Ülkemizde çok partili dönem, 1945 yılında CHP dışında, ikinci bir parti olan Nuri Demirağ’ın kurduğu Milli Kalkınma Partisi (MKP) liderliğinde, 1946 yılındaki seçimlere çok partili sisteme gidilmesiyle başlamıştır. Ülkemizin çok partili sistemi, 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası, 1980 darbesi ve 15 Temmuz 2016 tarihinde, adlarına kendilerince Yurtta Sulh Konseyi diye adlandırılan bir senaryo gereği, günümüzde kullanılan ismiyle FETÖ darbesiyle Türkiye’de yönetim değiştirilmiş, başkanlık denen, demokrasiden uzak, güçler ayrılığını yok eden, anti demokratik bir ucube sisteme geçilmiştir. Yapılan askeri müdahalelere halkın cevabı hep demokrasiden yana olmuş, darbe eğilimli görüşler seçimlerde hizmete uğratılmıştır.

Çok partili sistem sonrası yapılan bu müdahaleler, siyaset sahnesine yeni liderlerin, bu liderlerle birlikte yeni ideolojik “doktriner” partilerin ve merkez sağ tabir edilen kitle partilerinin sahneye çıkmasına sebep olmuştur.     

Kitle partileri, liderlerin varlığı ile özdeşleşen partilerdir. Kitle partisinin, liderinin herhangi bir sebeple partinin başından ayrılması ile o partinin siyasi hayatı da son bulmaktadır. İktidara gelmiş, liderlerinin ayrılmasıyla siyasette ömrünü tamamlamış partilere örnek olarak ANAP, Adalet Partisi, Demokrat Parti söylenebilir. Çeyrek asırdır iktidarda bulunan AK Parti de, her ne kadar ideolojik temelli bir parti olarak bilinse de, belli bir ideolojinin partisi olarak görünse de, sosyolojik olarak incelendiğinde bir kitle partisi özelliğini taşıdığı görülecektir.

AK Parti seçmeni, kitle partilerinde olduğu gibi, partinin ideolojisinden ziyade liderine oy verdiği görülmektedir. Sadece bu özelliği itibariyle de olsa bir kitle partisidir. AK Parti’nin geleceği de bahse konu olan kitle partilerden farklı olmayacak, liderinin herhangi bir sebeple siyasetten ayrılmasıyla AK Parti diye bir parti kalmayacaktır. Çünkü kitle partilerinin seçmenleri, ideolojiye değil, lidere oy veren seçmenlerdir.    

Ülkücü dünya görüşü, milli görüş gibi akımlar, bu müdahaleler sonrasında Türk siyasetinde partileşmiştir. Her iki ideolojinin doğuşunun da Osmanlı’nın son dönemlerine uzandığını görüyoruz. Ülkücü ideolojik dünya görüşünün, Atatürk döneminde iktidarın hâkim fikri haline geldiğini, dış politikasında Türkçülük akımlarında rahatlıkla görülmektedir. Ülkücü ideolojinin temel dayanağı olan 9 Işık doktrini diye izah edilen hâkim görüş, CHP’nin altı okundan çok da farklı değildir.       CHP’nin Atatürk’ten sonra Türk Milliyetçiliği çizgisinden ayrılmasıyla, ortanın solu, demokratik sol, sosyal demokrasi fikrine kayması, zaman zaman sosyalist ve komünist ideolojiye kapı aralaması, bu fikri akımının mensuplarını koruyup kollaması, bu fikrin sahiplerini bünyesinde barındırması, bölücü terör örgütünün siyasi temsilcilerinin meclise girmesini sağlaması, zaman zaman bölücü olarak bilinen kimselere parti yönetimlerinde yer vermesi, “CHP fabrika ayarlarına dönmeli” diye ifade edilen, Atatürkçülük dediğimiz Türk Milliyetçiliği çizgisinden uzaklaşması, 9 Işık doktrini diye siyasette ifadesini bulan, zamanla bu düşünce akımının siyasi temsilcisi olan MHP’nin kurulmasına zemin hazırlamıştır. Atatürk sonrası CHP’nin “fabrika ayarlarından” Türk Milliyetçiliği dediğimiz Atatürk düşünce sisteminden uzaklaşması, CHP’yi 70 yıldır iktidardan da uzak tutmuştur.        

Ülkücü ideolojinin de milli görüşün de kökü, Ziya Gökalp’in “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye ifade ettiği fikre dayanmaktadır. Seçmen, gerek ülkücü ideolojinin siyasetteki temsilcisi MHP’yi, gerekse milli görüşün temsilcisi Refah Partisi’ni iktidarda görmek istemiş, siyasi partilerin en fazla oyuna sahip partiler haline getirmiştir. Her iki partinin de yönetimlerindeki zafiyet, yanlış politikalar, liderlerin yanlış tutum ve davranışları, tabanın sesine kulak tıkayan, tabandan uzak aldıkları kararlar, bu partileri meclis dışında bırakmıştır.

İdeolojik partiler, zaman zaman meclis dışı kalsa da siyasi hayatlarını devam ettirirler. İdeolojik partilerin, liderlerinin ayrılması veya değişmesi, bu partilerin siyasi geleceğini kitle partilerinde olduğu gibi pek etkilemez. Ülkemizde CHP, MHP ve Refah Partisi’ni buna örnek gösterebiliriz. İdeoloji partileri, zaman zaman meclis dışında kalsa da siyasi hayatlarını bir şekilde sürdürmüşlerdir.

Çok partili dönemdeki müdahaleler sonrası ve kurulup iktidara gelen kitle partisi olarak tabir edilen merkez sağ partiler ise Menderes’in Demokrat Partisi (DP), Demirel’in Adalet Partisi (AP), Özal’ın Anavatan Partisi (ANAP), Erdoğan’ın AK Parti’si (AKP) sayılabilir. Merkez sağ partilerin doğuşuna baktığımızda, her birinin doğuşu muhalefetteki siyasi boşluğu doldurmak için kurulduğu, halkın mevcutlardan umudu kesip veya darbe yönetimlerine karşı bir isyan niteliği taşıdıklarını görmekteyiz. Bu partiler, kitle partisi oluşu sebebiyle ömürleri liderlerinin varlığına bağlıdır. Liderlerin ayrılmasıyla bu partiler de siyaset sahnesinden ayrılmak zorunda kalırlar. Onun için siyaset biliminde kitle partileri, lider partileri olarak da adlandırılırlar.

LİDERLERİ ŞARTLAR DOĞURUR

Şartlar oluşmadan doğacak olan lider de, partiler de ölü doğar. Ya da ömürleri çok kısa olur. Siyasi mezarlıklar bu parti ve kurucuları ile doludur. G.M.K. Atatürk’ün hayatını incelediğimizde, Atatürk’ü doğuran şartlardır. Onu Atatürk yapan ise onun engin bilgi birikimi, tecrübeleri ve liderlik özelliğidir.

Siyaset boşluk götürmez. Yer yüzünde boşalan bir yeri nasıl hava doldurursa, siyasette de boşalan yeri yeni partiler, yeni liderler doldurmaktadır. Günümüzde Türk seçmeninin kahir ekseriyeti yeni bir parti, yeni bir lider arayışındadır. Bu kahir ekseriyeti gönül rahatlığı ile oy verebileceği parti görülmemektedir. Oy verdikleri partilerden ise hiç de memnun olmadıkları görülmektedir. 22 yıllık iktidarda metal yorgunluğu var. Muhalefette ise bir boşluk. Bu boşluğu dolduracak yeni bir merkez sağ parti ve toplum tarafından kabul görecek lidere ihtiyaç duyulmaktadır. İYİ Parti’nin kuruluşunda bu boşluğu dolduracağı, bu ihtiyacı giderebileceği düşüncesi seçmen tarafından kabul görmüştü. Kurucularına ve partiye katılımlara baktığımızda birikimli yeni yüzler olduğunu görmekteyiz.

İYİ Parti kuruluşunda bir yandan ülkücü ideolojiyi temsil ettiğini, bir yandan merkez sağ parti olacağını, bir yandan da en önemlisi Türk Milliyetçiliği çizgisinde, toplumu Atatürk ortak paydasında toplamayı amaçladıklarını görülmüştür.

Ali Açık

Siyaset Bilimi Uzmanı

NOT: İYİ Parti analizimi gelecek yazımda yayınlayacağım