Değerli okuyucularım, malumunuz İstanbul’u kaybetmenin kuyruk acısı, sn. Ekrem İmamoğlu’na yapılan çirkin saldırıları da beraberinde getirmiştir. Dikkat ederseniz her geçen gün bu çirkin saldırılar hız kesmeyerek artarak devam etmekte. Peki, bu kadar saldırının altında yatan sebep nedir? Birilerinin rant musluklarının kesilmesi mi? Veya Evde oturarak ATM’den çalışmayarak yan gel yat lüks hayat yaparak maaş alanların musluklarının kesilmesi mi? Ya da, yandaşların muslukların kesilmesi sonucu yağlı ihalelerin son bulmasından kaynaklı işlerinin kesata uğraması mı? Her nedendir bilinmez ama bilinen tek gerçek var Ekrem İmamoğlu’nun saraya yakın yandaşlara değil ama İstanbullulara, İstanbul’a ilaç gibi geldiğidir.

***

Sanki İstanbul’u 25 yıldan beri AKP değil de Sn. İmamoğlu yönetiyormuş gibi. Adam Tatil yapıyor yok efendim Bodrum’da gününü gün ediyor edepsizliği, sanki AKP’nin vekilleri, başkanları veya diğer siyasiler evlerinden hiç dışarı çıkmıyor hiç hayatlarında tatile çıkmamışlar tatil yapmamışlar gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.

***

Adamı tebrik ziyaretlerine farklı görüşlerden ve çevrelerden insanlar geliyor. Hah iste bunlar zaten ilk günden beri birlikteydi gibi çirkin ve mesnetsiz kara propagandayla etiketlemeye çamur atmaya çalışıyorlar. Kısaca Saraya itaat etmeyen kim veya kimler varsa odak noktasına oturtulup anında yafta yapıştırılıyor sarayın yılmaz yalakaları tarafından. Kimi fetoulukla, kimi PKK’ ile, kimi illetlik kimi de zilletlikle. İnsanın bu müfteri odaklarına şunu diyesi geliyor önce dönün ayna da kendinizi bakın, sonra başkasına çamur atın.

***

Kardeşim bırakalım adamı da rahat rahat çalışsın İstanbul’a hizmet etsin. Ha edemez ise görev süresi dolunca değerlendirirsiniz demokrasi de, daha öncekiler nasıl geldi ve gittilerse sandık önünüze konulduğu zaman memnun kalmadıysanız zaten Sn. İmamoğlu’da gider. Ama el insaf, el vicdan, el merhamet diyorum, 2 aylık bir başkana İstanbul’un bütün sorunlarını 2 ay gibi kısa sürede neden çözmedin demek, suçlamak; etik ve taraflı bir yaklaşım olarak geliyor bana.

***

Dün İstanbul’un çeşitli bölgelerinde oluşan sağnak yağışlar sonucu yaygara koparmak, çığırtkanlık yapmak akla ziyan bir durum. Vay efendim işte bakın biz dememiş miydik İstanbul ne hale geldi! Layığınızı buldunuz! Bunu hak ettiniz! vb gibi saçma sapan söylem ve suçlamalarla adamı darağacına çekmek dinen kul hakkına giriyor, insani açından da insanlık erdeminin kabul edeceği bir şey değil.

***

Sn. İmamoğlu’ndan önce İstanbul’a yağmur yağmıyor muydu? Sel olmuyor muydu? O zaman neden gıkınız çıkmıyordu? 25 yıldan beri İstanbul’u yönetiyorsunuz neden tedbir alınmıyor diye şikâyet eden vatandaşlara, Bağdat’ın köpekleri gibi havlayaraktan susturuyordunuz. Allah’ın yağmuruna, afetine ne yapabiliriz diyerek bir de işin içine dini bir kılıf uyduraraktan kendinizi savunuyordunuz. Ama aynı durum 2 aylık süreçte yaşandı diye adama demediğiniz etmediğiniz laf kalmıyor; edep yahu, ayıp yahu, Eleştirinin de suçlamanın da bir ölçüsü olması gerek. Haddi aşmak hadsizliğin ta kendisidir unutmayalım.

***

Birkaç söz de günümüzde hararetli tartışmaların yaşandığı güncel konu üzerine 2 Eylül’de Sarayda Yargıtay’ın düzenleyeceği adli açılış yıldönümü üzerine söylemek istiyorum.

Değerli okuyucularım, şunu unutmamak gerek; hepimiz; laik, demokratik ve hukuk devletinde yaşıyoruz. İster sarayın, ister Yargıtay’ın, ister Sayıştay’ın vb gibi başkanlıkların olsun, her talebine her açılışına illa ki katılım sağlanacaktır olumlu dönüş yapılacaktır diye bir zorunluluk yoktur. Akit yazarının Ali Karahasanoğlu’nun, davete katılmayacağını belirten 17 baro başkanına sırf sarayın talebi reddedildiği için edepsizce ve terbiyesizde ağza alınmayacak çirkin söylemler sarf etmesi, ancak bunun gibi insanların diline yakışır. Peki ne demişti Akit’in kalemşörü Ali Karahasanoğlu:

“Size; genelev patroniçelerinin, kadın vücudu üzerinden kazandığı paralarla aldığı binalarda adil yıl açılış töreni yapmak düşer. Sizin neyinize, Cumhurbaşkanı’nın külliyesinde adli yıl açılış töreni yapmak.. Sırf Cumhurbaşkanı koltuğunda, dindar bir insan oturuyor diye.. Külliye’deki adli yıl açılış törenine, posta koyacaksınız.. Haydin ordan..Sanmayın ki, o rezil insanların sahipliğindeki binalarda düzenlenen adli yıl açılış törenlerine koşa koşa giden baro başkanlarına vereceğimiz örnek sayısı bir-iki tane..”

***

Şimdi bu sözler, sözüm ona kendini dindar kesimin yılmaz savunucu ve İslami kesimin yazar bazında temsilcisi olarak gören, Müslümanlığı ve dini kimseye kaptırmak istemeyen (Çünkü din bu gibilerin en büyük sömürü aracıdır), bu zatı muhtereme yakıştı mı? Yani sırf saraya kuyruk sallayacağım, yağ yapacağım diyerek kemiğin hatırı için de olsa insan kendini de bu kadar köpek yerine koymaz koymaması gerekmektedir. Sen insanlara saygı göstermeyeceksin, fakat insanlardan saygı ve saygılı olmasının bekleyeceksin öyle mi Karahasanoğlu. Hadi oradan.

Aydınlık yarınlar sizlerin olsun sevgi ve muhabbetlerimle.