Köşe Yazısı

​Ortak Hafızadan Ortak Vatana: Dilin Birleştirici Gücü ve Büyük Çelişki

Hakan Ayaz
Hakan Ayaz
3 dk Sesli Dinle 1

​Dünyanın neresine giderseniz gidin, farklı ırklardan, farklı coğrafyalardan milyonlarca insan aynı safta durduğunda dilleri tekleşir. Din kardeşliği ve kolektif manevi birliktelik adına her Müslüman Arapçaya sahip çıkar. Ne Kur'an'ın özgün metni ne de göğe yükselen Ezan başka bir dile tahvil edilmek istenir. Dualar, sureler asırlardır aynı ses bayrağı altında korunur. Çünkü herkes bilir ki; kutsal bir mefkureyi, evrensel bir inancı muhafaza etmenin en pratik, en koruyucu yolu ortak dildir. Dil giderse, o muazzam kolektif hafıza da dağılır.

​Peki, inancı korumak adına sergilenen bu muazzam refleks ve uzlaşı, söz konusu "Vatan" ve "Barış" olduğunda neden bir anda buharlaşıyor? İşte asıl sosyolojik algı kırılması tam olarak burada başlıyor.

​Barışın Dili, Bölünmenin Alfabesi Olabilir mi?

​Bugün bir yanda "barış" ve "kardeşlik" kelimelerini dillerinden düşürmeyip, diğer yanda kamusal alanda, eğitimde ve yönetimde alternatif dil hakları talep edenlerin yarattığı tezatlık, artık gizlenemez bir boyuta ulaştı. Gerçekten huzur, birlik ve barış isteyip, ardından ortak yaşam iradesini sakatlayacak dilsel gettolar talep etmek, kendi içinde derin bir riyayı barındırır.

​Çünkü dil, sadece bir iletişim aracı değildir; dil bir egemenlik, bir mutabakat ve en önemlisi bir çatı sınırıdır. Tıpkı İslam coğrafyasının manevi sınırlarını Arapça koruyorsa, bu vatanın sınırlarını ve toplumsal barışını da Türkçe korur.

​Unutulmamalıdır ki: Bir ülkede ortak dili esnetmek, o ülkenin gelecekteki huzurunu ve birliğini esnetmektir. Barış, dillerin ayrışmasıyla değil, kalplerin ve akılların tek bir dilde buluşmasıyla inşa edilir.

​Sosyolojik Bir Tutarsızlık

​Nasıl oluyor da İslam'ı ve onun evrensel mesajını korumak adına Arapça gibi ortak bir paydada hiç tereddütsüz buluşulabilirken, aynı toprağı paylaşan, aynı kaderi bölüşen insanlar vatanı korumak adına Türkçe etrafında aynı mutabakatı sağlayamıyor?

​Bu durum sadece ahlaki bir zayıflık değil, kolektif bilincin uğradığı ağır bir manipülasyonun sonucudur. Kutsalı korumak için "ortak dil şart" diyen mantık, vatanı ve devleti korumak söz konusu olduğunda neden "kültürel haklar" perdesinin arkasına saklanır? Eğer ortak dil birleştiriciyse, Türkiye Cumhuriyeti'nin harcı olan Türkçe neden bu birleştiricilikten muaf tutulmak istenir?

​Sonuç: Vatanın da Bir Sesi Vardır

​Vatan dediğimiz mefhum, sadece sınır çizgilerinden ibaret bir toprak parçası değildir. Vatan; pazarda, okulda, adliyede, kışlada aynı dili konuşan, aynı şakaya gülen, aynı acıya aynı sözlerle ağlayan insanların ortak evidir.

​İnancı koruyan ortak dil nasıl ki manevi bir kaleyse, Türkçe de bu vatanın siyasi, hukuki ve toplumsal kalesidir. Bu kalede delik açmak barış getirmez; aksine, bizi birbirimize yabancılaştıracak duvarlar örer. Gerçek bir kardeşlik ve kalıcı bir barış arayanların bakacağı ilk yer, bin yıldır bizi tek bir millet yapan Türkçenin o birleştirici ve kucaklayıcı gölgesi olmalıdır.

​Sizce toplumun farklı kesimlerinde bu sosyolojik algı kırılmasını yaratan ve ortak vatanda ortak dil mutabakatını zayıf gösteren temel dinamikler nelerdir?

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Alp Demir

    Çünkü onlar sadece din adına bizimle birlikteymişler, bunu açıkça söylüyorlar. Biz diyorlar İslam için birlikteydik, Türk için değil. Şimdi İslam gitti, Türk kaldı diyorlar. Ve bizim Türk ile işimiz olmaz diyorlar. Bunu açıkça söylüyorlar zaten. Cumhuriyeti istemiyorlar. Osmanlı'yı geri istiyorlar. Ve birleştikleri nokta da burada, AKP/MHP/Hüdapar v.s. ile birleştikleri yer burası. Tarikat, cemaat, fetö ile birleştikleri yer burası. Osmanlı sistemine geri dönülmesi ve bunların kendi eyaletlerinde eskisi gibi ağa/maraba sistemi içinde yaşamaları. Şeyhler, Şıhlar v.s. hepsi geri dönecek onu istiyorlar. Hatta hilafeti geri istiyorlar. ABD elçisi Barrack da çözüm Osmanlı millet sistemi diye boşuna söylemiyor. Barrak bunu kendi kendine uydurmadı. Ona, biz bu sistemi geri istiyoruz diye söyleyenler bunlardır. Adama boşuna kızmayın. Ve Cumhuriyeti savunması gereken CHP, bunlarla aynı kafada. Öcalan'a özgürlük mitingi yapılıyor, hiç bir CHP'liden tık yok. CHP'de Atatürk'ü ve ilkelerini, devrimlerini savunacak tek bir adam dahi kalmamıştır. Yani ya İslam devleti olacak ve bir arada kalacağız, ya da herkes dağılacak. Dayattıkları budur. Adam Kudüs valisi olmak istiyor, daha ne desin !!! Eh böyle olunca da İsrail elbet senin düşmanın olur. Halep'e Türk bayrağı dikeceğim dersen, Suriye elbet senden kaçar, Musul, Kerkük benim dersen, Irak elbet sana karşı çıkar. Tebriz'e Türk bayrağı dikeceğim dersen, İran sana elbet düşman kesilir. Arap ülkeleri elbet sana, sıkıyorsa yap da görelim der. Kimse sana güvenmez. Atatürk boşuna Arapların işlerine karışmayın dememiştir. Ama gel gör ki o ne dediyse tersini yapmaktan adeta haince bir zevk alıyorlar. Başarma şansları da yoktur. Yaptıkları şey Cumhuriyeti paramparça etmekten başka bir işe yaramayacak. Nasıl ki Roma yeniden kurulamadıysa, Osmanlı da yeniden kurulamaz. Tarih geriye gitmez, zaman geriye doğru işlemez, nehirler yokuş yukarı akmaz.

Bu Yazıyı Paylaş