Öcalan nereye bakıyor (2)
Birinci bölümde Öcalan’ın fikirlerine atıfla yazdıklarım, Batı akademisinin lüks koridorlarında ve postmodern teorilerin sığınağında kulağa hoş gelen bir "ütopya" gibi tınlasa da, “Anadolu’nun bin yıllık sosyolojik gerçeği, Türkiye’nin reelpolitik değerleri ve bölgenin sert jeopolitik gerçekliği karşısında tamamen çökmeye mahkûm bir fanteziden ibarettir.”
Öcalan'ın dayandığı teorik iddiaları, Türkiye’nin saha gerçekleri üzerinden şu sert, yapısal ve akla dayanan eleştirilerle masaya yatırmak gerekir:
“Sınırlar Değişmeyecek" İllüzyonu ve egemenlik bölünmesi;
Apo efendi, sınırların değişmediği ama yerel polis ve yerel yapıların belediyeye bağlı olduğu bir modeli "yerel demokrasi" olarak ambalajlıyor. Bu, Anadolu insanının ve devlet aklının zekasıyla alay etmektir…
“Ortadoğu gibi sınırların kanla çizildiği bir coğrafyada; merkezi ordusu, merkezi polisi ve merkezi valisi olmayan bir bölge, demokratik konfederalizm değil, dış güçlerin ve istihbarat servislerinin oyun sahası haline gelen bir “otorite vakumu” olur.”
Seçilmiş belediye başkanının üzerinde vali istememek ve yerel silahlı güç, yani yerel polis talep etmek, sınırı haritada değiştirmeyip fiiliyatta yeni bir devlet ilanıdır…
Anadolu halkı, yüzyıllardır merkezi devletin birleştirici gücünü ve adaletini "baba" ve "sığınak" olarak görmüştür; bu topraklarda otoritenin parçalanması doğrudan iç savaş ve kaos demektir.
Bir önceki yazıdaki Murray Bookchin Fantezisi vs. Anadolu aşiret ve feodal yapıyla taban tabana zıttır ve uygulanması da mümkün değildir…
Öcalan’ın Vermont dağlarında yaşayan Amerikalı anarşist Murray Bookchin’den etkilendiğini gururla anlatırken, bölgenin sosyolojisinden ne kadar kopuk olunduğu da açıkça itiraf ediliyor…
Bookchin’in "ekolojik komünleri" ve "doğrudan demokrasisi", sanayileşmiş Batı toplumlarının bunalımlarına karşı üretilmiş lokal teorilerdir. Oysa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun gerçeğinde bin yıllık “aşiret bağları, feodal ilişkiler, dini cemaat yapısı ve köklü mülkiyet ilişkileri” vardır.
Devletin merkezi denetimini ve kolluk gücünü bölgeden çektiğiniz anda, o "demokratik komünler" özgürlük yuvası olmaz; doğrudan silahlı aşiretlerin, ağaların ve yerel çetelerin birbirini boğazladığı, zayıfı ezdiği feodal bir cehenneme dönüşür. Batılı teorilerle Anadolu gerçeği örtülemez.
Jineoloji (Kadın Bilimi) maskesi;
Öcalan, ataerkil sistemin yıkılmasından ve kadının özgürleşmesinden bahsederek sol-liberal Batı dünyasına şirin görünmeye çalışıyor.
Oysa bahsedilen teorinin sahadaki karşılığı, 13-14 yaşındaki Kürt kız çocuklarının dağa kaçırılması, ellerine kalaşnikof verilerek ölüme sürülmesidir… Hangi sabi yavruların kamplarda namusları beş paralık edilmiştir, onu bilmiyoruz elbette!
“Kadın özgürleşmesi" tezi, bölgedeki muhafazakar, dindar ve aile bağlarına sadık Anadolu kadınının kimliğiyle ve inancıyla taban tabana zıttır. Nitekim bölge halkının bu ideolojiye en büyük tokatı, Diyarbakır Anneleri'nin evlatlarını terör örgütünün elinden geri almak için başlattığı ve yıllarca süren onurlu direnişti... Anadolu'nun gerçek değeri "jineoloji" değil, ailedir.
“Terörsüz Türkiye" yalanı ve çatallı dili:
2025 yılına ait olduğu iddia edilen notlarda bir yandan "yerel demokrasi çerçevesi çizeceğiz" denirken, diğer yandan “Silah bırakan PKK yok” gerçeği itiraf ediliyor. İşte projenin en büyük riyakarlığı buradadır…
Maskenin Düşüşü: Foucault'dan iktidar analizi, Adorno'dan aydınlanma eleştirisi yapan bir yapının, günün sonunda elindeki AK-47'yi, yani bildiğimiz Keleş’i ve intihar bombacısı tüzüğünü bırakmaya niyetinin olmaması, entelektüel makyajın altındaki vahşi terörün yüzünü gösterir…
Dünyanın hiçbir egemen ve üniter devleti, sınırları içinde sivil siyaset ve felsefe tartıştığını iddia eden ama arkasında on binlerce insanı katletmiş silahlı bir gücü barındıran bir yapıyla "yerel demokrasi" ortaklığı yapmaz. Türkiye’nin politik kırmızı çizgisi, terör örgütünün tamamen ve şartsız tasfiyesidir; paralel bir orduya meşruiyet devşirmek değil.
Öcalan'ın tezleri, terör örgütünün ve liderinin uğradığı askeri ve siyasi hezimeti, Batılı filozofların kavramsal şallarıyla örtme çabasından ibarettir. Braudel’in tarih yazımı, Nietzsche’nin hakikat eleştirisi veya Wallerstein’ın analizleri, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü, üniter yapısını ve Anadolu insanının bin yıldır et tırnak olmuş kardeşliğini yıkmaya yetmez.
“Anadolu’nun gerçeği, felsefi kılıflara sokulmuş özerklik fantezileri değil; tek bayrak, tek millet ve tek devlet çatısı altında barış içinde yaşamaktır.”
Her tarafı sıkıcı sıralı iki yazıda görüleceği üzere Anadolu'dan bir tek satır yok! Batılı düşünürlerin üzerinden bir Kürt sosyolojisi uyarlaması da uydurmadan öteye geçmeyecek sudan sabundan teoriler…
Sahaya bakalım…
Amerika'nın bölge valisi olarak atadığı Tom Barrack’ı dinlemek, okumak yeterli. Barrack;
“Proje dört ülkenin Kürtlerini bir araya getirecek” diyor…
Adam o kadar pervasız konuşuyor ki ikilemden ve bileşenlerin gıkı çıkmıyor!
Monarşi, meşruiyet, Osmanlı milletler sistemi, BOP, Kanal İstanbul, Nadir Toprak Elementleri, Doğu Akdeniz, uçak alımları, S400, Kozaların istenilen hayati görevlere tayini vs.
Her şey çok açık…
Amerikalı sarı boynuzlu, sürekli teşekkür ediyor; boşuna mı?
Bu Batılı ikiyüzlü kahpelerin şerefleri yüksek kaldırım şeylerinin çok altındadır, buna inanın…
Yazıyı tarihe mal olmuş Süleyman Nazif’e atfedilen sözlerle noktalayayım…
II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İttihat ve Terakki yönetimi tarafından sırasıyla Basra, Kastamonu ve Trabzon valiliklerine atanan Süleyman Nazif; 1913 yılında Musul Valiliği görevine getirilmiştir.
Musul meselesinin sancısı o yıllarda başlar. Süleyman Nazif efendi sırtını Erbil Kalesi’nin surlarına dayayarak tarihe mal olacak o ünlü cümlesini sarf eder:
“Vallahi Musul’u verirsek, yarın bizden Trabzon’u isterler!”
Bilahare Musul elden kuş gibi uçmuştur. Trabzon yerindedir ama eloğlu işi sıraya koymuştur. Önce Diyarbakır olmasın sakın…
Saygıyla…
Yazarın Diğer Yazıları
- Öcalan Nereye Bakıyor?(1)
- 3 Mayıs’ın ardından kayıp tezler
- Maden Bağımsızlığı mı, Ekolojik İntihar mı?
- Bir sentez arayışı …
- Milliyetçilerin parçalanmışlığı ve Türkiye’nin geleceğinde doğuracağı potansiyel /kaçınılmaz riskler …
- Eşik Devlet İran ve Batı merkezli Orta Doğu tasarımının İflası…
- Güney Kanadında NATO Yapılanması ve Boğazlar Meselesi: Jeopolitik Bir Analiz
Yorumlar
- nesim yalvarıcı
iyiki varsın ömrün uzun olsun ağabeyim..
- Alp Demir
Biri çıkıp şu köpeği gebertemedi ona yanarım !!!
- Duran Güral
Sırasıyla Şam'dan başladık, Kerkük, Musul, ve daha Selanik var bizim aklımızda. Türkiye Turan'ın taşlarını döşüyor. Bozkurt yolu gösterdi.
