Güney Kanadında NATO Yapılanması ve Boğazlar Meselesi: Jeopolitik Bir Analiz
NATO’nun son dönemde doğu ve güney kanatlarını tahkim etme stratejisi, özellikle Türkiye’nin egemenlik hakları ve bölgesel dengeler açısından kritik bir tartışma alanıdır.
Güneyde bir NATO kolordusu tesisi ve İstanbul Boğazı’nın NATO denetimine açılması yönündeki söylemler, sadece askeri birer hamle değil, yüzyıllık denge siyasetini sarsabilecek nitelikte riskler barındırmaktadır.
İstanbul Boğazı üzerinde NATO varlığının artması veya bir denetim mekanizması kurulması, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ruhuna ve lafzına doğrudan bir tehdittir. Montrö, Boğazlar üzerindeki tam yetkiyi Türkiye’ye verir. NATO’nun "güvenlik" adı altında buraya yerleşmesi, Türkiye’nin egemenlik haklarının uluslararası bir yapıya devredilmesi anlamına gelmekten başka bir şey değildir!
Sözleşme, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine tonaj ve süre kısıtlaması getirir. NATO’nun yerleşmesi bu kısıtlamaları fiilen delerek Karadeniz’i bir "NATO gölüne" çevirme riskini taşır. Güneyde kurulacak bir NATO kolordusu ve Boğazlar hamlesi, Rusya tarafından doğrudan bir "varoluşsal tehdit" olarak algılanacaktır!
Bu kadar kritik bir zamanda Rusya - Türkiye ilişkilerine darbe amacı taşıyabilecek bu karar; niye? Neden?
NATO’nun Karadeniz’e kalıcı olarak yerleşme çabasının, bölgedeki silahlanma yarışını tetikleyeceği açıktır. Türkiye, bu durumda Batı ile Rusya arasındaki bir sıcak çatışmanın en ön cephesi haline gelme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Türkiye’nin bugüne kadar başarıyla yürüttüğü "aktif tarafsızlık" ve "denge politikası" bu hamleyle tamamen çöker. Hoş, denge siyasetine de şapka çıkaracak değiliz. İran’ın giderilmesini uman, dolayısıyla Türkiye’nin jeopolitik üstünlükle enerji kartına oynamasını bekleyenleri, İran’ın başarı sürprizi bekleyebilir! Türkiye buna hazırlıklı mı?
Güney kanadında (özellikle Akdeniz-Ege-Trakya hattında) yoğunlaşan bir NATO kolordusu, Türkiye’nin kendi milli savunma doktrini üzerinde vesayet kurma potansiyeline sahiptir. Karar alma süreçlerinin Brüksel merkezli hale gelmesi, Türkiye’nin Suriye, Irak veya Doğu Akdeniz’deki kendi güvenlik önceliklerini ikincil plana itmez mi?
NATO’nun öncelikleriyle Türkiye’nin milli bekası her zaman örtüşmeyebilir!
Örneğin; terörle mücadele (YPG/PKK meselesi) konusunda NATO müttefikleriyle yaşanan görüş ayrılıkları, bu tip bir askeri yapılanmada Türkiye’yi daha zor durumda bırakabileceği gerçeğini unutmamak gerekir.
Son Nevruz kutlamalarında meydanlarda tek bir Türk bayrağı görmeyenlerin, üzerinde siyon yıldızının olduğu İsrail bayrağı taşınmasının ne anlam ifade ettiğini sormak isterim!
Türkiye’nin güney ve boğazlar hattında NATO’nun ileri karakolu haline gelmesi; Rusya ile olan ticaret, turizm ve en önemlisi enerji arz güvenliğini (Akkuyu, TürkAkım vb.) tehlikeye atar. Ekonomik bağımlılıkların jeopolitik gerilimlerle kopması, ciddi bir iç ekonomik sarsıntı yaratması, zaten zihin açmazında olan ekonomimizi daha da kötü yapmaz mı?
Uluslararası bir askeri gücün stratejik bölgelerde (özellikle İstanbul gibi bir megakentte) kalıcı yerleşimi, toplumsal tepkilere ve egemenlik hassasiyetlerine yol açabilir. Ayrıca, yabancı askeri unsurların varlığı, Türkiye’yi olası asimetrik saldırıların hedefi haline getirebilir(…)
Güneyde bir NATO kolordusu kurulması ve Boğazlar üzerinde ittifak denetiminin artırılması, Türkiye’yi "ittifakın sadık bekçisi" konumuna indirgerken; stratejik özerkliğini ve tarihi kazanımlarını (Montrö gibi) riske atmaktadır. Türkiye için en güvenli liman; NATO üyeliği ile milli egemenlik hakları arasındaki o ince dengeyi korumak ve Boğazlar üzerindeki mutlak hakimiyetinden asla taviz vermemektir. Karadeniz’de barış, NATO’nun buraya yerleşmesiyle değil, kıyıdaş devletlerin hukukuna saygı duyulmasıyla mümkündür!
Yazarın Diğer Yazıları
- Öcalan nereye bakıyor (2)
- Öcalan Nereye Bakıyor?(1)
- 3 Mayıs’ın ardından kayıp tezler
- Maden Bağımsızlığı mı, Ekolojik İntihar mı?
- Bir sentez arayışı …
- Milliyetçilerin parçalanmışlığı ve Türkiye’nin geleceğinde doğuracağı potansiyel /kaçınılmaz riskler …
- Eşik Devlet İran ve Batı merkezli Orta Doğu tasarımının İflası…
Yorumlar
- Alper Özmen
Yazınızda Türkiye'nin egemenlik hakları ve bölgesel güvenlik dengeleri açısından son derece hassas bir konuyu ele almışsınız. Belirttiğiniz tehditler çok net. İnşallah ilgilileri de görüyor ve gereken gardı alıyordur. Türkiye'nin aktif tarafsızlık ve denge politikaları açısından taşıdığı riskleri açıkça ifade etmişsiniz. Özellikle Türkiye'nin tarihi kazanımlarını koruma ve Karadeniz- Akdeniz- Ege hattında denge siyasetini sürdürme gerekliliğine dikkat çekmeniz, sorumlu bir bakış açısını açıkça yansıtmış. Verdiğiniz mesaj umarız ki, politika belirleyicilerine de ulaşsın. Kaleminize sağlık. Selam ve saygılarımla.
- nesim yalvarıcı
duyarlılık; şuur ve zihin açıklığı, algı ile doğru orantılıdır. aynı zamanda farkettiği meseleyi çözebilmek üzere sarf ettiği çaba iman meselesidir. basiret ve ferasetin vücut bulduğu bir milli duruş yazısıdır. teşekkürler canım abim...
- Necmi ATILGAN
Sayın Abim Tüm Tespitlerinize Harfiyen Katılıyorum.
- Bünyamin Balta.
Rusların ukranyaya saldırı sebebi bu degilmi. Natoyu sınırlarında kuvvetli temsillerle istemiyor. Varoluşsal görüyor. Tabiki bizde rus çıkarlarına göre hareket edemeyiz. Montrönün etkin işlemesi ile çözülen meseleyi kışkırtıcı hale getiremeyiz. Her alanda olan askeri bürokrasidede olmuş'ki tarih ve cografya bilmez örgütlü cehelet bu konularda entellektüel sevye üretememişler. Kurtuluşun çaresi bunlardan kurtulmak.
- Kani Gemicioğlu
“Siz ne zaman aklınızı kullanacaksınız” ilahi ihtarını hatırlattı bu yazı… kaleminize sağlık….
