Kemal Kılıçdaroğlu Dağa Çıktı Da Haberimiz Mi Olmadı?
Cumhuriyet Halk Partisi'nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, TBMM gündemindeki çerçeve yasaya ilişkin parti genel merkezinde gerçekleştirdiği basın toplantısındaki açıklamaları, Türk siyasi tarihinde tam anlamıyla bir kırılma ve milli devlet yapısına yönelik ağır bir savrulma olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kılıçdaroğlu'nun on yıllardır süren terörle mücadele birikimini ve şehitlerimizin kanıyla sulanmış bu vatanın temel taşlarını hiçe sayan bu söylemleri, Türkiye Cumhuriyeti'ni etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden parçalama potansiyeli taşıyan son derece tehlikeli bir noktaya evrilmiştir. "Kürt realitesi" ve "eşit yurttaşlık" kisvesi altında dile getirilen bu ifadeler, üniter devleti savunmak yerine devleti kurucu unsurlarından kopararak federatif bir ayrışmanın kapılarını aralamaktadır.
Kılıçdaroğlu'nun 1989 tarihli SHP raporuyla övünmesi ve o dönemin bölücü zihniyetini bugün yeniden hortlatmaya çalışması, Türk milletinin ortak paydasını ve milli kimliğini açıkça hedef almaktadır. 1980'li yılların darbe sonrasındaki hassasiyetlerini bahane ederek ortaya atılan ve raporda savunulan "Kürt realitesi" ile anadil yasaklarının kaldırılması safsatası, Türk milletini ayrıştırmaktan başka hiçbir işe yaramamıştır.
Neymiş bu Kürt realitesi?
Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde bin yıldır tek bir bayrak altında kardeşçe yaşayan milleti etnik kökenlere bölmekten başka ne anlama gelmektedir?
Kılıçdaroğlu konuşmasında, "Terörün bitmesi Türkiye için tarihsel bir fırsattır. Bu süreç, ancak Cumhuriyet'in kurucu ilkeleriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin demokratik meşruiyetiyle, hukuk devletiyle, eşit yurttaşlıkla, üniter yapıyla, üretken kalkınmayla ve bağımsız dış politika iradesiyle başarıya ulaşabilir." demektedir.
Buradan kendisine sormak gerekir: 3 Temmuz 2026 tarihine kadar Türkiye'de bizler farklı mı yönetildik?
Atatürk ve silah arkadaşları demokratik değil miydi?
Bu devletin kurucuları bu vatanı esaret altında mi kurdu ki bugün birileri kalkıp demokrasi dersi vermeye kalkışıyor?
Devamında "Biz bu sürece 'Cumhuriyet'i demokrasiyle taçlandırma' süreci diyoruz." iddiasında bulunuyor.
Şehit kanlarıyla kurulmuş bir Cumhuriyet neyle taçlandırılacak?
Hangi karanlık pazarlıklarla bu cumhuriyet zedelenmeye çalışılıyor?
Kılıçdaroğlu aynı skandal mantıkla, "Sürecin başarısı yalnızca siyasi iradeye bağlı değil, hukuki güvenceye, şeffaflığa, toplumsal katılıma ve güven duygusunun yeniden inşasına bağlıdır. Biz cumhuriyetçi eşit yurttaşlık vaat ediyoruz. Benim ne hakkım varsa Kürt vatandaşımızın da o hakkı olacak, bu kadar basit." diyerek milletin aklıyla alay etmektedir.
Hangi hakları vereceğiz, Kürt olan vatandaşlarımızın nesi eksikmiş bir açıklasın!
Bu ülkede bugüne kadar hangi vatandaşımızın kimliği, inancı ya da kökeni nedeniyle bir hakkı gasp edilmiştir?
Eşit yurttaşlıktan kasti ne, bu ülkede başbakan, general, profesör, polis, bakan, istihbarat başkanı, dış işleri bakanı Kürt olmadı mı?
Kime görev verilirken "Sen Arap mısın, Gürcü müsün?" diye soruldu?
Bu devletin makamları her vatandaşına sonuna kadar açık olmuştur.
Kılıçdaroğlu çıkmış bir de 2020 yılındaki kurultaylarına atıf yaparak, "Başta Kürt sorunu olmak üzere, tüm toplumsal sorunlarımız demokrasi temelinde ve TBMM'nin öncülüğünde çözülecek; Türkiye'nin tam bağımsızlığı, demokrasisi ve üniter yapısı güçlendirilecektir" diye taahhüt ettiklerini söylüyor.
Neymiş bu Kürt sorunu, anlatsın da bilelim!
Hayali masallarla Türkiye'yi derdest etmeye çalışan bu zihniyet, yoktan var edilen sorunlarla ülkenin başına bela örmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, kökeni, inancı veya mezhebi ne olursa olsun bu topraklar üzerinde yaşayan her bireyi birinci sınıf vatandaş olarak kucaklayan güçlü bir ulus devlettir. Ancak Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarında devleti Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Arap, Çerkez, Romen, Boşnak, Arnavut, Rum, Gürcü, Abhaz gibi sayısız etnik ve mezhepsel parçaya bölerek yapay milletçilikler yaratma çabası, milli birliği ve dirliği temelden sarsmaktadır. Bu yaklaşım, üniter devletin harcını karan ortak üst kimliği yok etme ve ülkeyi Yugoslavya benzeri bir etnik çatışma sarmalına sürükleme projesinden başka bir şey değildir.
Konuşmasında terör örgütünün tasfiyesini ve silah bırakmasını hukuki bir zemine oturtuyormuş gibi görünürken, arka planda terörist başının ve örgütün siyasi uzantılarının meşrulaştırılmasına zemin hazırlayan bu vizyon, ahlak dışı ve milli devlete ihanet derecesinde tehlikelidir. Türkiye'nin varlığına kasteden, binlerce askerimizi, polisimizi ve sivilimizi katleden bir yapının muhatap alınması, devletin egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına gelir. Kılıçdaroğlu'nun "silahların siyasetin dışına çıkması" örtüsü altında terör unsurlarını meşru bir siyasi aktör gibi konumlandırma çabası, aziz şehitlerimizin kemiklerini sızlatmakta ve terörle mücadelede verilen onca kahramanca mücadeleyi boşa çıkarmaktadır.
Ülkeyi kuran parti olma iddiasıyla hareket ettiğini söyleyen Kılıçdaroğlu'nun, Türkiye'yi Türk milleti kavramından koparıp etnik ve mezhepsel kabilelere bölme girişimi, milli hafızaya ve Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in temel felsefesine doğrudan bir saldırıdır. "Kırmızı çizgimiz üniter devlet" söylemi ise sadece bir kelime oyunundan ibarettir; çünkü üniter devlet yapısı, etnik grupların federatif hak talepleriyle ya da "farklı toplumsal aidiyetlerin çatışma alanı olmaktan çıkarılması" safsatasıyla bağdaştırılamaz. Bir devleti yaşatan şey ortak vatan, ortak tarih ve ortak ulusal bilinçtir. Bu bilinci yok ederek ülkeyi on ayrı parçaya bölmeye çalışan bu zihniyet, Türkiye'nin iç barışını korumak bir yana, dış güçlerin ve emperyalist odakların böl-ve-yönet politikalarına çanak tutmaktadır.
Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu'nun yaptığı bu talihsiz, bölücü ve milli devlete zarar veren açıklamalar karşısında sorulması gereken en temel soru şudur:
Bu mantıkla hareket eden bir siyaset anlayışı devleti korumak mıdır, yoksa tasfiye etmek midir?
Türk milletini etnik kökenlere ve mezheplere göre ayrıştıran, üniter yapının ruhunu boşaltan ve terörle mücadeleyi sulandıran bu vizyonun Türkiye'ye getireceği tek şey felakettir.
Milli devletimizin bütünlüğüne, bağımsızlığına ve Türk milletinin sarsılmaz kardeşlik hukukuna kasteden bu ahlak dışı yaklaşımları en sert şekilde kınıyor, Türkiye'nin etnik parsellere bölünmesine asla geçit vermeyeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Yazarın Diğer Yazıları
- Mekke Anlaşması: Türkiye Kimin Savaşının Ortağı?
- "Terörist Meclis'te konuşma mı yapar? Ey Yıldıray Çiçek
- Apo'nun Villasını Bahçeli Mi Yaptırdı?
- Londra'da Yahudi-Kürt Konferansı: Stratejik Ortaklık
- Yaşasın του κινήματος الحكيم serok Bahçeli!
- Kağan Kutsaldı, Padişah Ulu'ydu. Ya Cumhurbaşkanı?
- Türk Askerini Vurmak- "Beni Kimin İçin Öldürdünüz?"
- Suç Duyurusunda Bulunuyorum
