Gayretullah'a Dokunan Ne?
Taha Akyol ile Ahmet Taşgetiren önceki gün Karar'daki yazılarında, "Gayretullah'a Dokunur," başlığını kullandılar.
Bu, yapılan adaletsizliklere, hukuksuzluklara karşı sınırın aşıldığını, bunun Allah'ın gazabını tevlit edeceği uyarısıydı. Sedat Peker' de zamanında yayınladığı videolarda benzer uyarılarda bulunmuş, yapılan zulümlerin artık dünyevi cezalarla karşılanmayacak kadar ağır olduğunu, bunun ancak Allah'ın gazabı ve cezası ile temizlenebileceğini söylemişti.
Akyol ile Taşgetiren'e o yazıları yazdıran biraz da Bülent Arınç'ın benzer yöndeki açıklamalarıydı.
Bu ifade, sadece yapılan zulümleri hiç bir dünyevi cezanın dengeleyemeyeceği anlamına gelmiyor. İfade, bir taraftan zulmün büyüklüğüne işaret ederken öbür taraftan Allah'tan müdahale talebi içeriyor.Adaleti Allah'tan istemek dünyevi adaletten, daha açık bir ifadeyle yargı erkinden umut kesmektir. İnsan, güç yetiremediği işleri Ona havale eder, ondan yardım bekler. Bu, biraz da sorumluluktan kaçmak, kendi sorumluluklarımızı Allah'a havale etmektir.
Bunun ne kadar İslami bir tavır olduğunu söyleme mevkiinde değilim, bu iş sultanların sofrasında yemlenmeyen gerçek din adamlarına, ilahiyatçılara düşer. Ancak bunca soyguna, adaletsizliğe, haksızlığa karşı tek bir din adamının " yeter artık bu dine, bu millete yaptığınız kötülük" diyemeyişi onlardan ne ve neler beklenebileceğini gösteriyor. Yıllarca kolonyayı, diş dolgusunu, hoparlörle ezanı tartıştığı kadar ahlaki konuları tartışmayan bir din anlayışı ve din adamlığından fazla şey beklenemez.
Müslüman, namazla, oruçla,ahlaklı olmakla görevli olduğu kadar adil olmakla, adaleti sağlamakla da görevlidir.Dünyevi adalet bütün Müslümanlar için dini bir vecibedir.Namazı, Orucu, ahlaklı olmayı nasıl Allah'a bırakamazsa, dünyevi adaleti de Allah'a bırakamaz. Onu hem şahsi hayatında, hem toplum hayatında kendisi inşa etmeye çalışacaktır.Bu görev herkesindir. Öteki tarafta adaleti sağlamak yüce yaratıcıya aittir. Çünkü insan her adaletsizliği görecek ve cezalandıracak güce haiz değildir.Güç ve kudretini aşan şeylerden sorumlu da değildir. Fakat sonuca ulaşsın, ulaşmasın adalet için çalışmak insanın güç alanındadır ve kendi alanında olan bir işi Allah halletsin diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Doğru olan, kendi sorumluluğumuzda olan işleri yaparak sonucu Allah'a havale etmektir.
Allah'la korkutmak, Allah'tan korkan, ondan utananlar içindir. Onu bir meşrulaştırma aracı olarak görenler için böyle bir duyarlılıktan söz edilemez.Adaletsizlikten, yolsuzluktan rahatsız olanların yapacağı ilk iş Allah'ın müdahalesini beklemek değil, kendi sorumluluklarını yerine getirmektir. Bunun ilk adımı da Kuran'ın ifadesiyle:Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa onları yakacak ateş size de dokunur..." buyruğuna uymaktır. (Hud/113) İkincisi ise dünyevi adaletten sorumlu olduğumuzu bir an bile hatırdan çıkarmadan adalet için gayret sarf etmektir. Bunun yolu, "neye layıksanız öyle yönetilirsiniz." ve "Şüphesiz bir kavim/toplum kendini değiştirmedikçe Allah da onlarda bulunanı değiştirmez,"(Rad/11) diyen sese kulak vererek kendi halimizi değiştirmektir. Daha yaşanabilir bir dünya elimizdedir. Gayretullaha asıl dokunan, bizim sessizliğimiz, korkaklığımız,nemelazımcılığımızdır.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- YALNIZKURT
Yapay zeka: İslami prensiplere göre Allah'ın toplum üzerindeki ıslah sünneti (yasası) temel olarak şu esaslara dayanır: 1. Temel İlke: Toplumun Kendi Değişimi Kur'an-ı Kerim'de yer alan Ra'd Suresi 11. ayet bu konunun en temel ölçüsüdür: “Bir toplum kendilerindeki durumu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” • İrade Şartı: Allah, insanlara irade ve seçme hakkı vermiştir. Bir toplumda adaletsizlik, ahlaki çöküntü, cehalet veya zulüm varsa; toplum bu gidişattan rahatsız olup düzeltmek için gayret göstermedikçe, Allah dışarıdan mucizevi ya da zorlama bir şekilde onları düzeltmez. • Bireysel ve Toplumsal Sorumluluk: Islah, gökten hazır bir şekilde inmez; fertlerin niyetlerini, düşüncelerini ve eylemlerini düzeltmesiyle başlar. 2. Peygamberler ve İlahi Rehberlik (Islah Vesilesi) Allah, geçmişte toplumları ıslah etmek için aralarından elçiler (peygamberler) görevlendirmiş, onlara kitaplar ve hikmet indirmiştir: • Peygamberler toplumu zorla düzeltmemiş; onlara doğruyu tebliğ etmiş, güzel ahlakı yaşamış ve örnek olmuşlardır. • Toplum bu çağrıya kulak verip hakka yöneldiğinde Allah onların içindeki huzursuzluğu ve karanlığı gidererek onları ıslah etmiştir. 3. İmtihanlar, Musibetler ve Uyarılar Bazen bir toplum hak yoldan sapıp bozgunculuğa başladığında, Allah onları uyarmak ve kendilerine getirmek için çeşitli imtihanlar, kıtlıklar, sıkıntılar veya musibetler verebilir: • Bu sıkıntılar birer tokat değil, uyanış vesilesidir. • Eğer toplum bu musibetlerden ders çıkarıp hatasını anlar, tövbe eder ve adalete dönerse ıslah olur. Ders çıkarmaz, kibre kapılıp azgınlığa devam ederlerse bu durum helaka (çöküşe) kadar gidebilir. 4. İdarecilerin Durumu (Yönetim ve Halk İlişkisi) İslam siyaset ve ahlak geleneğinde sıkça dile getirilen (“Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz”) ilkesi gereği, toplumun ahlaki ve manevi kalitesi, başlarına gelecek idarecilerin ve yöneticilerin kalitesini de belirler: • Toplum dürüst, çalışkan, adil ve bilinçli bir hale geldiğinde, Allah da onlara adil yöneticiler nasip ederek toplumu ıslah eder. • Toplum bozulduğunda ise yine kendi hak ettikleri türden idarecilerle imtihan olurlar.
