Eşitlik Masalı, Özerklik Paravanı: "Yeni Parti" Kime Hizmet Ediyor?
İzledim, okudum, bir süre de özellikle bekledim...
Açıkçası "Yeni Parti" hakkında kesin bir hüküm vermeden önce emin olmak istedim. Belki eski komplekslerinden, o yıllardır üzerlerine yapışan bölücü prangalardan kurtulurlar; Atatürk çizgisine, bu devletin kurucu ayarlarına dönerler diye düşündüm. Ancak gelinen noktada bundan ne kadar uzak olduklarını; toplumda dalga dalga yükselen Atatürk çizgisindeki Türk milliyetçiliği arzusundan ve milli şuurdan en ufak bir ders dahi çıkarmadıklarını üzülerek gördüm. Ne yazık ki karşılaştığımız tablo, mevcut sistemin diğer kullanışlı aparatlarından hiçbir farkı olmayan bir anlayıştır.
Artık susma vakti geçti. İlk kez bu kadar açık yazıyor ve eleştirilerimi tarihe not düşüyorum.
Önce çıkıp "Kuva-yi Milliye" diyeceksiniz, "Atatürk" diyeceksiniz; milliyetçileri ve vatanseverleri yeni bir başlangıca davet edeceksiniz... Sonra dönüp 41 sayfalık parti programınızın göbeğine Kürt sorunu, ana dil haktır, eşit yurttaşlık, yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliği ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın tam uygulanması gibi basmakalıp ifadeleri yerleştireceksiniz!
Bu neyin perdesi, kimin söylemidir?
Sonra dijital odalarda veya ekranlarda "Yerel yönetimlerin özerkliği aslında nedir, gelin size bunu anlatalım" diyerek kavramın teorik ve idari tanımını uzun uzun aktaracak, Türkiye'nin içinden geçtiği toplumsal ve siyasi gerçekliği yok sayacaksınız...
Türkçe yazılmış parti programını sanki millet anlamıyormuş gibi tekrar Türkçeye çevirmeye kalkıp; özerkliğin yalnızca "belediyelerin kendi işini yapması" olduğunu söyleyerek bu milletin aklıyla dalga geçmeyin!
Metin ortada, kavramlar ortada, bu kavramların Türkiye'de yıllardır hangi siyasi projelerin, hangi ayrılıkçı taleplerin truva atı olarak kullanıldığı da ortada!
Bizim sorunumuz kavramların akademik tanımını bilmemek değil; sizin o teorik tanımların arkasına saklanıp, bu kavramların Türkiye'deki somut siyasi kullanımını ve doğurabileceği ağır sonuçları bilerek ve isteyerek görünmez kılmaya çalışmanızdır.
Elbette idari özerklik ile bağımsızlık aynı şey değildir. Bizim itirazımız "Özerklik eşittir bağımsızlık" gibi sığ bir denklem de değildir. Mesele; bu kavramın hangi ülkede, hangi tarihsel tecrübede, kimler tarafından ve hangi hedeflerle masaya sürüldüğüdür!
Türkiye, bu tartışmaları laboratuvar ortamında yapmıyor. Etnik ve bölgesel siyaset yürüten yapıların belediyeleri neye dönüştürdüğü, terör ve ayrılıkçılık tecrübesinin bu ülkeye neye mal olduğu ortadayken; kalkıp belediye özerkliğini tarafsız bir idare hukuku dersiymiş gibi anlatamazsınız! Ülkede bunlar hiç yaşanmamış gibi davranıp "Özerklik üniter devlete aykırı değildir" demek, milleti muhatap almak değil, gerçek sorudan kaçmaktır.
Çünkü tartışılan şey bir hukuk kitabındaki dipnot değil; Türkiye'nin somut şartlarında idari ve mali özerkliğin hangi yetkileri, hangi yapılara devredeceğidir.
Türkiye'de vatandaşların hukuk, ekonomi, eğitim ve kamu hizmetlerinde yaşadığı sorunları çözmek ayrı şeydir; milyonlarca Kürt kökenli yurttaşımızı tek ve homojen bir siyasi blokmuş gibi "Kürt Sorunu" başlığı altında tanımlamak bambaşka bir şeydir.
Doğudaki de batıdaki de bu milletin şerefli birer evladıdır. Kürt vatandaşlarımızın tamamının ortak bir etnik statü, özerklik veya ayrı bir vatandaşlık tanımı talebi yoktur! Milyonlarca yurttaşımız kendisini Türk milletinin asli ve eşit parçası olarak görmekte, hayatını etnik bir siyaset üzerinden kurgulamamaktadır.
Buna rağmen siyasal dile "Kürt sorunu", "Kürt oyları", "eşit yurttaşlık" kavramlarını öylesine zehirli bir üslupla yerleştirdiniz ki; marjinal odakların taleplerini bütün Kürtlerin ortak iradesiymiş gibi sunmaya başladınız. Kürt vatandaşlarımızı tek bir etnik kampa mahkûm eden ve onları Türk milleti tanımının dışına iten da tam olarak bu dildir!
Bireylerin kültürünü yaşatma hakkını savunmak başka şeydir; ana dil, eşit yurttaşlık, Kürt sorunu ve özerkliği aynı paket içinde sunmak başka şeydir.
Üstelik tehlike sadece bunlarla da sınırlı değil...
Anayasa'nın 66. maddesi son derece nettir: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."
Peki, siz parti programınızda ne diyorsunuz? "Cumhuriyetimize yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes eşittir. Türk milleti bu anlayışla tanımlanır."
Soruyorum: Madem aynı şeyi söylüyorsunuz, Anayasa'daki o açık ve net tanımı neden olduğu gibi kullanmıyorsunuz? "Türktür" demek yerine neden kelime cambazlığıyla "eşittir" deyip, Türk milletini ayrıca ve muğlak bir biçimde tanımlama ihtiyacı duyuyorsunuz?
Bu kelime tercihleri; programdaki eşit yurttaşlık, Kürt sorunu ve özerklik söylemleriyle yan yana getirildiğinde kimse kusura bakmasın, tesadüf denilip geçilemez.
Atatürk maskesi takıp kurucu değerleri gölgeleyenlere, milletin yükselen milli şuurunu bastırmak için "yeni" ambalajlarla eski düzeni dayatanlara söylenecek tek bir söz vardır: Bu millet ne o eski komplekslerinizi niyetinizi unutur, ne de kurucu ayarlardan taviz verir.
Yazarın Diğer Yazıları
- Çölün Tarihi Yanılmaz: "Mekke" Adının Ardındaki Gölge ve Türkiye’nin İbresi
- Satıldık, İhanete Uğradık
- Milletin Kaderi İkinci Kez Aynı Masada Satılamaz!
- Sessiz Çığlık: Türk'ün Sahip Çıkanı Yok mu?
- Tarih Doğru Tarafta Olanları Yazacak
- Bölgesel Borsa, Leş Kargaları ve İç Piyasa İllüzyonu
- Masadaki Egolar ve Devleti Yönetme İllüzyonu
- Yeni Bir Jeopolitik Eşik: "Dost" Maskeli İkiyüzlülük ve Türkiye'nin Ulusal Onuru
Yorumlar
- Alp Demir
Tam isabet.
