Köşe Yazısı

Eşik Devlet İran ve Batı merkezli Orta Doğu tasarımının İflası…

Bülent Akalın
Bülent Akalın
4 dk Sesli Dinle 3

Perşembenin gelişi çarşambadan belli olmayınca ikilemde kaldık. “Acaba dünya tarihinin iki mumya suratlı manyağı; İran’da nükleer veya hidrojen kullanır mı?” korkusuna kapılmıştık ki ateşkes kararı geldi…

Öteden beri İran; nükleer programını ve bölgesel vekil güçlerini (Hizbullah, Husiler, Haşdi Şabi vs.) birer "yaşam sigortası" olarak kullanıyordu. ABD ve İsrail, İran'a doğrudan saldırmanın maliyetinin, topyekün bir bölgesel savaş kazanımından daha büyük olacağını gördü.
İran artık "eşik devlet" statüsünde. Yani nükleer bombayı yapmamış olsa bile ‘ki ben yapmış olduğu kanaatindeyim’ yapabilecek kapasiteye sahip olması ona diplomatik bir dokunulmazlık kazandıracak; savaş tekrar hız kazanmaz ise meseleyi böyle okuyacağız.

Öngörüm; Washington'ın asıl önceliği artık Ortadoğu değil, Çin ve Rusya. ABD, bölgeye daha fazla batmak istemeyecektir. Pabucun pahalı olduğu çok net görüldü. ABD’nin bölgeden çekilme veya odak değişikliği arzusu, İran’a manevra alanı açacak. Bundan sonra ABD, İran ile büyük bir savaşa girmek yerine, durumu "kontrol edilebilir bir gerginlikte" tutmaya çalışacak. Bu da dışarıdan bir "pes etme" veya "kabulleniş" gibi görünüyor…

İsrail, 7 Ekim sonrası süreçte sadece Hamas ile değil, İran’ın kurduğu "Direniş Ekseni" ile çok cepheli bir savaşa sürüklendi. İsrail ekonomisi ve ordusu uzun süreli, yüksek yoğunluklu bir savaşı (özellikle İran gibi devasa bir coğrafyaya karşı) tek başına sürdürmekte zorlanacaktı. Trump; Epstein ve/veya Mesihçi/Evanjelik anlayışla savaşa razı edildi! İsrail iç siyasetindeki bölünmüşlük, İran’a karşı bütüncül ve sonuç alıcı bir strateji geliştirilmesini de bu saat itibarıyla engelleyecek. İsrail kamuoyu ciddi anlamda homurdanıyor!

Görüldü ki Rusya ve Çin faktörü ile İran artık yalnız değil. Ukrayna savaşı sonrası Rusya ile kurulan askeri ortaklık ve Çin ile yapılan 25 yıllık stratejik anlaşma, Batı'nın ambargo silahını köreltiyor. ABD, İran’a tekrar vurduğu takdirde Rusya’nın veya Çin’in vereceği tepkiyi kestiremiyor. Bu küresel denge, İran’ın elini hiç olmadığı kadar güçlendirdi.
Zaman zaman gündeme gelen mahkum takasları veya dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, ambargolar vs. eleştirmenler tarafından "yatıştırma politikası" olarak nitelendiriliyor. Burada kritik soru: Bu bir barış arayışı mı, yoksa statükoyu korumak için İran'ın şartlarını kabul etmek mi? Ve/veya İran’ın gerçek şartları nelerdir? Burası biraz muğlak (…)

Savaş devam etmez ise, ABD ve İsrail’in bölgedeki nüfuz kaybı, sadece askeri bir geri çekilme değil, 20. yüzyılın başından beri kurgulanan "Batı merkezli Ortadoğu" tasarımının iflası anlamına geliyor. En azından şimdilik böyle anlaşılıyor!

BOP’un İflası ve "Mühendislik Siyaseti"nin Sonu mu?!

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP); bölgeyi Batı standartlarında "demokratize (!)" etme ve sınırları dolaylı yoldan kontrol etme iddiasıydı ve Türkiye’nin de dahil olduğu on yıllara dayalı İbrani/Neocon proje idi!

Irak ve Afganistan işgallerinin devasa maliyeti, Arap Baharı'nın kaosa dönüşmesi ve Suriye ile Kuzey Irak’ta Kürt kartı yenilgisi, bu tarz "yukarıdan aşağıya" toplum mühendisliği projelerini bitirdi. Bu benim fikrim… Burada Türk devlet aklının Güney Kürtlerine "İran meselesine müdahale ederseniz, güç kullanırım" tehdidini de yabana atmamak lazım (…)

ABD artık bölgeyi "şekillendirmek" yerine, elindeki mevzileri "korumaya" odaklanacak gibi! Bu bir vizyon kaybıdır; vizyonun bittiği yerde statüko yani mevcut durum sarsılır… 

Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve BAE artık ABD’nin güvenlik şemsiyesine %100 güvenmiyor. İran’ın "su arıtma tesislerinizi vururuz" tehdidinin bugün sönümlense bile yarınlarda sümen altından çıkmayacağının garantisi yok!

Ortadoğu'yu terk ettiğimiz tarih itibarıyla ekonomik değerlerini ABD ve İngiliz bankalarına temlik veren başta Suud ve Körfez ülkeleri için 2026 itibarıyla bu durum somut bir strateji değişikliğine dönüştü. Trump’ın Suudi prensini hedef alan "kıçımı öpecek" şeklindeki terbiyesizce, ahlaksızca sözlerine de; "Böyle devam ederse daha çok kıç yalar ve öpersiniz" oh olsunlarını duyar gibiyim!

Peki ! Muhtemel sonuçlar neler?!

-İran’ın "Yumuşak" ve "Sert" Gücü: İran; Husiler ve Hizbullah gibi unsurlarla bölgenin ticaret yollarını Hürmüz ve Kızıldeniz'in girişi olan Babülmendep’i kontrol edebileceğini gösterdi. Körfez ülkeleri için İran artık "yok edilmesi gereken bir düşman"dan ziyade, "uzlaşılması gereken zorlu bir komşu" haline geldi.

-İsrail’in Geleneksel Stratejisi: Bölgedeki Arap devletleriyle (İbrahim Anlaşmaları gibi) ittifak kurup İran’ı yalnızlaştırmaktı. Ancak Gazze ve Lübnan’daki bitmek bilmeyen çatışmalar, Arap halklarındaki İsrail karşıtlığını zirveye taşıdı. Bu da Arap liderlerin İsrail ile açık ittifak yapmasını imkansız hale getirdi.

-Güvenlik Mimarisi: ABD etkisinin azalması, İsrail'in bölgede "ileri karakol" rolünü zayıflatacak. Bölge ülkeleri artık güvenlik mimarisinde Türkiye, İran ve Mısır gibi yerel aktörlerin ağırlıkta olduğu formüllere ,örneğin Türkiye’nin önerdiği garantörlük modelleri vs. daha sıcak bakıyor. Boşluk sadece İran tarafından değil, Çin’in ekonomik yatırımları ve Rusya’nın askeri varlığıyla doluyor.
2026 projeksiyonlarında Hürmüz Boğazı'nın kapanma riski, Batı ekonomileri için bir "kıyamet senaryosu". İran bu kartı masada tutarak ABD ve İsrail’in elini kolunu bağlıyor… Artık "ABD ne der?" sorusundan ziyade, "Bölgesel güçler kendi aralarında nasıl anlaşır?" sorusu önem kazanacak…


Şimdilik bu kadar.
Arz ederim.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Nesim Yalvarıcı

    Son zamanlarda okuduğum en derli toplu bir yazı…yüreğinize sağlık…

  • Yavuz Koca

    İyi bir analiz ve anlaşılabilir öngörüler. Tebrik ediyorum.

  • Kani Gemicioğlu

    Harika bir yazı olmuş, ben bu denklemde ülkemizin kazanımları nedir, onu düşünüyorum… selam ve saygılar

Bu Yazıyı Paylaş