Köşe Yazısı

Masadaki Egolar ve Devleti Yönetme İllüzyonu

Hakan Ayaz
Hakan Ayaz
2 dk Sesli Dinle 0

​Türkiye, tarihinin en derin sistem krizlerinden birini yaşarken siyaset kurumunun sunduğu reçetelere bakıp umutlanmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Sandık önüne geldiğinde seçmenin zihnini kurcalayan tek bir temel soru var: Bugün muhalefet blokunda öne çıkan isimler ve kadroları, yarın bu devleti ciddiyetle yönetebilir mi?

​Gelin, eğip bükmeden açıkça soralım.

​Özgür Özel; etrafındaki Ali Mahir Başarır, Sezgin Tanrıkulu gibi isimlerle ve cezaevinden gelen uzaktan kumandalı yönlendirmelerle koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni idare edebilir mi? Peki ya dümeni devretse de gölgesi bitmeyen Kemal Kılıçdaroğlu; Faik Öztrak, Gürsel Tekin ya da Barış Yarkadaş'lı dar kadro zihniyetiyle devlete bir ufuk çizebilir mi?

​Diğer tarafa bakıyorsunuz; Müsavat Dervişoğlu ve Ümit Özdağ gibi isimler... Kendi kurmay yapılarıyla, sırf tepkisellik üzerine kurgulanmış tabanlarıyla ve duygusal patlamalarla devlet aklını temsil edebilirler mi?

​Cevap, ne yazık ki koca bir hayır. Çünkü devlet yönetmek, sosyal medya rüzgârlarını arkaya alıp günlük reaksiyon vermekle değil; kurumsal hafızayla, liyakatle ve yetişmiş kadrolarla mümkündür.

​Tiyatro Bitti, Denklem Belli

​Peki, bu tıkanıklıktan bir çıkış yok mu? Var, ama bedeli siyasi aktörler için çok ağır.

​Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen bu garabeti sağaltmanın, sistemi yeniden rayına oturtmanın tek bir yolu var: Tüm egoların ayaklar altına alındığı milli bir dayanışma.

​Düşünün ki;

​Muharrem İnce'nin milli eğitim hamlesini üstlendiği,

​Ümit Özdağ'ın iç güvenlik ve sığınmacı krizini çözmek üzere İçişleri sorumluluğunu aldığı,

​Dervişoğlu ve Özel gibi aktörlerin kişisel ikbal hesaplarını bir kenara bırakıp Cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi eşgüdüm rollerini üstlendiği bir yapı...

​Kendi "lidercilik" tiyatrolarından vazgeçip etraflarındaki beş para etmez avanelere sırt dönen; Türk Milleti'yle ve birbirleriyle helalleşip kavilleşen böyle bir denklem, Saray iktidarını tek bir hamlede darmadağın eder.

​Bunun için gereken tek şey; doğru zamanda, güven veren ve herkesi kapsayabilen bir Cumhurbaşkanı adayı etrafında kenetlenmektir.

​Zekâ Var, Bagaj Çok

​Acı gerçek tam da burada karşımıza çıkıyor: Söz konusu isimlerin zekası bu denklemi kurmaya yetse de; egoları, angajmanları, geçmiş bagajları ve konfor alanları böyle bir imeceye asla izin vermiyor.

​Herkes kendi küçük dükkânının patronu olmayı, Türkiye'nin geleceğini inşa etmeye tercih ediyor. "Ben ne olacağım?" sorusu, "Millet ne olacak?" sorusunu boğup atıyor.

​Sonuç olarak; milli dayanışmayı ve liyakati merkezine almayan hiçbir arayış, bu millete çıkış kapısını gösteremez. Muhalefet kendi içindeki irili ufaklı derebeylikleri yıkmadığı sürece, mevcut iktidar bloğu karşısında sadece patinaj yapmaya devam edecektir.

Bu Yazıyı Paylaş