Fiyaskoyla Örtülen Vurgun
Siyaset sahası uzun zamandır bir gerçeklik krizinin pençesinde can çekişiyor. Ülkenin üzerine çöken devasa iktisadi enkazı, cepleri boşaltılan milyonların feryadını ve tam merkezinde iktidar aygıtının durduğu büyük vurgunları gizlemek isteyenler, ellerine tutuşturulan yeni bir masalla sahne alıyor: "Terörsüz Türkiye!"
Oysa rakamların soğuk ve amansız dili, süslü laflarla örülen bu illüzyon perdesini tek bir hamlede yırtıp atmaya yetiyor.
Gelin, ortalığa saçılan o cilalı ambalajı söküp altına bakalım:
Bugün büyük bir zafer gibi yutturulmaya çalışılan süreçte, başlanılan günden bu yana teslim olan terörist sayısı topu topu 219. Ama hafızası zayıf toplum zannediyorlar ki millet dün olanı unuttu. Sadece 2019 yılına bakın: Tek bir yılda 363 örgüt mensubu teslim oldu; bunların 273'ü operasyonel baskı, örgüt içi çözülme ve ailelerin ikna çabalarıyla dağdan indirildi. Keza 2020 rakamları da ortada. Geçmişte yürütülen kararlı mücadeleyle sağlanan çözülmenin yanına bile yaklaşamayan bir tabloyu, bugün insanlara "tarihi başarı" diye pazarlamak en hafif tabirle akıl tutulmasıdır.
Gelelim toplanan silah meselesine... Hani nerede o dağlardan indirilen cephanelikler? Sembolik olarak yakılan ilk gruptaki 30 silahı çıkarırsak —ki onların da ne kadarı Kalaşnikof, ne kadarı eski hurda malum— ortada devredilmiş, tasfiye edilmiş bir silah varlığı yok. Teslim olan üç beş kişinin yanında getirdiği ferdi silahlardan başka bir bilançoyu milletin önüne koyamayanlar, hangi başarının davulunu çalıyor?
Dağdakilerin akıl defterini okumak için stratejist olmaya gerek yok. Karşınızda silah bırakıp evine dönmek isteyen bir yapı değil; dağdaki varlığını siyasi taviz koparmanın, pazarlık masasında el büyütmenin bir kaldıracı olarak kullanan bir odak var. Bölgesel denklemde yarın ABD ve İsrail'in İran ekseninde başlatacağı olası bir çatşmada dağdakilerin PJAK saflarına kaymayacağını, hatta "Türkiye'yi masaya oturttuk, sıra İran'da" propagandasına sarılmayacağını kim garanti edebilir?
Peki, bütün bu başarısızlık ve fiyasko bile bile neden bir sahte zafer havasında davul zurnayla kutlanıyor?
Yanıt gayet açık ve net: Örtüleme harekatı.
Ülkenin kaynakları soyulurken, ortada merkeze iktidar blokunun yerleştiği devasa bir dolandırıcılık ve yozlaşma bagajı dururken, kameraların yönünü başka tarafa çevirmek gerekiyordu. İnsanların mutfaktaki yangını, cebinden çalınanı, kurumların çöküşünü konuşmasını engellemenin en kestirme yolu, sahneye hayali bir "tarihi başarı" hikayesi sürmekti.
Fakat yanılıyorsunuz. Sosyoloji de ekonomi de devlet aklı da bu ucuz kurguyu kaldırmaz. Milletin gözünün içine baka baka yürütülen bir soygunun ve soyutlanan adalet mekanizmasının üstünü, başka bir alandaki aşikar fiyaskoyla kapatamazsınız. Bir çöküşü, daha büyük bir başarısızlığın arkasına saklayamazsınız.
Makyaj çabuk döküldü, elinizdeki senaryo ellerinizde patladı. Artık o sahneyi kapatın; zira seyirci tiyatronun farkında.
Yazarın Diğer Yazıları
- Saray Kibri, Doymak Bilmez Hırs ve Bir Devletin Çöküşü
- Mekke Anlaşması İçime Hiç Sinmedi, Sinmeyecek
- Çölün Tarihi Yanılmaz: "Mekke" Adının Ardındaki Gölge ve Türkiye’nin İbresi
- Satıldık, İhanete Uğradık
- Milletin Kaderi İkinci Kez Aynı Masada Satılamaz!
- Sessiz Çığlık: Türk'ün Sahip Çıkanı Yok mu?
- Tarih Doğru Tarafta Olanları Yazacak
- Bölgesel Borsa, Leş Kargaları ve İç Piyasa İllüzyonu
