Giresun Üniversitesi Öğretim Görevlisi Halil İbrahim Albayrak, sirenhaber’de yayınlanan “Rusya neden sessiz” başlıklı yazısında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

“Bereketli Hilal – Şii Hilali... Kavramlar, kavramlar... Evet üretilen kavramların coğrafyalarla özgü hale getirilmesi ve içeriğinin kan, soykırım, gözyaşıyla doldurulması. Dondurulmuş sorunlar; kim dondurdu, ne zaman çözülüp tekrar sorun haline getirilecek veyahut neden çözülmeden donduruldu halbuki insan ömrü sınırlı ve kısıtlı iken.

Hilallerle başlamam aslında vekil güçler üzerinden kan dökmenin edebi olarak kavramsallaştırılmasından ibarettir. Batı ile doğu dikotomisinin çarpışması. Adı savaş oldu, terör oldu, düşük yoğunluklu çatışma oldu ama hep bir adı oldu. Adı her ne olursa olsun bu tehditlerin içerisinde büyüyen doğunun çocukları ile bu tehditleri sadece ders kitaplarından okuyan batının çocukları aynı dünyada yaşıyor. Batının pragmatik yaklaşımlarıyla yapılan sorun tanımları, Tuna boyundan Yemen'e kadar koca bir coğrafyayı sorun üreten coğrafya olarak tanımlamaktadır. Oysaki bu coğrafya sorun üreten değil, cetvelle sınırları çizilmiş sorunlar mağduru coğrafyadır... Sorunu tanımlayalım evvela. “Sözde” belirli bir coğrafyada yaşayan insanların çıkarığı sorunları...

Suna Acir-Artelt yazdı... Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Suna Acir-Artelt yazdı... Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?

'BEREKETLİ HİLAL'

Bereketli Hilal nedir? İlk kez Amerikalı oryantalist ve arkeolog James H.Breasted (1865-1935) tarafından kullanılan bir terimdir. Bereketli Hilal veya Mübit Hilal (Fertile Crescent) Irak’ın güneyinde Iran körfezinden başlayarak, Iran’ın güneybatısından Türkiye’nin Güneydoğu bölgesine (Mezopotamya bölgesi) kapsayacak şekilde, Doğu Akdeniz’de (Levant bölgesi) bulunan Lübnan, Suriye, Ürdün ve Filistin’den güneyine doğru uzanan yay şeklindeki bölgedir. Okurken bile gözünüzün önünden geçmiştir bölgede yaşananlar gerek mezhep temelli, gerekse din ama bölgeyi kavramsallaştıran ABD’li bilim insanı... Genellemeyi sevmem lakin bu kadar genel bir genelleme 100 yıldır kendini tekrar etmez. Batı ve hinterlandının hedef hilalidir bu coğrafya. Oralarda (batıda) bilim kendi milli menfaatlerine hizmet eder dolayısıyla bilim insanlarıda milli menfaatlerine çalışırlar, kavramsallaştırmaları bile en az 100 yıllık menfaatlerini kapsar. İnşallah başka coğrafyalarda da bilim, batının papağanlığını yapmadan kendi milli menfaatleri için çalışır deyip, manidar bir duada bulunayım.

Şii Hilali nedir? Neden mezhep isimli bir kavramsallaştırma söz konusudur? Aslında bu soruya kendimce cevap buldum yazımın başında. Doğu – Batı dikotomisi.

Batı ve hinterlandı İslam Coğrafyası üzerinde sünni mezheplere yaklaşmıştır. Peki ya doğu..?

'Şİİ HİLALİ'

Kavramı ilk 2004 yılında Ürdün Kralı Abdullah tarafından duyduk. Sünni Arap ülkelerinin Şii Hilali tarafından çevrelendiğini dile getirmişti. İran’dan başlayıp, Şiilerin de yaşadığı Irak, Nusayri elitlerince yönetilen Suriye, Şii Hizbullah’ın etkin olduğunu söyleyebileceğimiz Lübnan ve Şiilerin yaşadığı Yemen’i kastediyordu Kral. Fakat İran lideri Hamaney Şİİ Hilali söyleminin batı kaynaklı olduğunu savunarak red etmişti. Kabullenilmeyip ortada kalan ve fakat Bereket Hilali ile Şii Hilali’nin çevrelemeye karşı çevreleme politikası artık kavramsallaşmıştı. Yazdığım coğrafyayı okurken gözünüzde canlanmıştır olanlar sanırım. Şii Hilali oluşturabilecek ekonomik, askeri nüfuz gücüne sahip midir İran ya da başkaca ülkelerin desteğiyle mi bu hinterlandımsı yapıyı organize ediyor? Elbette cevabı yine o dikotomide. Rusya faktörü.

Petro’dan itibaren sıcak denizler söylemi. Yaşı 40 ve üzeri olan nesile ilkokulda bile öğretirlerdi “Rusya’nın amacı sıcak denizlere inmek” diye.

Yirminci yüzyılın ortalarında, Arap devletleri, Rusya’yı Ortadoğu’da bir kuvvet olması için davet etmiştir. Mısırlı General Cemal Abdül Nasır’ın isteği üzerine Rusya isteyip de bulamadığı fırsata kavuşur, bu devletlere askeri ve ekonomik yardım yapma kararı alır. Arap liderlerinden gelen bu davet aslında Ortadoğu’yu Rusların gücüne açmak anlamına da gelmişti, çünkü Batının bölgedeki gücünü bir şekilde Rusya’nın gücüyle dengelenmek istiyorlardı. 50 yıl önce Osmanlı’ya karşı “sözde milliyetçilik” duygularıyla batıya teşne olurken yaptıkları hatayı, başka bir hatayla kapatmaya çalışıyorlardı oysaki. Rusya, jeopolitik kurmacada önemli aktör olan Rusya, güneyden gelebilecek herhangi bir stratejik tehlikeyi azaltmak ve kendi güvenliğini sağlamak istediği için eşsiz hazineyi bulmuştu.

Brejnev döneminde Sovyetler’in Arap ülkeleriyle dostlukları iyice ilerledi. Öyle ki; “Altı Gün Savaşlarının” devam ettiği sırada Sovyetler’in Mısır ve Suriye’ye yanlış istihbarat sağlaması dahi iki taraf arasındaki ilişkileri bozmadı. Çünkü Mısır ve Suriye’nin Rusya’dan başka bir ülkeden yardım alabilme imkânları yoktu. Batı ise tamamıyla İsrail’den yana bir tavır içerisindeydi ve İsrail aleyhine hareket etmek istemezlerdi. Nasır’ın ölümünden sonra, Rusya nüfuzunu Suriye üzerinde sürdürdü. Böylece Rusya bölgedeki ilişkilerini daha çok Suriye odaklı geliştirilmeye çalıştı.

Suriye, Rusya’nın 1979’daki Afganistan işgalinde bile Sovyetler tarafında yer almayı tercih etti. Soğuk Savaş’ın getirdiği güvenlik ikilemindeki silahlanma yarışında ekonomik dar boğazlar ve altından kalkılamayacak savaşlar, cepheler Rusya’yı Ortadoğu bölgesinde zayıf düşürmüş, 1982’de Suriye, İsrail’in Lübnan’ı işgali karşısında Sovyetlerden istediği desteği de bulamamıştır.

Mihail Gorbaçov’un dış politika yaklaşımı halihazırda Batının Ortadoğu’da ciddi bir Sovyet gücü ile karşılaşma olasılığını da azaltmıştır. Arap-İsrail çekişmesi aslında Gorbaçov’un sessizliğiyle dengeden çıkmıştır savını ileri sürebilir miyiz tarih ve açılacak arşivler gösterecektir gelecekte. Ayrıca Gorbaçov’un dış politika anlayışı 1990 Körfez Savaşı esnasında da görülmüştür ve bölgeye dahli olmamıştır.

ASIL KIRILMA NEREDE?

Asıl kırılma ise Rusya, Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi yönündeki Birleşmiş Milletlerin kararını onaylaması ve bir anlamda Amerika’nın gücüne ram olmasıyla yaşanmıştır. Bu geri adım veya güçten taviz verme Rusya’nın Ortadoğu’daki “dostluklarını” bitirmiştir. Sonrası hepimizin malumu çöküş ve parçalanma. Ardından tek kutuplu ABD hakimiyeti... Günümüz Rusya’sı buna karşı ataklarla ön plana çıkıyor, belki de geçmiş coğrafyasındaki hükmetme gücünü özlüyor. ABD menşeli pulluklarla sürülen Ortadoğu tarlasına İran vasıtasıyla Şii Hilali bölgesinde tohum atmaya çalışıyor.

Günümüz Putin yönetimi Suriye’de varlık göstermeye çalışıyor, en azından buradan bakınca ben öyle görüyorum. İsrail istediği zaman hava sahasını Rusya’nın uluslararası hukuk kapsamında kontrol ettiği Suriye’de ister ihlal ederek, ister uzaktan füzelerle her türlü harekatı yapıp, vurabiliyor. İsrail bunu ABD şemsiyesi altında yapıyor, Rusya ise sessiz. Sahiden S400 sadece Mercedes marka araba için bir model mi diye sormadan edemiyorum kendime...

Kendi penceremden hilal dikotomisini böyle yorumluyorum. Herkesçe sorulan “Rusya neden bugün İsrail’in (aslında ABD’nin) bölgede yaptıklarına ses çıkaramıyor” sorusuna cevapta verebiliyorum. Ezcümle ile gücü yetmiyor. Buz gibi gerçek budur. Kimsenin ne çevreleme stratejisi, ne enerjipolitiği ne teopolitiği ölen bir çocuk kadar etmez. Hepimizin kahrolduğu budur aslında. 30 yıl önce Hocalı’da Rusya şemsiyesi altında Ermeniler ne yaptıysa, bugün de ABD şemsiyesi altında İsrail onu yapıyor. İkinci buz gibi bir gerçekte tüm bu şemsiyelerin aslında aynı rengin farklı tonlarda oluşudur.

Gelelim hilallere. Benim bildiğim tek hilal, şanlı Türk Bayrağı’ndaki hilaldir. Dalgalandığı yerde ne gam ne tasa vardır. Soykırımdan 30 yıl sonra Hocalı’da tekrar dalgalanmış olması bize bir 30 yıl sonra başkaca soykırıma maruz kalmışların umudu olabileceğini çağrıştırmaktadır. Nasip...

Güç sarhoşlarının unuttuğu gerçeği hatırlatayım son olarak. Soykırımın acımasız jeopolitiğini inşa eden güvensiz uluslararası sistem ve aktörleri, doğmamış nesiller üzerinde bile olumsuz etkiler yaratıyor. Mevcut adaletsiz sistemin içinde yetişen nesillerden adalet beklemekte ne yazık ki mümkün olmayacaktır.”