Köşe Yazısı

KÜRT SORUNU MU, YOKSA KÜRTLERİN SORUNU MU?

Ali Açık
Ali Açık
4 dk Sesli Dinle 2

Türkiye yıllardır aynı sorunun etrafında döndürülüyor:

“Kürt sorunu.”

Bu kavram öylesine sık tekrarlandı ki, sonunda Türkiye'de yaşayan milyonlarca Kürt vatandaşımızın hayatındaki bütün meselelerin tek bir başlık altında açıklanabileceği sanılmaya başlandı.

Peki gerçekten öyle mi?

Biraz cesaretle, biraz da ezberleri bozarak soralım:

Türkiye'de yaşayan Kürt vatandaşlarımızın temel problemi Türklerle birlikte yaşamak mıdır, yoksa kendi bölgelerinde karşılaştıkları başka sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlar mıdır?

Bu soruyu sormak bile bazı çevreleri rahatsız ediyor.

Çünkü yıllardır PKK'nın ve onun siyasi çizgisini savunan çevrelerin önemli bir bölümü, bölgedeki her problemi “Kürt sorunu” başlığı altında toplamaya çalışıyor.

Oysa gerçek hayat, siyasi sloganlardan çok daha karmaşıktır.

Güneydoğu'da yaşayan Kürt vatandaşlarımızın tamamını aynı düşüncede göstermek ne kadar yanlışsa, onların yaşadığı bütün sıkıntıları yalnızca “Türk-Kürt meselesi” diye açıklamak da o kadar yanlıştır.

Şimdi çok basit ama cevabı önemli bir soru soralım:

Eğer mesele Türkiye'de Kürt olmaksa, kendisini huzursuz veya baskı altında hisseden Kürt vatandaşlarımız neden Türkiye'nin batısına göç ediyor?

Neden Antalya?

Neden Mersin?

Neden İzmir?

Neden Manisa?

Neden İstanbul?

Neden Ankara?

Neden Türkiye'nin başka şehirleri?

Neden Kuzey Irak'taki Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere veya başka ülkelerdeki Kürt bölgelerine gitmek yerine yine Türkiye'nin başka şehirlerine yöneliyorlar?

Bu sorunun üzerinde ciddi biçimde düşünmek gerekir.

Çünkü bu göç bize önemli bir gerçeği gösteriyor:

Birçok insan için mesele Türklerle Kürtlerin birlikte yaşaması değil; yaşadığı yerdeki güvenlik, ekonomik şartlar, sosyal baskılar ve yerel güç ilişkileridir.

Güneydoğu Anadolu'nun tarihsel toplumsal yapısını konuşmadan “Kürt sorunu” demek, meselenin önemli bir bölümünü görmezden gelmektir.

Ağalık sistemi...

Aşiret ilişkileri...

Feodal yapı...

Şeyhlik ve benzeri geleneksel otorite biçimleri...

Yerel güç mücadeleleri...

Ekonomik eşitsizlikler...

Bunların bölgedeki toplumsal hayat üzerindeki etkisini kim konuşacak?

Bir insanın hayatını belirleyen yalnızca Ankara'daki hükümet midir?

Yoksa yaşadığı köyde, ilçede veya çevrede söz sahibi olan yerel güçler de onun hayatını etkileyebilir mi?

Elbette etkileyebilir.

Öyleyse neden bütün bu meseleleri tek bir torbaya koyup adına “Kürt sorunu” diyelim?

Dahası, terör örgütlerinin bölge insanı üzerindeki baskısını nereye koyacağız?

PKK'nın yıllarca bölge insanına uyguladığı şiddeti, tehditleri, zorlamaları ve gençleri kendi silahlı mücadelesine çekme çabalarını görmeden bölgenin gerçeklerini nasıl anlayacağız?

Bir vatandaş hem PKK'nın baskısından hem de başka yerel baskılardan rahatsız olabilir.

Fakat bütün bu sorunların faturasını “Türk milleti”ne çıkarmak hangi adalet anlayışına sığar?

Burada DEM Parti'ye de açık bir soru sormak gerekiyor:

Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı her sorunun sebebi gerçekten Türk devleti ve Türk milleti midir?

Eğer öyleyse, Türkiye'nin batısına göç eden milyonlarca Kürt vatandaşımız neden burada hayat kuruyor?

Neden çocuklarını burada okutuyor?

Neden burada iş kuruyor?

Neden burada ev alıyor?

Neden burada komşularıyla, iş arkadaşlarıyla, dostlarıyla birlikte yaşıyor?

Çünkü gerçek hayat bize şunu gösteriyor:

Türk ile Kürt arasında birlikte yaşanamayacak bir duvar yoktur.

Bu ülkede milyonlarca Kürt vatandaşımız, milyonlarca Türk vatandaşımızla aynı şehirlerde, aynı mahallelerde, aynı işyerlerinde, aynı okullarda hayatını sürdürüyor.

Sorun varsa konuşalım.

Haksızlık varsa düzeltelim.

Yoksulluk varsa mücadele edelim.

Bölgede feodal ilişkiler vatandaşın özgürlüğünü sınırlıyorsa bunları ortadan kaldıralım.

Ağalık düzeni insanın önünü kesiyorsa karşısında devletin hukukunu koyalım.

Aşiretçilik vatandaşın hakkının önüne geçiyorsa hukukun üstünlüğünü güçlendirelim.

Şeyhlik, gavslık veya başka geleneksel otoriteler insanların hayatı üzerinde baskı oluşturuyorsa bunu da açıkça tartışalım.

Ama bütün bunların üzerine bir etiket yapıştırıp:

“Kürt sorunu vardır.”

deyip geçmeyelim.

Çünkü bu ifade, bazen gerçek sorunları görünmez hale getiriyor.

Türkiye'nin ihtiyacı etnik kimlikler üzerinden yeni duvarlar örmek değildir.

Türkiye'nin ihtiyacı, vatandaşın nerede doğduğuna bakmadan hukukun, özgürlüğün ve devlet otoritesinin herkes için eşit olmasını sağlamaktır.

PKK'ya da DEM Parti'ye de sorumuz budur:

Eğer mesele gerçekten Kürtlerin huzuruysa, neden Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı bütün sosyal ve ekonomik meseleleri yalnızca Türk-Kürt çatışması üzerinden okuyorsunuz?

Neden ağalığı konuşmuyorsunuz?

Neden aşiret düzenini konuşmuyorsunuz?

Neden bölgedeki feodal ilişkileri konuşmuyorsunuz?

Neden yerel güç yapılarını yeterince tartışmıyorsunuz?

Neden terörün bölge insanına verdiği zararı aynı cesaretle ortaya koymuyorsunuz?

Çünkü gerçekleri bütün yönleriyle konuşursak, “Kürt sorunu” sloganının açıklayamadığı çok daha büyük bir tablo ortaya çıkacaktır.

Benim itirazım Kürt vatandaşımızın sorunlarının konuşulmasına değildir.

Tam tersine, Kürt vatandaşımızın gerçek sorunlarının konuşulmasını istiyorum.

Ama Kürt vatandaşımızın sorunları ile PKK'nın siyasi hedeflerini birbirinden ayırmak zorundayız.

Kürt vatandaşımızın hakkı başka şeydir.

PKK'nın talepleri başka şeydir.

DEM Parti'nin siyasi tercihleri başka şeydir.

Ve Türk milletinin birliğini tartışmaya açmak bambaşka bir şeydir.

Şunu da kimse unutmasın:

Bu ülkede Kürt vatandaşlarımızın geleceği Türk vatandaşlarından ayrı değildir.

Onların çocuklarının geleceği bizim çocuklarımızın geleceğidir.

Onların huzuru bizim huzurumuzdur.

Ama Türkiye'yi parçalayarak Kürt vatandaşımıza huzur getireceğini söyleyen hiçbir anlayışa da teslim olmak zorunda değiliz.

Çünkü mesele etnik kimlikleri birbirinden ayırmak değil;

aynı vatanın vatandaşlarını birbirine düşürmeden, gerçek sorunların gerçek adını koyabilmektir.

Ve artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:

Türkiye'de gerçekten bir “Kürt sorunu” mu var; yoksa Kürt vatandaşlarımızın üzerine yıllardır çöken sosyal, ekonomik, feodal, güvenlik ve siyasal sorunlar mı var?

Bu soruya vereceğimiz cevap, Türkiye'nin geleceğini de belirleyecektir.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • YILDIZ AKALIN

    OBJEKTİF BİR İNCELEME! OKUMANIZI ÖNERİRİRM! KÜRT SORUNU ABDULLAH ÖCALAN GİBİ EMPERYALİZMİN PİYONLARINI SİLAHLANDIRARAK O BÖLGELERDEKİ AĞALIK DÜZENİ GEREĞİ O BÖLGEDEKİ TORAK AĞALARININ MARABA-KÖLE GİBİ KULLANDIKLARI HALKIN CUMHURİYET REJİMİ NEDENİYLE EŞİT HAKLARA SAHİP OLMALARI İÇİN BAŞTA 40-50 KÖYÜ BABA MALI 40 50 kÖYÜN SAHİBİ OLAN TOPRAK AĞALARININ TOPRAK REFORMU İLE TOPRAKSIZ KÖYLÜNÜN TOPRAK SAHİBİ OLMAARINI ENGELLEMEK İÇİN BAŞTA EMPERYALİST BATININ DA KATKISIYLA ÖCALAN GİBİ BİR PİYONU KULLANARAK SADECE TÜRK ASKERİNİ DEĞİL, GERÇEĞİ GÖREN KÜRT HALKINI BİLE KATLEDEN PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜ DEVREYE SOKMUŞLARDIR. TC DEVLETİNİN KARARLI TUTUMU, HALKÇI BİR YÖNETİMİN GÖREV BİLİNCİ İLE ÖCALAN'IN GÖREVİNİ BİTİRDİĞİ İNANCIYLA DESTEĞİNİ ÇEKEN SÖMÜRÜCÜ -BAŞTA ABD YÖNETİMİ VE AVRUPA KAPİTALİZMİ SURİYEDEN ÇIKARTIP KARARLI TC HÜKÜMETİ'NE ONU TESLİM EDİLDİĞİNDE UMUT OLARAK SUNULAN ÖCALAN YAKALANDIĞINDA ''BENİM ANAM TÜRK-BABAM TÜRK'' İTİRAFI YANINDA ''DEVLETİMİN EMRİNDEYİM!'' DİYECEK KADAR KÜÇÜLMESİNİ TÜM DÜNYA İBRETLE GÖRMÜŞTÜ. ŞİMDİ KENDİSİ DE ÖCALAN-KILIÇDAROĞLU-ERDOĞAN GİBİ PROJE OLAN BAHÇELİ ''50 BİN TÜRKÜN, KÜRDÜN, ÇOCUKLARIN KADINLARIN KATİLİ ABDULLAH ÖCALAN'I NEREDEYSE MECLİSTE GÖREV ALMAYA ÇAĞIRAN BAHÇELİ GÜNDEMİ DEĞİŞTİREREK KÜRT SEÇMENİ KANDIRACAĞINI HESAPLAYARAK ÖCALAN SEVİCİLİĞİNE SOYUNMUŞTUR' SORUN KÜRT-TÜRK SORUNUNU ÇÖZMEK DEĞİL, KATLEDİLEN BEBEKLERİN, KADINLARIN, ÖĞRETMENLERİN KANI İLE KOLTUKTA KALMA İHANETİNİN DEVAMIDIR! BU TUZAĞA NE BARIŞTAN VE EŞİTLİKTEN YANA TÜRK HALKI NE DE YÜZYILLARDIR ORTAK VATANLARI TÜRKİYE İÇİN CANINI VERMİŞ KÜRT HALKI DÜŞMEYECEKTİR! ALİ AÇIK BU SORUNU VE NEDENLERİNİ AÇIK AÇIK ORTAYA KOYARAK ÇOK ÖNEMLİ BİR GERÇEĞİ ORTAYA KOYMUŞTUR! KUTLUYORUM!

  • Alp Demir

    Çok kısa ifade etmek gerekirse, Kürtlerin sorunu çağ dışı kalmaktır. Kapalı, feodal, cahil ve ilkel. Sorun şu ki, bunlar bunu istiyor. Büyük bir kuşak çatışması yaşadılar. Aileler parçalandı, çocuklar evlerden kaçtı, PKK da bunlara sözde feodalizm yerine demokrasi vadetti, alıp dağa çıkardı. O demokrasinin adı komün sistemiydi sözüm ona. Ve bütün bu drama sebep olanın kendileri değil Türk Devleti ve Cumhuriyet olduğunu söylediler. Kendi suçlarını Devlete attılar. Ama işin aslına bakarsanız en büyük feodal Ağa Öcalan'dır. Faşistin kralıdır. Üstüne demokrasi boyası sürüyor ama boyalar her tarafından akıyor. Bunlar ağalık sistemini korumak ve marabanın sırtından lüks hayat yaşamaya devam etmek istiyorlar. Tıpkı bu gün Barzanistan'da olduğu gibi. Devletin kurumları marabaya laf anlatamaz. Osmanlı'da olduğu gibi Ağalarla iş tutmayı tercih etti ki bu kolay yol. Bu gün de bunu yapıyorlar. Bütün yaşananlar kürtlerin kendi iç sorunlarının Türkiye geneline yansımasından ibarettir. Bir kürt sorunu yoktur diyoruz, vardır, ancak bu Türklerle kürtler arasında değil, Kürtlerle kürtler arasındadır. Ağalar elbet marabayı kandırmak adına, bizim köylerimiz boşalttılar, şöyle yaptılar, böyle yaptılar, bizi öldürdüler diye bir sürü palavra sıktı. O köyler boşaltılmasaydı, hepsi geberip gitmişti. Heyhat hiç bir siyasetçi veya akademisyen çıkıp bunu söylemedi. Söylemenin zamanı gelmiştir. Ey kürt, seni Cumhuriyet kandırmadı, seni Türkler kandırmadı, seni bu hale sokan kendi ağa babalarınızdır, şeyhlerinizdir, şıhlarınızdır. Örnek mi istiyorsun, Barzanilerin Amerika'daki villa kompleksine bak. Bu gün yaşadığın sefalet ve cehaletin sebebi onlardır. İntikam istiyorsan gidip kendi soyundan alacaksın. Ve unutma Türkler olmasaydı, Cumhuriyet olmasaydı, hiç bir umudun olmayacaktı. Sonsuza kadar köle kalacaktın. Bunun kıymetini bil, bilmezsen de cehenneme kadar yolun var. !!

Bu Yazıyı Paylaş