Çölün Tarihi Yanılmaz: "Mekke" Adının Ardındaki Gölge ve Türkiye’nin İbresi
Diplomaside hiçbir isim tesadüfen seçilmez. Bugün ekranlarda "Mekke Antlaşması" süslemeleriyle sunulan, Mekke ve Medine’nin güvenliği, hacıların huzuru kılıfına sokulan bölgesel mutabakatlar, tarihsel hafızası diri olanlar için tanıdık bir filmin yeniden vizyona girmesinden ibarettir.
Tarihin sayfalarını biraz karıştıranlar, 1926 yılındaki o ilk Mekke Antlaşması'nı çok iyi hatırlar. I. Dünya Savaşı yıllarında İngiliz desteğini arkasına alan Suud yapısı ile İdrisiler, Osmanlı’ya ve bölgedeki bağımsız duruşuna sadık kalan Yemen İmamı Yahya’ya karşı bir hat kurmuştu. İmam Yahya 1925’te Hudeyde’yi alıp İdrisi güçlerini sıkıştırdığında, İngiliz himayesindeki bu ittifak devreye girdi. 1926’da imzalanan Mekke Antlaşması, Yemen’in tarihsel topraklarının ve nüfuzunun Suud kontrolüne geçmesinin hukuki kılıfı oldu.
Bugün de benzer bir tiyatro izliyoruz. Bir yanda Kızıldeniz’de ABD ve İsrail gemilerine karşı koyan Husiler, diğer yanda Batı’nın bölgesel karakolluğunu üstlenip bu statükoyu korumak adına "hacı güvenliği" söylemine sarılan bir Riyad yönetimi... Dün İngiliz planlarının uygulayıcısı olanların, bugün "Mekke" adını kullanarak Yemen aleyhine yeni bir denklem kurmaya çalışması şaşırtıcı değildir.
Peki, bu denklemin neresinde durmalıyız?
Cevap nettir: Hiçbir yerinde.
İsrail ile fiilen savaşan yapılara karşı kurgulanan ve Siyonizm’in bölgesel alanını genişleten "Mekke Antlaşmaları" değil; bölgenin adaletini ve direnç eksenini temsil edecek, Filistin davasını merkeze alan bir duruş gereklidir. Ancak burada Türkiye için asıl kritik eşik, Arap coğrafyasındaki bu vekalet savaşlarının veya hanedan çekişmelerinin bir parçası olmamaktır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke edindiği o yalın gerçek bugün her zamankinden daha geçerlidir: Türk askerinin kanı ve canı, Arap çöllerindeki hanedan kavgalarının veya küresel güçlerin satranç tahtasının piyonu olamaz.
Milyonlarca sığınmacının yükünü sırtlanmış, ekonomik ve sosyal bedeller ödeyen Türkiye; kendisine en ufak bir faydası dokunmayan, aksine her fırsatta örtülü ya da açık husumet besleyen yapılara payanda olamaz. Üç kuruşluk Arap sermayesinin yatırımları veya bölgesel illüzyonlar uğruna Türkiye’nin parmağını dahi kıpırdatmaması gerekir.
Gölgesini Kızıldeniz’e düşüren bu tarihsel hesaplaşmada Türkiye’nin rotası bellidir: Kendi milli menfaatlerini korumak, çölün sonu gelmez kavgalarından uzak durmak ve tarihsel derslerden taviz vermeden kendi eksenini inşa etmek.
Tarihsel Bir Düzeltme ve Eksen Notu
Atatürk ve Arap Çölleri Sözü: Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk'ta ve çeşitli meclis konuşmalarında vurguladığı temel ilke, Osmanlı'nın son döneminde Türk evlatlarının Yemen, Hicaz ve Suriye çöllerinde heba edildiği, Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin ise sınırları dışındaki maceracı ve ümmetçi politikalara asker kurban etmeyeceğidir.
1926 Mekke Antlaşması: 1926 yılında Suudi Arabistan (o zamanki adıyla Necd ve Hicaz Krallığı) ile Asir Emirliği (İdrisiler) arasında imzalanan Mekke Antlaşması (Protectorate Treaty of Mecca), Asir bölgesinin Suud himayesine girmesini sağlamış ve 1934 Taif Antlaşması'na giden süreçte Yemen'in (İmam Yahya) bölgedeki hak iddialarını sınırlandırmıştır.
Yazarın Diğer Yazıları
- Satıldık, İhanete Uğradık
- Milletin Kaderi İkinci Kez Aynı Masada Satılamaz!
- Sessiz Çığlık: Türk'ün Sahip Çıkanı Yok mu?
- Tarih Doğru Tarafta Olanları Yazacak
- Bölgesel Borsa, Leş Kargaları ve İç Piyasa İllüzyonu
- Eşitlik Masalı, Özerklik Paravanı: "Yeni Parti" Kime Hizmet Ediyor?
- Masadaki Egolar ve Devleti Yönetme İllüzyonu
- Yeni Bir Jeopolitik Eşik: "Dost" Maskeli İkiyüzlülük ve Türkiye'nin Ulusal Onuru
Yorumlar
- Alp Demir
Kesinlikle haklısınız Sn. Yazar. Atatürk'ün Cumhuriyetini yıktılar. Şimdi bütün enerjimiz maddi ve manevi olarak çöle akmakta. PKK tıpkı Suriye'de olduğu gibi Irak'ta da orduya entegre olacakmış. Bunun anlamı şudur. Türkiye ileriki yıllarda terörle mücadele etmeyecek, doğrudan doğruya Suriye ve Irak ile savaşmak zorunda kalacağız. Çünkü bu iki ülkenin de ordusu artık PKK'nın ta kendisidir. Bunlarla savaşmak zorunda kalmanın ne anlama geleceğini de varın siz düşünün artık. !!!
