Bunlar mı sizin şehitleriniz ey Bahçeli, ey Erdoğan?
Not: Bu yazı, alçak terör örgütü mensuplarının 18 Mayıs'ı sözde 'şehitler günü' olarak adlandırması üzerine kaleme alınmıştır.
Bir milletin hafızası, o milletin toprağa verdiği canların aziz hatırasıyla şekillenir. Şehitlik, sıradan bir ölüm değil; bir varoluş gayesi, bir adanmışlık ve kutsal bir makamdır. Türk milletinin bin yıllık tarihî yürüyüşünde şehitlik ve gazilik, devletin bekasını, vatanın bütünlüğünü ve milletin birliğini koruyan en sarsılmaz sütunlardır. Bu topraklar, üzerinde yaşayanların sadece mülkü değil, ecdadın kanıyla yoğrulmuş bir mukaddesattır. Coğrafyayı vatana dönüştüren irade, canından aziz bildiği değerler uğruna toprağa düşen neferlerin inancından beslenir. Dolayısıyla, bu asil unvanlar üzerine yapılacak en ufak bir spekülasyon, sıradan bir kelime oyunu değil, doğrudan doğruya milletin ruh köküne indirilmiş bir darbedir.
Ancak bugün, Türkiye’nin egemenliğine, dirlik ve düzenine kastetmiş eli kanlı bir terör örgütünün, terörün sesi olan ANF (Fırat Haber Ajansı) adlı yayın organı üzerinden 17 Mayıs 2026 tarihinde pervasızca yayımladığı bildiriler ve bu bildiriler karşısında takınılan siyasi tavırlar, maşerî vicdanı derinden yaralamaktadır. Terör örgütü KCK’nın Behdînan mahreçli ve "KCK: Şehitlerimizi örnek alıp Önderlik çizgisinde yürümeli ve başarmalıyız!" başlığıyla servis edilen sözde "Mayıs ayı şehitleri" beyannamesi, sadece bir propaganda metni değil; Türk milletinin millî ve manevi değerlerine, inancına ve şahsiyetine yapılmış açık bir saldırıdır. Bu fütursuz metinde, bebek katillerinin, eli kanlı militanların ve terör elebaşlarının arsızca şehit ilan edilmesi, kavramların nasıl amansızca kirletilmeye çalışıldığının en bariz vesikasıdır.
İşte bu noktada, milletin iradesini temsil eden, devletin direksiyonunda oturan ve milliyetçilik iddiasında bulunan muktedirlere tarih huzurunda sormak bir namus borcudur: Bunlar mı senin şehitlerin ey Bahçeli, ey Erdoğan?
Şehitlik, her şeyden önce ilahî bir rütbedir. İslam inancında ve Türk töresinde şehit; vatanını, bayrağını, namusunu ve dinini korumak için canını feda eden kişidir. Şehit, bir toplumun birliği ve dirliği için toprağa düşen tohumdur. Oysa terör örgütünün beyannamesinde adı geçenler, bu milletin birliğine darbe vurmak, çocukları yetim, anaları bağrı yanık bırakmak için silah kuşanmış hainlerdir. Vatan, üzerinde kardeşçe ve hür yaşanılan, sınırları şehit kanıyla çizilmiş kutsal topraktır. Terör örgütü ise bu vatanı bölmek, parçalamak ve dış güçlerin emellerine hizmet etmek için kurulmuş bir taşerondur. Sınır boylarında vatanı koruyan Mehmetçiğe kurşun sıkanların, sivil halkı katledenlerin haince bir saptırmayla "özgürlük mücadelesi" adı altında kutsanması, tam bir akıl tutulmasıdır.
Secaat ve kahramanlık da zayıfı korumak, adalet uğruna savaşmak ve haksızlığa karşı durmaktır. Kundaktaki bebeği katletmek, uykusundaki polisi şehit etmek, öğretmenleri kurşuna dizmek kahramanlık değil; korkaklık ve alçaklıktır. Türk milletinin gerçek kahramanları, Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde ve Terörle Mücadele’de gözünü kırpmadan canını verenlerdir.
Terör örgütünün ANF kaynaklı metninde geçen şu ifadeler, bir katilin ve bölücülüğün yüceltilmesi çabasından başka bir şey değildir: "Şehitlerimiz Rêber Apo çizgisine bağlı kalarak mücadeleyi geliştirdiler", "Onların bu duruşunu örnek alıp Hareket ve halk olarak Önderlik çizgisinde yürümeli ve başarılı olmalıyız", "Kürt halkı için Mayıs ayı şehitler ayı, 18 Mayıs da şehitler günüdür" ve "Kürdistan’ın 4 parçasında var olma mücadelesi".
Bir katilin arkasından giderek helak olanların, kutsal "şehitlik" kavramıyla yan yana getirilmesi, bu topraklarda bin yıldır yaşayan halkın inancına ve şahsiyetine hakarettir. Dolayısıyla, kavramların iğfali karşısında şehitlik ve kahramanlık kimlerin hakkıdır sorusunun cevabı nettir: Sadece ve sadece bu mukaddes topraklar için can veren aziz evlatlarındır.
Devlet, bireylerin ve toplumun can, mal ve namus güvenliğini koruyan en üst organizasyondur. Devletin bir şahsiyeti, saygınlığı, ağırlığı ve bu nitelikleri koruyan bir ülkü birliği vardır. Türk devleti, tarihi boyunca hiçbir terör odağına boyun eğmemiş, meşruiyetini her zaman hukuktan ve milletinden almıştır. Ancak son yıllarda yürütülen siyasi hamleler, terörün finansörleri ve siyasi uzantılarıyla kurulan zımni ortaklıklar veya "terörsüz Türkiye süreci" adı altında sunulan gizli tavizler, devletin bu vakur şahsiyetini zedelemektedir. Siyasi ikbali, koltuk sevdasını veya seçim hesaplarını milletin beka sorununun önüne koyanlar, terör örgütünün bu tür cüretkâr açıklamalar yapmasına zemin hazırlamaktadır.
Devletin ülkü birliği, milletin geleceğe aynı inanç ve azimle yürümesidir. Eğer siz terörün dilini meşrulaştıracak alanlar açarsanız, hainler kendi katillerini 'şehit' ilan etme cüretini kendilerinde bulurlar. Bugün KCK’nın pervasızca, "Rêber Apo, PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi şehitlere böyle anlam vererek Kürt halkının var olma ve özgürlük mücadelesinde büyük gelişme sağlamıştır" ve "Rêber Apo, PKK şehitler partisidir, diyerek şehitlerin mücadeledeki yerini net biçimde ortaya koymuştur" şeklindeki güzellemeleri savurabilmesi, geçmişte atılan yanlış adımların, verilen tavizlerin ve terörün siyasi uzantılarına gösterilen müsamahanın bir sonucudur. Siyasette ilkesizlik, devlet mekanizmasını felç eden en tehlikeli unsurdur. Meydanlarda sahte hamaset nutukları atıp, kapalı kapılar ardında bölücülerin taleplerine zemin hazırlayan stratejiler geliştirmek, bin yıllık devlet geleneğimize ihanettir. Siyaset meydanlarında birbirine ağır ithamlarda bulunup, perde arkasında veya dönemsel çıkarlar uğruna terörün gölgesiyle uzlaşanlar, devletin şahsiyetini ve ülkü birliğini sarsarak bu milletin dirlik ve birliğine en büyük zararı vermektedir.
Türk milleti, gaziliği ve şehitliği en büyük gurur vesilesi sayar. Bir babanın, oğlunun tabutu başında "Vatan sağ olsun" diyebilmesi, bu milletin asil şahsiyetinin ve imanının bir göstergesidir. Gerçek gazilerimiz, bedenlerinin bir parçasını bu topraklar için feda etmiş, vakur ve onurlu şahsiyetlerdir. Peki, terör örgütünün "şehit" ilan ettiği, eli kanlı militanlar kimlerin gurur kaynağıdır? Türk milletinin bütünlüğüne kastetmiş bu yapıların beyanları, bu ülkenin şehit ailelerinin ve gazilerinin yüreğini dağlamaktadır. Ankara’da, saraylarda veya meclis koltuklarında siyaset yapanların, bu çirkin beyanatlara karşı sessiz kalması veya bunları sadece dönemsel bir siyasi malzeme olarak kullanması kabul edilemez.
Ey Bahçeli, Ey Erdoğan!
Bu millet size devletin birliğini, vatanın bütünlüğünü korumanız, gurur ve gazilik mertebelerine helal getirmemeniz ve gerçek değerlerin savunulması noktasında tavizsiz olmanız için yetki verdi.
Terör örgütü, elebaşlarının kanlı tezgahını ANF'deki metninde küstahça, "Rêber Apo, Barış ve Demokratik Toplum Projesini önümüze koydu. Şehitlerin en doğru sözcüsü ve savunucusu olan Rêber Apo’nun bu projesi ve çizgisi aynı zamanda şehitlerimizin de çağrısıdır" şeklinde bir nevi barış projesi olarak pazarlarken; bu ülkenin evlatları toprağa düşmeye devam ederken takınılan esnek tavırlar, millî mukavemeti kırmaktadır. Terör örgütünün ideolojik söylemlerine, "demokratikleşme" veya "normalleşme" kılıfı altında alan açılması, şehitletimizin aziz ruhlarına ve gazilerimizin onuruna açık bir hıyanettir.
Bu noktada karşımıza çıkan en acı tablo, iktidar blokunun kendi varlığını sürdürmek adına icat ettiği yapay söylemlerdir. "Terörsüz Türkiye süreci" adı altında topluma dayatılan bu yeni aşama, aslında terör örgütünün yıllardır arzuladığı meşruiyet zeminini kendi elleriyle teslim etmektir. Bir yandan yerli ve millîlik vurgusu yapılırken, diğer yandan bölücübaşına umut ışığı olacak hamlelerin planlanması, tarih karşısında asla affedilmeyecek bir çelişkidir. Barış ve kardeşlik kelimelerinin arkasına gizlenen bu hamleler, özünde bir parçalanma sürecinin kilometre taşlarını döşemektedir. Silah bıraktırma bahanesiyle örgütün siyasi taleplerine kulak kabartmak, egemenlik haklarımızı devretmenin ilk adımıdır. Siyasi elitlerin koltuklarını koruma dürtüsü, vatanın coğrafi ve idari bütünlüğünün feda edilmesine sebep olmaktadır.
Üstelik bu küstahlık sadece KCK bildirileriyle sınırlı kalmamakta; terör örgütünün sözde "HSM Komutanlık Üyesi" olan hain terörist Murat Karayılan’ın 17 Mayıs 2026 tarihinde yine ANF Haber Merkezi aracılığıyla yayımlanan "Karayılan: Şehitlerin izinde özgürlük ve demokrasi yürüyüşü mutlaka başarıya ulaşacak" başlıklı röportajındaki alçakça ifadelerle zirveye ulaşmaktadır. Eli kanlı bu terör baronu, milletin egemenliğine kasteden ihanet şebekesini meşrulaştırmak adına, "Davamız şehitlerimizin davasıdır. Apocu fedai ruhla, kahraman şehitlerin izinde, Rêber Apo’nun yolunda özgürlük and demokrasi yürüyüşü mutlaka başarıya ulaşacaktır" ve "Şehîd Namirin" diyerek hainliği kutsamaya yeltenmektedir. Katliam şebekesinin uğradığı hezimetin üzerini örtmek için, "Şüphesiz her hareketin şehitleri önemlidir ama Apocu hareket için şehitlerin anlamı çok daha derin" ve "Kürdistan devrimcilerinin amacı, Kürdistan’ı yok olmaktan kurtarmak, özgürleştirmek ve Ortadoğu’da demokratik konfederalizm yaratmaktır" hezeyanlarına sığınan Karayılan, "büyük şehit Haki Karer şahsında Mayıs Ayı Şehitlerini ve tüm devrim şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum" ve "Yoldaşlarımıza verdiğimiz söze sonuna kadar bağlı kalacağız" diyerek açıkça Türk devletine karşı terör faaliyetlerinde fedaileşme ve bölücülükte ısrar çağrısı yapmaktadır.
Bu caninin, "şehitlerin gücü üzerinden büyümüştür", "PKK şehitler partisidir sözü de böyle bir diyalektikten geliyor" ve "2015 yılından 2025 yılına kadar yürütülen 10 yıllık savaş, fedai bir ruhla yürütüldü" itirafları, döktükleri kandan nasıl beslendiklerini gösteren en pespaye, en alçakça vesikadır. Türkiye Cumhuriyet'nin bölünmez bütünlüğünü hedef alan terörist Karayılan, röportajın devamında hainliği daha da ileri götürerek, "Heval Azad Sîser, Berçem Cîlo, Delal Amed, Egîd Civyan... gibi binlerce arkadaş ve komutan fedaice savaştı" diyerek etkisiz hale getirilen militanları yüceltmeye çalışmakta ve Türk askerinin önünde tıkandıklarını örtbas etmek için, "Apocu ruh ve savaş uzmanlığı Türk devletini Zap’ta tıkadı, yordu" şeklinde pervasızca yalanlara sarılmaktadır. Örgütün bu çaresiz çırpınışları, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesinde yürüttüğü başarılı operasyonların doğrudan bir neticesidir. Sahada askeri olarak yok olma noktasına gelen bir yapının, psikolojik üstünlüğü ele geçirmek amacıyla böylesi hamasi yalanlara sığınması şaşırtıcı değildir; ancak şaşırtıcı ve can yakıcı olan, Ankara’dakilerin bu hezeyanlara karşı sergilediği anlaşılmaz müsamahadır.
AKP ve MHP genel başkanlarının, "terörsüz Türkiye süreci" maskesi arkasında gizlenen bu açık parçalanma hamlelerine sessiz kalması, hatta bu söylemlere dolaylı olarak alan açılması, millî bekamıza yönelik en büyük tehdittir. Terör örgütünün bölücü taleplerini "demokratik konfederalizm" ve "önderlik çizgisi" adları altında meşrulaştırmaya çalıştığı bu dönemde, iktidar ortaklarının sergilediği vurdumduymazlık, vatan topraklarının bütünlüğünü tehlikeye atmaktadır. Cumhur İttifakı’nın unsurları, düne kadar en ağır ifadelerle lanetledikleri unsurlarla bugün aynı masanın, aynı vizyonun parçası olma eğilimi göstermektedir. Bu durum, sadece bir siyasi makas değişikliği değil, toplumun devlete olan güven bağının kökten koparılmasıdır. Terörün taleplerini demokratik hak kılıfıyla sunan projelere göz yummak, gelecekte yaşanacak daha büyük kopuşların zeminini hazırlamaktır.
Siyasi hesapların millî değerlerin önüne geçtiği bu iklimde, devletin kurumsal aklı ve hafızası da tahrip edilmektedir. Bir yanda sınır ötesinde can veren vatan evlatları, diğer yanda o evlatların katillerine yasal ve siyasi güvenceler sağlama arayışında olan bir yönetim anlayışı mevcuttur. Bu ikircikli tavır, toplumsal cepheleşmeyi artırmakta ve terör örgütünün moral bulmasına yol açmaktadır. Milliyetçilik fikrini tekelinde görenlerin, bölücü terör örgütünün en pervasız meydan okumalarına karşı derin bir sessizliğe bürünmesi, maşerî vicdanı en büyük çıkmazıdır. Devletin meşru şiddet kullanma yetkisini ve terörü tamamen tasfiye etme kararlılığını gevşeten bu süreçler, ülkenin sınır güvenliğini ve iç huzurunu dinamitlemektedir.
KCK’nın ve terör baronu Karayılan’ın ANF üzerinden yayımladığı bu metinler, terör örgütünün bölücü ve yıkıcı emellerinden asla vazgeçmediğini, aksine kendi militanlarını kutsayarak yeni nesilleri zehirlemeye çalıştığını net bir şekilde göstermektedir. Bu tehdit karşısında yapılması gereken, ne siyasi pazarlıklar ne de içi boş hamaset söylemleridir. Türk milletinin istikbali ve kararlılığı; devletin ciddiyeti, hukukun üstünlüğü ve tavizsiz bir terörle mücadele azmiyle şekillenecektir. Şehitlik ve gazilik kavramlarını kirletmeye çalışan hiçbir terör örgütüye, onların eli kanlı elebaşlarına ve bu yapılara meşruiyet alanı açmaya yeltenen siyasi hamilerine geçit verilmemelidir.
Tarih, bu vatanı korumak için can veren gerçek kahramanları da yazacaktır; terör örgütlerinin pervasızlığına göz yuman, siyasi çıkarları için sessiz kalanları da yazacaktır. Hiçbir konjonktürel plan, hiçbir sandık hesabı bu gerçeği değiştirmeye yetmeyecektir. Hakiki bir tasfiye süreci, terörün diliyle uzlaşarak değil, onun her türlü uzantısını tamamen ortadan kaldırarak mümkündür.
Türk milleti, kendi varlığına ve birliğine kasteden her türlü oluşumu tasfiye edecek kudrete ve şahsiyete sahiptir. Asırlardır her türlü kuşatmayı yaran asil irade, bugünkü kirli senaryoları da bozacak güçtedir. Gerçek şehitlerimizin mekânı cennet, aziz hatıraları ebediyen milletimizin kalbinde muhafaza altındadır. Hainlerin, katillerin ve terör baronlarının yeri ise tarihin çöplüğü ve maşerî vicdanın ebedi lanetidir.
Yazarın Diğer Yazıları
- Mehmetçiğin Kanı Kime Helal?
- Molla Gitsin de Trump-İsrail mi Gelsin?
- Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?
- "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar? Ey Yıldıray Çiçek
- Apo'nun Villasını Bahçeli Mi Yaptırdı?
- Londra'da Yahudi-Kürt Konferansı: Stratejik Ortaklık
- Yaşasın του κινήματος الحكيم serok Bahçeli!
- Kağan Kutsaldı, Padişah Ulu'ydu. Ya Cumhurbaşkanı?
