğun tamamını temsil ediyor kabul edilemez.
Sonuç olarak mesele "Kim Türk, kim daha Türk?" sorusu değildir.
Asıl mesele şudur:
Kim olursan ol, hangi kökenden gelirsen gel, bu ülkenin vatandaşıysan hukuk önünde eşitsin.
Ancak hiçbir etnik kimlik, hiçbir örgüt ve hiçbir siyasi hedef; şiddeti, terörü veya vatandaşlar arasında hukuki üstünlük kurulmasını meşrulaştıramaz.
Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlık anlayışı da bu ayrım üzerinde durmalıdır:
Etnik köken serbesttir; vatandaşlıkta üstünlük yoktur.
Siyasi fikir serbesttir; şiddet serbest değildir.
Hak talebi demokratik olabilir; silahlı zorbalık hukuk düzeninin yerine geçemez.
Çünkü mesele kimsenin soyunu değiştirmek değil, herkesin hukuk önünde aynı vatandaşlık değerine sahip olduğunu kabul etmektir.
Yazarın Diğer Yazıları
- Mehmetçiğin Kanı Kime Helal?
- Molla Gitsin de Trump-İsrail mi Gelsin?
- Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?
- "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar? Ey Yıldıray Çiçek
- Apo'nun Villasını Bahçeli Mi Yaptırdı?
- Londra'da Yahudi-Kürt Konferansı: Stratejik Ortaklık
- Yaşasın του κινήματος الحكيم serok Bahçeli!
- Kağan Kutsaldı, Padişah Ulu'ydu. Ya Cumhurbaşkanı?
Yorumlar
- Alp Demir
Sn. Yazar gidip bunu kürtlere anlatacaksınız. Onların dışındakiler zaten bunun bilincinde ve kimsenin bir itirazı yok. Bu yazınızı DEM partiye, Öcalan'a özgürlük diye bağırıp, posterlerini asan kürtlere, 800 şehit verdiğimiz hendek savaşlarına yataklık yapanlara, baraj bizim topraklamızdayken, elektriği bize para ile satamazsınız deyip, elektrik parası ödemeyenlere (yıllardır bu elektrik paralarını biz ödüyoruz), Terör eline silah almadan da yapılır. Dil ile yapılır. Dil teröristleri de aynı kategoriye girerler. Kimse olan biteni çarpıtmasın. Bu bir kürt isyanıdır. Hiç bir isyana herkes birden katılmaz. Ama bu, 40 yıldır çektiğimiz belanın bir kürt isyanı olduğu gerçeğini değiştirmez. Ermeni isyanlarında da bütün ermeniler katılmamıştı. Ama bu Ermenilerin isyan etmediği anlamına gelmiyordu. Bu defa daha önce yapamadıklarını yapıp, dış güçlerle anlaşmışlardır. Kafayı kuma gömen deve kuşu olmak bu ülkeyi kurtarmaz, ki zaten kurtulma umudu da görmüyoruz. Bizimkisi biraz alışkanlıktan geliyor. Yoksa artık söylenecek söz kalmadı. Yapmaya çalışılan şeyin farkındayız. Ama anlamadığınız şu ki artık çok geç. Kan davası, kan davasıdır.
