Devletler bir günde kurulmaz. Milletler de tesadüfen millet olmaz.
Türkiye Cumhuriyeti; ortak tarih, ortak kader, ortak bayrak ve ortak dil üzerine inşa edilmiştir. Bu temel taşlarından biri sarsıldığında, sadece bir siyasi tartışma başlamaz; millet olma bilinci de tartışılmaya başlanır.
Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılan kadroların kurduğu Yeni Parti'nin açıkladığı program, bu nedenle sıradan bir parti programı değildir. Özellikle Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın Türkiye'nin koyduğu çekinceler olmaksızın uygulanmasının savunulması ve ana dil konusunda dile getirilen hedefler, toplumun önemli bir kesiminde kaygı uyandırmıştır.
Elbette herkes kültürünü yaşatabilir, dilini öğrenebilir. Bu, insan hakları bakımından savunulan bir görüştür. Ancak devletin ortak eğitim dili ve resmî dili konusunda atılacak adımların, Türkiye'nin toplumsal bütünlüğü üzerindeki etkileri de göz ardı edilemez.
Türkiye, yıllardır terörle mücadele eden bir ülkedir. Bu nedenle yerel yönetimlerin yetkileri, eğitim dili ve devletin ortak dili gibi konular yalnızca teknik düzenlemeler değildir; millî güvenlik, toplumsal bütünlük ve anayasal düzen bakımından da değerlendirilmesi gereken başlıklardır.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın bütün çekinceler kaldırılarak uygulanmasının ne gibi sonuçlar doğuracağı, hukukçuların ve siyaset bilimcilerin tartıştığı bir konudur. Bir kesim bunun yerel demokrasiyi güçlendireceğini savunurken, bir kesim ise Türkiye'nin üniter yapısı bakımından riskler doğurabileceğini ileri sürmektedir. Böyle önemli bir konuda milletin endişelerini dile getirmek de demokratik bir haktır.
Atatürk, Cumhuriyet'i etnik kimlikler üzerine değil, ortak vatandaşlık anlayışı üzerine kurmuştur. "Ne mutlu Türküm diyene." sözü, bir ayrıştırma değil, ortak aidiyet çağrısıdır.
Bugün yapılması gereken, bu ortak aidiyeti güçlendirmektir. Türkiye'nin ihtiyacı; farklılıkları siyasetin malzemesi hâline getirmek değil, ortak değerlerde buluşmaktır.
Cumhuriyet'i kuran kadroların mirasına sahip çıkmak; üniter devleti, ortak resmî dili ve millî birliği korumayı da gerektirir. Bu ilkeler, hangi siyasi görüşten olunursa olunsun, serinkanlı ve sorumlu biçimde tartışılmalıdır.
Çünkü Türkiye'nin geleceği, birbirimize hangi kimlikle baktığımızdan çok, aynı bayrağın altında ortak bir gelecek kurmaya devam edip edemeyeceğimize bağlıdır.
Bu yazının amacı herhangi bir kişi ya da partiyi suçlamak değil; kamuoyunu ilgilendiren önemli bir siyasi tercihin, Türkiye'nin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlar üzerine düşünmeye davet etmektir.
Ali AÇIK
Emekli Akademisyen
Siyaset Bilim Uzmanı


