Mahkemeler kararlarını Türk Milleti adına verirler. Davacılar, davalılar, avukatlar, şahitler dinlenir, varsa bilirkişi raporları değerlendirilir ve sonunda “Türk Milleti Adına” hitabının ardından karar açıklanarak kayda geçirilir. Yargıçlık böylesine hassas ve şerefli bir meslektir. Dolayısı ile sorumluluğu, vebali büyüktür. Kısacası verilen karar artık mahkeme heyetinin ya da hâkimin değil, Türk Milleti’nindir artık.

Türlü türlü suç, bin bir türlü kusur ve bunlara göre düzenlenmiş kanunlar var. Hâkimler suçlara ve kanunlardaki karşılığına göre ince eleyip, sık dokuyarak hiçbir tesir altında kalmadan karar vermek zorundadırlar. Değilse Türk Milleti’nin sorumluluk yükünün altında ezilirler, Allah indinde görüleceğine inandığımız asıl ve nihai cezadan ise asla kurtulamazlar.

Son günlerde Danıştay enteresan bir karar vererek 1933’ten 2013’e kadar ilkokullarımızda okuna gelen Andımız’ın okunmamasına karar verdi. Andımız, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başladığı için Türk Milleti adına bunları söylemenin nasıl yasaklanabileceğini ve hâkimlerin böyle bir kararın altına nasıl imza atabildiklerini anlamak mümkün değil.

Geriye doğru bir ufuk turu yaparak bu duruma nasıl gelindiğini hatırlamakta fayda var.

AKP iktidarının başlattığı Çözüm Süreci saçmalığının bir sonucu olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2013 yılında çıkardığı Yönetmelikle, 1933'ten beri ilköğretim kurumlarında okunan Öğrenci Andı kaldırılmış, Türk Eğitim-Sen bunun üzerine Danıştay'da dava açmıştı. Danıştay 8. Dairesi konuyu görüştükten sonra 2018 yılında andımızı kaldıran Yönetmeliği oy çokluğu ile iptal edince Milli Eğitim Bakanlığı duruma itiraz ederek kararı temyiz etti.

Karara itiraz eden Milli Eğitim Bakanlığı, Temyiz Dilekçesinde skandal ve skandal olduğu kadar da cahilane ifadelere yer vermiş, ben de Ekim ve Kasım 2018 tarihlerinde habererk.com’da yayınlayıp Vatan Mahzun Ben Mahzun isimli kitabıma da aldığım yazılarda konuyu ele almıştım. İşte, Milli Eğitim Bakanlığı’nın itiraz dilekçesinde yer alan ve adeta Türklüğü küçülten ifadeler:

“Türkler kendi çağdaşı unsurlara göre ulus bilincine en geç ulaşan topluluktur. Türkiye Cumhuriyet’ini kuran kadro zaten gecikmiş olan süreci hızlandırmak için yoğun çaba harcamıştır. Özellikle 30’lu yıllarda benimsenen politika, artık toprak bütünlüğünü garanti altına alan bir ülkenin milli bütünlüğünü de sağlamasıydı. Öğrenci Andı da bu amaçla benimsenmiş ve ilkokullarda okutulmaya başlanmıştır. Ulus bilincine geç ulaşan bir toplumda bu çeşit sembol ve ritüellerin kullanılarak, ortak bir milli kimlik inşa edilmeye çalışılması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak 2023 yılında yüzüncü yılını dolduracak olan Türkiye Cumhuriyeti’nde toplumun zaten bir milli kimlik kazanmış olduğunu kabul etmek gerekir. Yani Öğrenci Andı işlevselliğini yitirmiştir. Hal böyleyken 21. yüzyıl Türkiye’sinde 30’lu yılların ritüellerini benimsemek anakronik (çağdışı) bir yaklaşım olacaktır."

Ben sözünü ettiğim yazılarda -kendimce- Bakanlığa şu ifadelerle ders vermiştim:

“Ey Milli Eğitim Bakanlığı!

Koskoca Bakanlık’ta Türk tarih ve kültürünü bilen bir yetkili yok mu? “Türk ulusal kimliği tarih sahnesine çok geç çıkmış” öyle mi? Yazıklar olsun… Öyleyse hatırlatalım: “Ben Türk Bilge Kağan… Ey Türk Milleti! Üstte gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim yok edebilir?”

Ah Kağanım ah! Nereden bilecektin bin kusur sene sonra milletimizin başına böyle bir iş geleceğini… Anlaşılan, Bakanlık’ta Atsız’ın şu mısralarını bilen de yok: “…Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı,/Biz Turfan’ı yarattık uyku uyurken Batı!” Dahasını yazmaya gerek yok; çünkü onlar Kürşad’ı da bilmezler, Çin’e set çektiren Mete Han’ı da… Yazıklar olsun, yazıklar olsun!”

Evet, yazıklar olsun. Hem de Milli Eğitim Bakanlığı, hem de Türk tarih ve kültürünü en iyi bilmesi, bilmekle de kalmayıp öğretmesi gereken bir kurum bu açıklamayı yapıyor. Kestirmeden ve lafı dolandırmadan söyleyeyim ki, işte yalnızca bu kapkara cehalet kokan açıklama bile Andımızın ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor…” (Habererk.com /Ekim 2018, Osman Oktay, Vatan Mahzun Ben Mahzun, Sayfa 58, Osman Oktay, Mahzunluk Bitecek mi? Sayfa 61))

Evet… Andımız işte böylesine gerekli idi ama Türkiye’de anlaşılmaz işler oluyor, çocuklarımıza milli şuurun verilmesi adeta engelleniyordu. 13 Kasım 2018 günü yapılan siyasi parti grup toplantılarında muhalefet tarafından ve özellikle MHP ve İYİ Parti Genel Başkanlarınca sert eleştiriler yapılınca Milli Eğitim Bakanı ilgili bürokratları görevden aldığını açıkladı, Ak Parti sözcüsü de “Eleştirilerin haklı olduğunu, ek dilekçe verilerek tartışmalara konu olan yanlışların giderileceğini” söyledi. Yani geri dönüş yok da, kör kör parmağım gözüne misali esasta değil de şecaat arz ederken yaptıkları hataları yumuşatarak yanlışa ve inada devam edeceklerdi. Nitekim hemen bütün beyanatlarında Türklüğe, Türk milliyetçiliğine, Atatürk’e hakaretler eden ve yandaşlık avantajını kullanarak Türkiye Kamu Sen’e karşı sayısal üstünlük sağlayan Memur Sen başkanı da “Bu kararı tanımayacaklarını” açıklamış, sendikasına bağlı Eğitim Bir-Sen şubeleri geniş katılımlı olmasa da protesto gösterileri düzenlemişlerdi.

Temyiz üzerine dosya Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na geldi. Kurul, aradan iki yılı aşkın bir zaman geçtikten ve Kurul üyeleri arasında “Gerekli görülen” atamalar yapıldıktan sonra nihai kararı verdi. Buna göre MEB'in itirazını oyçokluğuyla kabul edilerek, Danıştay 8. Dairesi'nin ilgili Yönetmeliği iptal eden kararı kaldırıldı. Bu karar uyarınca artık okullarda Andımız okunmayacak!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bahse konu olan Yönetmeliği, “Açılım Süreci” saçmalığının bir sonucu olarak çıkarılmış ve o “Süreç” bir işe yaramamıştı. Şimdi şöyle ya da böyle bir “Seçim Süreci”ne girildiği sırada Danıştay’dan çıkan karar akıllara yeni bir “Açılım Süreci mi başlatılıyor” sorusunu getiriyor.

2013 yılında çıkarılan Yönetmelik’le Andımız’ın okunması yasaklanınca Manisa’da yaptığı seçim konuşmasında, “Öğrenci Andı’nı evinin önünde okutmazsam namerdim” diyerek o dönemin Başbakanı Erdoğan’a gönderme yapan MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin tutumu merak ediliyordu. Nitekim yazılı bir açıklama yaparak kararı protesto etti ve “Pimi çekilmiş bir bombanın ortaya konduğunu” ifade etti.

Şimdiye kadar AKP iktidarına kayıtsız şartsız destek veren Sayın Bahçeli ve MHP bu konunun takipçisi olmalı, o “Pimi çekilmiş bomba”nın patlamasına izin verilmemelidir.

Milli Eğitim Bakanlığı Yönetmeliği’nin iptali için dava açan ve Danıştay 8. Dairesi’nin iptal kararı almasını sağlayan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Sayın Talip Geylan da, “Alınan bu son kararın düzeltilmesi için girişimde bulunacaklarını, aksi bir durumda ise Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaklarını” açıkladı.

Ortada gerçekten de tuhaf bir durum var. Türk Milleti adına karar veren Danıştay, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayıp “Yasam, büyüklerimi saymak, küçüklerimi korumak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir” diye devam eden Öğrenci Andı’nın okutulmasını yine “Türk Milleti Adına” yasaklıyor! Olacak iş değil ve herhalde “Dış güçler”, “Emperyalist Devletler” zil takıp oynuyorlardır. Onların yapamadığını kendi kurumlarımız eliyle yapmak gerçekten de çok tuhaf değil mi?

Bu durumda Türk Milleti haşa, “Ben Türk değilim, doğruluk nedir bilmem, çalışkan da değilim, büyüklerimi saymam, küçüklerimi korumam, yurdumu milletimi de hiç sevmem” mi demek istiyor? Türk Milleti böyle bir şey demeyeceğine göre Danıştay’ın bunu dedirtme hakkı ve salahiyeti var mı?

Bu yazı hazırlanırken Gerekçeli Karar henüz açıklanmamıştı. Bu durumun nasıl gerekçelendirileceğini gerçekten merak ediyorum. Bu konudaki genel kanaat, Türklüğün milletimizin aidiyeti olarak değil de bir ırki unsur olarak görülüyor olması. Eğer öyle ise karara imza atanlar ve böyle bir kararın çıkmasını isteyenler Ne Mutlu Türküm Diyene hitabının ne anlama geldiğini anlayamamış demektir ki affedilmez bir garabet ve büyük bir cehalet örneğidir. Onun için inadına haykırmaya devam edeceğiz, etmeliyiz:

Ne Mutlu Türküm Diyene!