İnsanın insanla ilk hesaplaşması, ilk kin, ilk haset, ilk nefret, ilk kan Adem’in oğullarından Habil’le Kabil arasında yaşanmıştır. Şöyle… bir gün babaları Hz Adem, oğullarını yanına çağırıp dedi ki; “oğullarım, bunları size veren Allah’a şükretmelisiniz. Hadi, şimdi hayvanlarınızdan ve meyvelerinizden birer hediye seçin.”

Habil en güzel koyunlarından bir tanesini aldı, Allah için kurban edip babasına getirdi. Kabil’de gitti en kötü, en çürük meyveleri seçti ve bunları bir sepete doldurup getirdi. Allah, Habil’in hediyesini kabul etti. Çünkü Habil en sevdiği şeylerden bir tane getirmişti.

Bu olay Kabil’in içinde büyük bir kine ve kıskançlığa sebep oldu. Kardeşine gitti ve şöyle dedi; “Ben seni öldüreceğim!” Habil’de ona şu cevabı verdi; “Ben Allah’tan korkarım. Sen bana elini kaldırırsan ben sana elimi kaldırmam.” En sonunda Kabil kardeşi Habil’i öldürdü.

Ama sonra çok büyük bir pişmanlık yaşadı. Kardeşinin cesedinin başında durup, onu ne yapacağını düşünürken, bir karga gördü. Karga, yanında ölü bir karga ile beraber gelmişti. Karga, gagasıyla yeri eşeledi ve ölü kargayı gömdü.

Kabil’de böylece, kardeşi Habil’i gömmeyi akıl etti.

Kabil’in işlediği bu cinayet, yeryüzünde işlenen ilk cinayetti. Kabil de ilk katil prototipi idi. Böyle kötü bir olayı başlattığı için, Kabil’den kıyamete kadar geçecek olan tüm zamanlar da işlenen her cinayetten bir pay, bir günah payı da Kabil’e yazılır.

Bu bağlamda “Kabil”, geçmişten geleceğe kalbi kin, nefret, haset, kıskançlık, riyakârlık dolu tüm insanların rol modeli, önderi ve kötülük atasıdır.

Bu münasebetle Kabil, Adana’nın Kabil’lerinin 1 nci rol modelidir.

"Bütün değerlerin, değersizliklerle yer değiştirdiği, normatif ahlaki paradigmaların yerini ahlaksızlık çukuruna terk ettiği, makam ve mevkilerin, varlık ve nüfuzun kutsandığı, insandan put yapılıp tapıldığı, rüveybida’nın (toplumun en sefih adamları, zübük’ler) baş tacı edildiği, kıskançlığın, hasedin, nefretin, çıkar ve menfaat ilişkilerinin, ikiyüzlülük, riyakarlık ve dalkavukluğun ululandığı, prim yaptığı, ödüllendirildiği bu münasebetle de tuzun da koktuğu YOZLAŞMIŞ, KOKUŞMUŞ, ÇÜRÜMÜŞ, DEJENERE olmuş bir kent de ADANA’ da yaşıyoruz."

İşte bu yüzden, tam da bu yüzden yani “Tuz’un da Kokması” münasebetiyle… bu kent de ADANA’ da “Ayaklar Baş, Başlar İse Ayak Olmuş.”

Değerler skalası ve ahlaki normlar çürüdüğünde, yozlaştığında, dejenere olduğunda, rol modeli Kabil olan Kabil Ruhlular, Habil Ruhluları kıskanmaya, bir kaşık suda boğacak kadar nefret etmeye, insandan ve dünya metaından putlar yapıp tapmaya, heva’sını ilah edinmeye başlar.

Adana’nın Kabil’lerine Sesleniyoruz…

Dünyaya dervişane, zahidane ve tenezzülsüz bakan Gönül Mektebinin Adam Gibi Adamlarını Kıskanmayın. Onlar dünyaya sizin baktığınız uşaklık, zübüklük, azat kabul etmez kölelik penceresinden bakmaz.

Siz dünyaya para, pul, çıkar, menfaat, nema, mama, rant kısaca harama dair ne varsa o değersizlikler üzerinden bakarsınız, onlar (günümüz Habil’leri) Habil’in ruh ikliminden beslenen Gönül Mektebinin Ömer’leri, Ebuzer’leri, Yunus'ları, Mevlana'ları ve Hacı Bektaş Veli'leri gibi dünyaya tenezzülsüz, zahidane ve peygamberi bakarlar.

Siz Kabil Ruhlar… dünyaya makam, mevki, şan, şöhret üzerinden bakarsınız, Habil Ruhlar ise... dünyaya Yunus gibi, Mevlana gibi, Hacı Bektaş Veli gibi hasbi bir kalple, GÖNÜL GÖZÜNÜN DERİNLİĞİYLE bakarlar.

Sizin bakışlarınızın öznesinde makam, mevki, para, pul, nema, mama, rant ve nüfuz edinme gibi dünyanın geçici heves ve haramları vardır, onların bakışlarının öznesin de Allah’ın rızasını kazanmak ve insanların ebedi kurtuluşuna vesile olmak vardır.

Siz benim malım, benim mülküm, benim makam, mevki ve koltuğum der dünyaya dört elle sarılıp Allah’ın unuttuğu kimseler gibisiniz.

Onlar ise... tüm dünyanın maddi zenginliklerinin sahibi olsalar… “MÜLKÜN TEK VE EŞSİZ SAHİBİ RABBİ TEALA HAZRETLERİDİR” diyerek bolca infak eden, sırat-ı müstakim üzere yürüyen Allah’ın kendilerinden her daim razı olduğu Gönül Mektebinin Hacı Bektaş Canları gibidirler.

Bu bağlam da genel de bu toplum ve bu ülke yani Türkiye, özelde de bu kent yani Adana… erdemli, faziletli, kişilikli, dürüst, nitelikli, kabiliyetli, becerikli, yürekli, şecaatli, vakur, çıkar ve menfaat hesaplarından azade dünyaya tenezzülsüz bakan, yüreği Allah ve insan sevgisi ile dolu olan donanımlı adam gibi adamları sevmiyor.

İşte bu ülkenin, Türkiye’nin ve bu kentin, Adana’nın… dürüst, erdemli, iyi eğitim almış donanımlı, kabiliyetli, çıkar ve menfaat ilişkilerini elinin tersiyle iten, dünyaya tenezzülsüz bakan adam gibi adamlara ödettiği acı bir bedeldir.

İşte, tuzun da koktuğu toplumların hali pür melali bu şekildedir. Bu ve benzer toplumlar da nitelikli, donanımlı, dünyaya tenezzülsüz bakan erdemli insanların yeri, Yusuf (Yusuf peygamber) gibi kuyunun dibidir. Kifayetsiz muhteris “ayakların” yeri ise her kademede toplumun “başı”dır.

Adana’nın Yunus gönüllü, Hacı Bektaş gönüllü Habillerinin ajandalarında ya da yüreklerinde veya beyin kıvrımlarının hiçbir bölgesinde kötülüğe, çirkinliğe, KISKANÇLIĞA, HASEDE, KİNE, çıkara, menfaate, paraya, pula, makam ve mevki ye asla yer yoktur.

Onların yaşam öznesinde... Allah’ın rızası kazanmak, infak etmek ve insanların ebedi kurtuluşuna, saadetine vesile olmak vardır.

Türk-İslam düşünce hayatında oldukça önemli bir yer tutan Farabi'nin... "Erdemli Şehir" adlı eserinde ideal bir toplum ütopyası vardır buna “Medînet-il-fâzıla” denilmiştir. “Medînet-il-fâzıla”, Türkçeye “Faziletli Toplum”, “Fâzıl Şehir”, “Erdemli Şehir” olarak çevrilmiştir.

Fârâbî, "Medinet'ül Fâzıla" (Erdemli Şehir) adlı esrinde böyle ütopik bir devlet tasarlamıştır. Ona göre, insanlar yardımlaşarak bir arada yaşamalıdır. Sağlıklı bir organizmada bütün organlar nasıl uyumlu bir şekilde çalışıyorsa, toplum da böyle olmalıdır. Kötü insanlar toplumdan çıkarılmalıdır.

Erdemli şehirde gerçeklikler, doğruluklar, iyilik ve güzellikler birleşirler. Bunu sağlayan bu şehrin yöneticisidir. Yönetici, peygamber ile filozofun erdemlerini kendinde toplayan kişidir ve bu özeliklerini topluma yayarak devleti yönetir. Bireylerin de yöneticinin bilgilerine katılmasıyla mutlu bir şehir doğar.

Ne dersiniz... FARABİ'NİN "ERDEMLİ ŞEHİR"İ VE "TUZU DA KOKUTAN ERDEMSİZ ŞEHİR ADANA" arasında mikro düzey de bile olsa bir benzerlik bir örtüşme ya da sahih bir yakınlık görebiliyor musunuz..?