Başkent Ankara’da bile elektrik şebekeleri yetersizken, İstanbul’a kanal açmak haramdır!

Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara’da, Kızılay’a yaklaşık 20, Ulus’a 18 kilometre mesafede, Ankara’nın en büyük ilçesi durumunda olan Keçiören’e bağlı Bağlum’da oturuyorum. Yani Ankara’nın göbeğinde sayılırız. Bağlum’un bitmez tükenmez çilesi vardır. Belediyeler ve merkezi yönetim daha çok Batı’ya ve zengin mahallelerine yatırım yaptıkları için özelleştirilen kurum ve kuruluşlar da aynı yolu takip ederler. Gariban Bağlum halkı da zaten kaderine razı olduğu için kendilerini “oy deposu” olarak görenleri mahcup etmezler ve mağduriyetleri arttıkça oylarını da arttırırlar. Bugüne kadar hep böyle oldu da bundan sonra ne olur bilemem.

Yollarımız perişandır. Parselciliği ile meşhur Gökçek döneminde yapılan usulsüzlükleri kendisine yazmış, devrin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletmiş, o zaman henüz havuz medyasına girmemiş olan Milliyet Gazetesi’nin Ankara ekinde de yapılan haksızlıkları resimli olarak yayınlatmıştım. Kanserojen olduğu belgelenen asbestli borulardan oluşan içme suyu şebekesini değiştirtmek, doğalgaz ve kanalizasyon şebekelerinin adil dağıtımı için verdiğim mücadele, yaptığım yazışmalar dillere destandır.

Gökçek döneminde yap-boza döndürülen imar çalışmaları tamamlanmış olmasına, Keçiören’deki Belediye hizmetleri yine AKP’nin elinde olmasına rağmen imara göre yollar halen açılmamış, tahminime göre Ankara’nın en uzun sokağı olup kendisine en az 20 – 30 sokak ve cadde bağlantısı bulunan Ulugüney Sokağı bir türlü asfaltlanmamış, delik deşiklikten kurtarılmamıştır.

Kamu kuruluşları böyle davranınca mesela 2009 yılından beri Elektrik işlerini almış olan ve Enerji Sa isimli Sabancı grubuna bağlı olan Başkent Edaş yıllardan beri yaptığımız başvurulara rağmen doğru dürüst altyapı çalışması yapmamış, yetersiz kalan trafoları besleyip ihtiyaç duyulan yerlere yenilerini koymamıştır. Dolayısıyla, memlekete yaptığı büyük hizmetlerden ve mütevazı kişiliğinden dolayı büyük hayranlık duyduğum Sakıp Sabancı’nın kemikleri sızlamakta, öyle inanıyorum ki mirasyedilerinin bu vurdumduymazlıklarından dolayı mezarında dört dönmektedir!

Teferruatı uzun ama en son 21 Mayıs 2021 günü yaşadığımız sıkıntı bardağı taşıran son damla oldu. Sabah 09.00 sıralarında kesilen elektriğimiz ancak 9 saat sonra verildi. Yazışmalarımız, aramalarımız kar etmedi. 11 – 12 yıldır zaten benzer sıkıntıları yaşıyor ve her gün olmasa da en az gün aşırı 186 ile ya da mail adresleri ile muhatap oluyor, bazen de İstanbul’daki Genel Müdürlüklerini bile aramak zorunda kalıyorduk ama doğrusu 9 saatlik kesinti buzdolaplarımızın kokuşması, bilgisayarlarımızla telefonlarımızın çalışmaması, kısacası iş yapamadığımız için hayatımızın felç olması demekti. Bu çağda bu çile olacak iş değildi doğrusu ama hani derler ya, “Burası Türkiye” idi ve oluyordu işte!

Şirketin sosyal medya hesapları ile defalarca yazıştım. Orada konu ile hiç alakası olmayan iyiniyetli arkadaşlar iyiniyetli cevaplar yazarak gönlümüzü hoş tutmaya çalıştılar ama yaramıza merhem olmaları mümkün değildi. Adı büyük bir şirket 12 senede doğru dürüst yatırım yapamıyorsa bu işi bırakmalı ya da bıraktırılmalı değil midir? Öyledir ama olmuyor işte!

Bu arada boş durmadım tabii. Almanya’nın büyük şehirlerinde değil ama Keçiören’den küçük ama Bağlum ayarında kasabalarında oturan arkadaşlara şu soruları sordum:

“Burada her gün 9 saat hiç bilgi vermeden ve uyarı yapılmadan elektriklerimiz kesilebiliyor. 1- Almanya’da/Fransa’da böyle bir şey mümkün mü? 2- Diyelim bir sokakta arıza var, onarım sırasında aynı trafodan beslenen bütün sokakların elektriği kesiliyor mu? 3- Kesinti olacağında abonelere önceden bilgi veriliyor mu?”

Almanya’dan iki arkadaşımdan cevap geldi. İşte birinci cevap:

“Hocam, ben 47 yıldır Almanya’dayım. Bu 47 yıl içerisinde kısa aralıklarla ancak iki defa elektriğimizin kesildiğini hatırlıyorum.”

İkinci cevap:

“Osman Ağabey, ben Almanya’ya geleli 41 yıl oldu. Yalnızca bir kere bize uzak bir eyalette yüksek gerilim hatlarında fırtınadan dolayı bizi etkilemeyen bir arıza olduğunu hatırlıyorum. Bir yerde arıza olsa zaten hemen çaresine bakarlar ve mutlaka haber verirler. Su kesintisine de hiç ama hiç rastlamadım.”

Hayran olmamak ve hayıflanmamak elde değil. Ama Fransa’daki arkadaştan gelen cevap beni gerçekten utandırdı. Kendi adıma utanacak bir durum yoktu da ülkem adına, ülkemi yönetenler adına ve hallerine bakmadan nerede özelleştirme varsa koşan şirketler adına utandım. İşte cevap:

“Hocam, Türkiye’yi neden Almanya ve Fransa ile kıyaslıyorsunuz? Bu iki ülkede de elektrikler kesilmez. Kesilecek olsa bile çok önceden bildirilir. Ben Fransa’ya 1975 yılında geldim ve elektriklerimizin kesildiğini hiç hatırlamıyorum.”

Durum bu ve biz bir yandan da Avrupa Birliği’ne girebilmek için can atıyoruz. Onların yıllar önce çözdükleri meselelerin neresinde olduğumuzu bir düşünsek daha iyi değil mi? Bizi AB’ye almayıp ayak sürüyüp durmalarının sebeplerinden biri de bu olabilir mi? Ne dersiniz?

Eminim ki Almanya ve Fransa’daki kardeşlerimizden gelen cevapları okuyunca sizler de utanmış, en azından hayıflanıp hayranlık duymuşsunuzdur.

Yukarıda ifade ettiğim gibi örnekler Paris’ten, Berlin’den değil, kasaba hüviyetindeki yerleşme yerlerinden ve nerede ise 50 yıllık bir geçmişten bugüne haber veriyorlar. Kaldı ki ben dünyayı dolaşan biriyim. Suudi Arabistan’da değişik zamanlarda en az iki ay, Suriye ve Irak’ta savaşlardan önce birer hafta, Ortaasya Türk Cumhuriytlerinin hemen hepsinde birer hafta ve Moğolistan’da on gün kalmışlığım var. Bu ülkelerin hepsi de her bakımdan Türkiyemizden çok ama çok gerideler ama oralarda bir saniye bile elektrik kesintisine, arızasına rastlamadım. Biz ise ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkenti Ankara’da çöl mahrumiyeti yaşıyoruz.

Bu ve benzeri sorunları halledememişken de İstanbul’da Allah vergisi eşi ve benzeri olmayan İstanbul Boğazımız varken fantezi peşinde koşarak işin ta başında “Çılgın Proje” olarak tanıtılan “Kanal İstanbul” isimli bir sevda peşinde koşuluyor. Bir memleketin elektrik ve su şebekeleri tamamlanamamışsa, sağlıklı ve düzenli olarak çalıştırılamıyorsa ve hele de devletimizin Başkentinde bile mahrumiyet yaşanıyorsa Kanal İstanbul ve benzeri projeler, yatırımlar lükstür, israftır, günahtır vesselam.

YORUM EKLE