Köşe Yazısı

Devletler duygularla değil güçle ayakta kalır

Ali Açık
Ali Açık
2 dk Sesli Dinle 0

Ortadoğu bir kez daha yanıyor. Bombalar yağıyor, tehditler havada uçuşuyor, devletler saf tutuyor. Fakat yaşanan her büyük kriz gibi bu süreç de bazı acı gerçekleri bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Öncelikle şunu kabul etmek gerekir: Uluslararası ilişkilerde kardeşlik nutuklarının, hamasi sloganların ve romantik hayallerin bir karşılığı yoktur. Devletler dostlukla değil, çıkarlarıyla hareket eder. Güçlüyseniz dikkate alınırsınız, zayıfsanız görmezden gelinirsiniz.

Bugün hâlâ "birileri gelir bizi kurtarır" anlayışıyla düşünenler varsa, son gelişmelerin ardından bu hayalin tamamen çöktüğünü görmelidir. Hiçbir devlet, kendi çıkarı yoksa sizin için bedel ödemez. Bu nedenle güçlü ekonomi, güçlü savunma sanayii ve güçlü devlet yapısı bir tercih değil, varoluş meselesidir.

Bir diğer gerçek ise iç cephe meselesidir. Tarih göstermiştir ki dışarıdan gelen tehditler kadar içerideki ayrışmalar da milletlerin geleceğini tehlikeye atar. Millî Mücadele yıllarında da bunu gördük, Cumhuriyet tarihi boyunca da gördük. Devlet zayıfladığında, kriz ortaya çıktığında veya dış baskılar arttığında bazı çevrelerin ilk refleksi milletin yanında durmak değil, kendi hesabını yapmak olmuştur.

Bu nedenle Türkiye'nin en büyük gücü ne petrolüdür ne doğal gazıdır. Türkiye'nin en büyük gücü, ortak vatan fikridir. Türk bayrağı altında birleşen milyonların ortak kader bilincidir. Bu bilinç zayıfladığı gün, dışarıdan gelecek tehditlere karşı direncimiz de zayıflar.

Bugün genç nesillere verilmesi gereken en önemli eğitim de budur. Millî kimlik, tarih şuuru, devlet bilinci ve vatandaşlık sorumluluğu... Çünkü ortak değerleri olmayan toplumlar, ilk büyük fırtınada savrulurlar.

Yaşanan gelişmeler bir başka gerçeği daha ortaya koymuştur: Liyakatin alternatifi yoktur. Devlet yönetimi, savunma politikaları, ekonomi ve diplomasi; ehil kadrolarla yürütülür. Tarihte hiçbir millet akrabacılıkla, torpille veya kör sadakatle büyük başarılar elde edememiştir. Bilgi, tecrübe ve ehliyet her zaman devletlerin en önemli sermayesi olmuştur.

İnanç elbette milletlerin manevi gücüdür. Ancak dua, tedbirin yerine geçmez. Tarih boyunca zafer kazanan milletler; çalışan, üreten, hazırlık yapan ve gerektiğinde fedakârlık gösteren milletler olmuştur. Güçlü ordular, güçlü sanayi ve güçlü ekonomi olmadan yalnızca temennilerle ayakta kalmak mümkün değildir.

Bugün çıkarılması gereken ders açıktır:

Türkiye'nin geleceği; mezhep kavgalarında, etnik ayrışmalarda, dış merkezlerden medet uman anlayışlarda değil; millî birlikte, hukuk devletinde, liyakatte, üretimde ve güçlü devlet anlayışındadır.

Yüz yıl önce Millî Mücadele'yi kazanan irade neyse, bugün de ihtiyaç duyulan odur.

Çünkü bu coğrafyada ayakta kalmanın tek yolu vardır:

Güçlü devlet, bilinçli millet ve sarsılmaz millî birlik.

Gerisi temenniden ibarettir.

Bu Yazıyı Paylaş