Köşe Yazısı

İşsizlik Düşüyor mu, Yoksa Sadece Görüntü mü Değişiyor?

İbrahim Genç
İbrahim Genç
2 dk Sesli Dinle 0

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine bakınca insanın içi açılıyor: 2025 itibarıyla işsizlik oranı %8,35’e gerilemiş.

Manşetler hazır: “Son yılların en düşük seviyesi.” İlk bakışta tablo parlak, hatta umut verici.

Ama biraz yakından bakınca, bu düşüşün ardında başka bir hikâye olduğunu görüyoruz.

Çünkü işsizlik oranı dediğimiz şey, yalnızca işsizleri değil; iş arayanları kapsıyor. Eğer insanlar iş aramaktan vazgeçerse, istatistiksel olarak “işsiz” sayılmıyor. İşte tam da burada mesele başlıyor.

Son veriler gösteriyor ki işgücü, yani çalışanlar + iş arayanlar havuzu daralmış. Yaklaşık 200 bin kişi bu havuzdan çıkmış. Yani insanlar iş bulduğu için değil, iş aramayı bıraktığı için işsizlik oranı düşüyor olabilir.

Daha çarpıcı olan ise şu: İşgücü dışında kalanların sayısı ciddi şekilde artıyor. “Çalışmıyorum ve iş de aramıyorum” diyenlerin sayısı yüz binler seviyesinde büyümüş. Bu, ekonomik bir iyileşmeden çok, bir umutsuzluk göstergesi olabilir.

Öte yandan istihdam tarafı da çok iç açıcı değil. Toplam istihdam düşerken, “zamana bağlı eksik istihdam” dediğimiz kesimde ciddi bir artış var. Yani insanlar çalışıyor ama yeterince çalışamıyor. Haftada 40 saatin altında çalışıp daha fazlasını isteyenlerin sayısı hızla artıyor.

Bu da bize şunu söylüyor: Sorun sadece iş bulmak değil, “düzgün iş” bulmak.

Bir başka dikkat çekici nokta ise istihdamın kalitesi. Eğreti, güvencesiz ve yarı zamanlı işlerin toplam içindeki payı son yıllarda ciddi şekilde artmış durumda. 2019’da oldukça düşük seviyelerde olan bu oran, bugün çift hanelere ulaşmış.

Yani iş var, ama nasıl iş?

Bu tabloyu tek cümleyle özetlemek gerekirse:

İşsizlik düşüyor gibi görünüyor, ama çalışma hayatının kalitesi aynı hızla geriliyor.

Ekonomi yönetimi için asıl sınav da burada başlıyor. Çünkü mesele sadece istatistikleri iyileştirmek değil, insanların hayatını iyileştirmek. İnsanlar iş bulamadığı için değil, bulduğu iş yaşanabilir olmadığı için sistemin dışına düşüyorsa, bu bir başarı hikâyesi değildir.

Kısacası, rakamlar bazen doğruyu söylemez; sadece gerçeğin bir kısmını anlatır. Geri kalanını okumak ise biraz dikkat ister.

Bu Yazıyı Paylaş