CUMHURİYET'İN HARCIYLA OYNAMAYIN!

Yayınlanma : 01 Ağustos 2026 18:25

Devletler bir günde kurulmaz. Milletler de tesadüfen millet olmaz.

Türkiye Cumhuriyeti; ortak tarih, ortak kader, ortak bayrak ve ortak dil üzerine inşa edilmiştir. Bu temel taşlarından biri sarsıldığında, sadece bir siyasi tartışma başlamaz; millet olma bilinci de tartışılmaya başlanır.

Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılan kadroların kurduğu Yeni Parti'nin açıkladığı program, bu nedenle sıradan bir parti programı değildir. Özellikle Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın Türkiye'nin koyduğu çekinceler olmaksızın uygulanmasının savunulması ve ana dil konusunda dile getirilen hedefler, toplumun önemli bir kesiminde kaygı uyandırmıştır.

Elbette herkes kültürünü yaşatabilir, dilini öğrenebilir. Bu, insan hakları bakımından savunulan bir görüştür. Ancak devletin ortak eğitim dili ve resmî dili konusunda atılacak adımların, Türkiye'nin toplumsal bütünlüğü üzerindeki etkileri de göz ardı edilemez.

Türkiye, yıllardır terörle mücadele eden bir ülkedir. Bu nedenle yerel yönetimlerin yetkileri, eğitim dili ve devletin ortak dili gibi konular yalnızca teknik düzenlemeler değildir; millî güvenlik, toplumsal bütünlük ve anayasal düzen bakımından da değerlendirilmesi gereken başlıklardır.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın bütün çekinceler kaldırılarak uygulanmasının ne gibi sonuçlar doğuracağı, hukukçuların ve siyaset bilimcilerin tartıştığı bir konudur. Bir kesim bunun yerel demokrasiyi güçlendireceğini savunurken, bir kesim ise Türkiye'nin üniter yapısı bakımından riskler doğurabileceğini ileri sürmektedir. Böyle önemli bir konuda milletin endişelerini dile getirmek de demokratik bir haktır.

Atatürk, Cumhuriyet'i etnik kimlikler üzerine değil, ortak vatandaşlık anlayışı üzerine kurmuştur. "Ne mutlu Türküm diyene." sözü, bir ayrıştırma değil, ortak aidiyet çağrısıdır.

Bugün yapılması gereken, bu ortak aidiyeti güçlendirmektir. Türkiye'nin ihtiyacı; farklılıkları siyasetin malzemesi hâline getirmek değil, ortak değerlerde buluşmaktır.

Cumhuriyet'i kuran kadroların mirasına sahip çıkmak; üniter devleti, ortak resmî dili ve millî birliği korumayı da gerektirir. Bu ilkeler, hangi siyasi görüşten olunursa olunsun, serinkanlı ve sorumlu biçimde tartışılmalıdır.

Çünkü Türkiye'nin geleceği, birbirimize hangi kimlikle baktığımızdan çok, aynı bayrağın altında ortak bir gelecek kurmaya devam edip edemeyeceğimize bağlıdır.

Bu yazının amacı herhangi bir kişi ya da partiyi suçlamak değil; kamuoyunu ilgilendiren önemli bir siyasi tercihin, Türkiye'nin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlar üzerine düşünmeye davet etmektir.

Ali AÇIK

Emekli Akademisyen

Siyaset Bilim Uzmanı

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Alp Demir01 Ağustos 2026 20:46

    Yerel yönetimlere özerklik şartını neden istiyorlar? Siyasi nedenleri zaten biliniyor, başka nedenleri de var. Elektrik ve su. Yani elektriği ülkenin batısına para ile satacaklar. Hani elektrik ve su bizim topraklarımızdan çıkıyor deyip para ödemiyorlar ya. İşte bunu yasal zemine oturtacaklar. Madenler ve ihtimal dahilinde petrol ve benzeri doğal kaynakların üzerine oturmak istiyorlar. Bu arada batının kaynaklarını hızla tüketiyorlar. Hepsi batıya niye geldi sanıyorsunuz. Kaynakları tüketmek için. Ormanları yakmak, suları kirletmek, madenlerin dibine inmek, ne varsa tüketmek. Böylece batı doğuya muhtaç kalacak. Hesapları budur. Terör bitti ama hiç bir geri dönmüyor. Tıpkı Suriye'den ve Irak'tan gelenler gibi. Hiç birisi geri gitmiyor. Sebebi de tüketmektir. Ve kimse bu yağmanın farkında değil. Farkına vardıklarında ise iş işten çoktan geçmiş olacak.