TSK Tasfiyelerinin Gizli Tarihi
Osmanlı’dan Günümüze
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Türkiye’nin belkemiği; tarih boyunca sadece savaş meydanlarında değil, siyasi arenada da şekillendi.
Tasfiyeler, bu şekillenmenin gölgesinde, bazen reform maskesiyle, bazen dış müdahalelerle geldi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, TSK’yı dönüştüren bu hareketler, sadece iç dinamiklerle değil, özellikle ABD’nin gölgesinde ilerledi.
Atatürkçü ilkeler – laiklik, milliyetçilik, bağımsızlık – orduyu tanımlasa da, ABD’nin amacı hep sömürülebilir bir müttefik yaratmaktı: İncirlik Üssü, ekonomik bağımlılık, NATO’nun uydusu bir Türkiye.
İlk durak: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılı, ordu için bir hayatta kalma mücadelesiydi.
19. yüzyılda, II. Mahmud’un Nizam-ı Cedid reformlarıyla başlayan tasfiyeler, eski düzenin bekçisi Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırdı (1826). Ancak asıl kırılma, II. Meşrutiyet (1908) ile geldi. İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), padişah yanlısı generalleri tasfiye etti; 31 Mart Olayı (1909) sonrası muhafazakâr subaylar ordudan uzaklaştırıldı.
İngiliz ve Fransız ajanlarının, Osmanlı ordusuna sızma girişimleri bu dönemde hızlandı. Örneğin, T.E. Lawrence’ın Arap isyanlarındaki faaliyetleri, Osmanlı subayları arasında güvensizlik yaratarak tasfiyeleri tetikledi.
Osmanlı Arşiv belgelerinde (BOA, 1910-1914), İngiliz konsolosluklarının subaylar hakkında istihbarat topladığına dair notlar var.
1914’te Enver Paşa’nın ıslahatı, bu tasfiyeleri zirveye taşıdı.
Balkan Savaşları’nın yenilgisi sonrası, 55 yaş üstü yüzlerce subay emekliye zorlandı – resmi rakamlar 1.200, ama gayri resmi daha fazla.
Alman askeri danışmanlar bu süreçte etkiliydi, ama İngilizlerin gizli raporları, ordunun “milliyetçi” kanadını zayıflatma planlarını içeriyor (kaynak: British Foreign Office Archives, 1914).
Bu, sadece gençleştirme değil, dış etkilere açık bir ordu yaratma hamlesiydi.
Cumhuriyet’in kuruluşunda, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde ordu, laik ve milliyetçi bir kimliğe büründü.
Kurtuluş Savaşı kahramanları (Kazım Karabekir, İsmet İnönü gibi) omurgayı oluşturdu. Ancak 1925 Şeyh Sait İsyanı, muhafazakâr unsurları tasfiye için bahane oldu; yüzlerce subay ihraç edildi.
1920’lerde Amerikan misyonerleri, Wilson İlkeleri altında Anadolu’da faaliyet gösterirken, gizli raporlarında “Osmanlı kalıntılarını temizleyerek yeni bir Türkiye” planı yazıyordu (kaynak: ABD Dışişleri Arşivleri, 1920-1925). Bu, ABD’nin erken müdahale sinyaliydi.
1940’lara gelindiğinde, Truman Doktrini (1947) ve Marshall Yardımı, Türkiye’yi Sovyetlere karşı tampon yaptı.
Silahlar, eğitimler geldi; ama bedeli bağımlılık oldu. İncirlik Üssü’nün 1951’de kurulması, bu sürecin sembolü. 1950’lerde Demokrat Parti (DP) iktidarı, muhafazakar politikalarıyla Atatürkçü subayları rahatsız etti.
CIA’nin Gladio yapıları, TSK’ya sızarak anti-komünist hücreler kurdu – 1960 darbesi öncesi ABD büyükelçiliğinde yapılan toplantılar, bu sızmanın kanıtı (kaynak: CIA Açık Belgeleri, 1959).
ABD, Atatürkçü bağımsızlığı değil, ekonomik ve askeri sömürü için uyumlu bir ordu istiyordu.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Atilla Birsöz
Detayı çok olsa da güzel ve net özetlenmiş. Yüreğine sağlık. 1.Dünya savaşına ABD katılmadı deselerde izmir körfezine bir gemisi ile girerek menderes ailesinin tamamını alarak geri çıkmıştır. A. Menderes geri geldiğinde hemen siyasete girişi de ABD mandası yanlısı İnönü sayesindedir. Hedeflerine varmak için süre konusunda acele etmeyen sanırım liderliği alıyor bizler ise hemen sonuca varmak istiyoruz
