TÜRK SİYASETİ NASIL DİZAYN EDİLDİ?

Yayınlanma : 15 Eylül 2026 20:39

Türk siyaseti uzun yıllardır sadece sandıkta şekillenmiyor.
Kimi zaman tarikatların ve cemaatlerin, kimi zaman kasetlerin ve siyasi kumpasların, kimi zaman da toplumun görmediği güç odaklarının etkisiyle siyaset yeniden dizayn ediliyor.
Bunun bedelini ise Türkiye ödüyor.
Çünkü siyasette hakikatin yerini algı, liyakatin yerini sadakat, ehliyetin yerini yakınlık ve hukukun yerini güç almaya başladığında, devletin kurumları da yavaş yavaş asli işlevlerinden uzaklaşır.
Bugün Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri tam da budur.
BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ, GÜÇLERİN TEK MERKEZDE TOPLANMASI MI?
Türkiye'ye “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı altında yeni bir yönetim modeli getirildi.
Ancak mesele sisteme verilen isim değildir.
Asıl mesele, gücün nasıl kullanıldığıdır.
Yönetim biliminin temel ilkelerinden biri, devlet gücünün denetlenebilir olmasıdır.
Kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, yasamanın yürütmeyi denetleyebilmesi, özgür basın ve kurumsal denge mekanizmaları bunun için vardır.
Bunlar zayıfladığında ise yönetim sistemi ne adla anılırsa anılsın, otoriterleşme riski büyür.
Bugün Türkiye'de tartışılması gereken de budur.
Devlet yönetiminde dini referansların ve cemaat-tarikat ilişkilerinin etkisinin tartışıldığı, siyasal gücün merkezileştiği ve denetim mekanizmalarının zayıfladığı bir ortamda, demokrasi adına ciddi sorular sormak zorundayız.
MİLLİ İRADE SADECE SANDIKTAN MI İBARETTİR?
Gelelim meselenin en hassas noktasına...
Halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanları çeşitli hukuki süreçler sonucunda görevlerinden uzaklaştırılabiliyor ve yerlerine merkezi yönetimin belirlediği kişiler atanabiliyor.
Elbette hiç kimse hukukun üzerinde değildir.
Bir belediye başkanı hakkında ciddi suçlamalar varsa hukuk işletilmelidir.
Fakat aynı hukuk herkese eşit uygulanıyor mu?
Asıl soru budur.
Çünkü demokrasi yalnızca seçim yapmak değildir.
Demokrasi, halkın seçimle ortaya koyduğu iradeye seçimden sonra da saygı göstermektir.
Seçilmiş bir yöneticinin görevden alınması zorunlu hâle gelmişse bile bunun istisnai, açık, şeffaf ve hukuk tarafından denetlenebilir bir süreç olması gerekir.
Aksi hâlde seçmen şu soruyu sormaya başlar:
“Benim verdiğim oyun ne anlamı var?”
Bu soru basit bir soru değildir.
Bu soru, doğrudan doğruya demokrasinin meşruiyetiyle ilgilidir.
DEVLETE GÜVEN SARSILIRSA...
Bir ülkede vatandaşın adalete güveni sarsılırsa yalnızca yargı zarar görmez.
Devlete güven de zarar görür.
Vatandaş “Bana adil davranılacak mı?” diye düşünmeye başladığında, devlet ile toplum arasındaki güven bağı zayıflar.
Bu nedenle bugün Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla siyasi kavga değil;
daha fazla hukuk,
daha fazla liyakat,
daha fazla adalet,
daha fazla denetim
ve
daha fazla demokrasidir.
Türkiye'nin geleceği; tarikatların, kasetlerin, siyasi hesapların veya kişisel sadakat ilişkilerinin belirlediği bir siyaset üzerine kurulamaz.
Türkiye'nin geleceğini belirlemesi gerekenler;
hakikat, akıl, bilim, liyakat, hukuk ve milletin özgür iradesidir.
Çünkü devlet şahısların değil, milletindir.
Yargı iktidarların değil, adaletin emrinde olmalıdır.
Devlet kadroları sadakate göre değil, liyakat ve ehliyete göre belirlenmelidir.
Ve sandık yalnızca oy kullanılan bir yer değil, millet iradesinin tecelli ettiği yer olarak kabul edilmelidir.
Unutulmamalıdır:
Milli irade, sadece sandığa gitmek değildir.
Milli irade, sandıktan çıkan sonuca saygı göstermektir.
Türkiye'nin yeniden güçlü bir devlet, güçlü bir demokrasi ve güçlü bir hukuk düzenine kavuşmasının yolu da buradan geçmektedir.
Çünkü devletin gücü, bir kişinin ne kadar güçlü olduğuyla değil;
kurumlarının ne kadar sağlam, hukukunun ne kadar bağımsız ve vatandaşının devlete ne kadar güven duyduğuyla ölçülür.
Amaç kimseyi suçlamak değil; sorular sormak ve düşünmektir.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.