2019 yılında CHP’nin İstanbul ve Ankara belediye başkanlıklarını kazanmasının ardından “CHP Kazanmadı, AK Parti Kaybetti” başlığıyla bir makale yazmıştım. https://yenidunyagundemi.com/kose-yazilari/chp-kazanmadi-akp-kaybetti-1149.html

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde de aynı düşüncedeyim. Çünkü CHP’nin kazandığı yerlere baktığımızda herhangi bir icraatlarından dolayı kazanmalarına dair en ufak bir işaret bile yok. Çünkü CHP belediyelerinin millete hizmet diye bir dertleri olmadığını hepimiz 5 senedir İstanbul ve Ankara’da yaşayarak gördük.

Peki, buna rağmen CHP bunca belediyeyi nasıl aldı? Oylarını nasıl bu derece artırdı? Ak Parti niye kalelerinde bile kaybetti?

İşte asıl sorulması gereken soru bunlardır.

5 yıl önceki makalemde özet olarak şunları yazmıştım:

“Ülkemizi 17 senedir Ak Parti yönetiyor. 17 senedir gerçekleşen 9 seçimi kazandığına göre demek ki o zamanlar milleti ikna etmişti. Fakat son yıllarda ve özellikle de son mahalli idareler seçiminde Ak Partinin milleti yeterince ikna edemediği ortaya çıktı. Bu sebeple Ankara, İstanbul, Antalya gibi büyük şehirleri kaybetti.

Seçim sonuçlarına bakarak şunu iddia ediyorum:

‘CHP KAZANMADI, AK PARTİ KAYBETTİ.’

31 Mart seçimlerinde aldığı yenilgiyi iyi okuyamayan Ak Parti, 23 Haziran 2019 seçimlerinde 25 yıldır belediyeyi yönettiği İstanbul gibi bir yerde daha büyük bir yenilgi aldı.

Bana göre, Ak Parti, kibrinin, yolsuzluklarının, FETÖ mücadelesini ciddi tutmamanın, aile, eğitim ve sağlıktaki yanlış uygulamaların, Öcalan gibi bir katilden medet ummanın, ekonomik bozulmanın, milletin sesine kulak tıkamanın, yoksulluğun tokadını yedi.

Şimdi bu tokadın muhasebesini yapar mı bilmem? Akif, ‘Tarih tekerrürden ibarettir.’ sözüne itiraz ederek ‘İbret alınsaydı tekerrür mü ederdi?’ diye cevap vermiştir.”

Bunları yazdıktan sonra Ak Partinin kaybetme sebeplerini de o zamanki şartlara göre makalede geniş biçimde açıklamıştım. Bunları merak edenler yukarıda linkini verdiğim makalemi okuyabilirler.

Peki, o günden bugüne değişen bir şey var mı?

Sonuçlara baktığımızda değişen bir şey olmadığını ve Ak Partinin geçmişteki yenilgilerden asla ders çıkarmadığını gördük.

Beş yıl önce millet Ak Partiye sarı kart göstermiş ve durumunu düzeltmezsen kırmızı kartta gösteririm mesajı vermişti. Bir yıl önce yapılan genel seçimlerde milletin Ak Partiyi iktidara taşımasındaki hikmeti ne yazık ki iktidar mensupları anlayamadılar. Milletimiz ülkenin geleceğin için tehlike gördüğünden iktidarın CHP ve ortaklarının eline geçmesini istemedi ve Ak Partiyi tercih etti.

Bu gerçeği göremeyen Ak Parti ne yazık ki kibrinin esiri oldu ve kendisini iktidara taşıyan kesimlere sırt döndü. Aldıkları kararlarla zenginlerin daha zengin, fakirlerin daha fakir olmalarına sebep oldular. Uyguladıkları yanlış ekonomik politikalar sebebiyle piyasaların dengesi bozuldu. Faizler % 8’lerden % 50’lere kadar tırmandı. Akaryakıt ve dövizde de ölçü kaçtı. Hükümetin elinde para kalmayınca emeklilere hakları olanı bile veremedi. Böylelikle Ak Partiyi kaybetmeye götüren zincirin halkaları birbirini takip etti.

Memura enflasyon oranında zam vermesine ve seyyanen zamlarla desteklemesine rağmen aynı şeyi emekliler için yapmaması adaletsizlik doğurdu. Emekliler için ileriye yönelik vaatlerde bulunmaları da inandırıcı gelmeyince 16 milyon emeklinin tepkisi çığ gibi büyüdü.

Hükümetin kendi alacaklarına çok büyük zamlar yaparken emekliyi 10 bin liraya mahkûm etmesi belki de bardağı taşıran son damla oldu. Mesela hükümet araç muayene ücretlerini yüzde iki yüz artırarak 1851 TL’ye yükseltti. 10 dakikalık bir işlem için bu kadar fahiş bir ücretin alınması araç sahiplerinde tepkilerin doğmasına sebep oldu.

“Faiz düşünce enflasyon düşecek” denilerek yapılan dayatmalar tam tersi etki yaptı. Faiz % 50’ye çıktı. Bunun daha önce hırsız diye suçladıkları Mehmet Şimşek ve ekibi eliyle yapılması ise tam anlamıyla tepki çekti.

Akaryakıt fiyatlarındaki fahiş artış hayatın her alanını etkiledi. Mazot 45 TL olunca çiftçi alamaz oldu.

Kamudaki makam araçlarının çokluğu hep dikkat çekti. En küçük bir memurun altında bile makam aracı var. Kamudaki bu israf varken kalkınma olmayacağı açıktır. Bir yandan kasada para yok derken diğer yandan “İtibaren tasarruf olmaz.” denilerek yapılan bu israflar vatandaşı bıktırdı.

Millet bir ekmeğe muhtaç iken ve emekli açlık sınırının kat kat altında inlerken muhalefet tarafından sık sık gündeme getirilen Sarayın çok lüks masrafları da tepki oylarını artırdı.

Seçildiğinde mütevazı olan politikacıların ve üst düzey devlet görevine gelenlerin kısa zamanda Karun gibi zengin hale gelmeleri de milletin gözünden kaçmadı. Yönetimdekiler için yolsuzluğun sıradanlaşması ise tam anlamıyla bir aymazlık örneği oldu.

İktidarın devlete personel alımında yaptığı adaletsizlikler, çift hatta üç dört yerden maaş alan politikacıların varlığı geçim sıkıntısı içinde yüzen millet tarafından kabul görmedi.

Hükümetin FETÖ ile mücadelede işi sadece emniyet ve yargıya bırakması, Ak Partinin bu hususta en ufak bir çalışması ve stratejisi olmayışı da FETÖ ile gerçekten mücadele eden ve oylarını iktidara verenlerde büyük kırgınlık oluşturdu. Cahit Yaycı gibi bir general bile, “Acaba FETÖ ile mücadelede kandırıldık mı?” sorusunu sormak zorunda kaldı.

AK Parti içindeki kripto siyasi FETÖ’cülere ilişilmemesi de kimsenin gözünden kaçmadı. Geçmişinde FETÖ ile alabildiğine irtibatlı olan bazı siyasetçiler ve bürokratların iktidar tarafından önemli görevlere, bakanlıklara, bakan yardımcılıklarına vs. getirilmesi de tepkilere sebep oldu.

Ak Parti kadın haklarını koruma adına yaptığı çalışmalarla da aile kurumuna büyük zarar verdi. İstanbul sözleşmesine önce imza atmasına rağmen sonradan çekildi ama bu arada getirilen kanunlara ilişilmedi. Sonuçta kocasını takmayan kadın, babasını dinlemeyen çocuk, birliği bozulmuş bir aile yapısı ortaya çıktı. Erkekler hanımlarına şiddet uyguluyor bahanesiyle evden uzaklaştırıldı. Hatta erkek kadının beyanı esas alındığından eşine tecavüz etti denilerek hapse atıldı.

Ailelerinin izniyle erken evlilik yaptıkları için mağdur edilen on binlerce ailenin sesi de duyulmadı. Çocuk sahibi olmuş mutlu babalar tecavüz suçlamasıyla cezaevlerine konuldu ve geride kalan hanım ve çocuklar perişan edildi. Gelinen noktada Müslüman ailelerin izniyle evlenen çocukları nikâhlı olarak aile kurunca cezalandırıldı. Fakat işin garip tarafı nikâhsız birliktelikler özgürlük olarak görüldü.

İktidara geldiğinde mazlumun, mağdurun koruyucusu olan ve bunu birçok icraatıyla ispatlayan Erdoğan’ın, yıllar içinde değiştiğine şahit olduk. Sayın Erdoğan etrafını saran yalakalar ve dalkavuklar yüzünden kendisini iktidara taşıyan milleti görmez ve duymaz oldu. Milletin sesini iktidara iletecek insanlar şahsi çıkar peşine düşünce mazlumun sesi iktidar tarafından duyulmadı.

İktidar medyasını elinde tutan goygoycu kesim ise gerçekleri hiçbir zaman Erdoğan’a iletmedi. Ülke birçok sorunla uğraşırken iktidar medyası işi yalanlarla örtmeyi başardı.

Aradan geçen beş sene içinde milletin sorunları dağ gibi yükseldi. Pahalıktık zirve yaptı. Piyasalar üç beş marketçinin insafına terk edildi. Bunlara karşı yapılması gereken denetlemeler yapılmadı ya da yapılsa da sorunu çözecek çapta değildi.

Piyasaların denetlenmemesinde özellikle Tarım Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı içindeki kripto FETÖ’cülerin payı büyüktür. Bilerek piyasaları denetleyecek çalışmalar yapılmadığı için başıboşluk hâkim oldu. İktidar bu alanda muktedir olamadı. Tarım Kredi marketlerle yapılması gereken çözümler ise geçici birer icraat olarak kaldı. Kaldı ki fiyat olarak Tarım Kredi marketleri diğer marketlerden asla geri değildi.

“Eğitim ve sağlığın ticareti olmaz” gerçeği ne yazık ki Ak Parti tarafından görmezden gelindi. Artık sağlık sisteminde hastaneler hastaları, özel okullar da öğrencileri müşteri olarak görmeye başladı.

 Sağlık sisteminde yapılan reformlar yapılan yanlış tercihlerle küreselci çetelerin insafına terk edildi. Şehir hastaneler inşa ediliyor ama insanlar hastanelere düşmesin diye önleyici koruyucu sağlık sistemi görmezden gelindi. Hastanelerde tıkanan randevu sistemine ise çözüm getirilemedi.

Eğitim sistemindeki sistem değişiklikleri bir türlü bitmedi. 22 yıllık iktidarında ona yakın bakan değişti ve her gelen bakan eğitim istemini sil baştan düzeltmeye(!!!) kalktı ve haliyle eğitimdeki millilikte, eğitim de, öğretimde dumura uğradı. Adı milli kendi zavallı bir duruma düştü. Özel okullar furyası ile millet resmen soyuldu ama iktidar bu durumu sadece seyretmedi, bir de teşvik etti.

Yukarıdan beri saydığım sorunlara ciddi çözümler bulunamayınca millet neredeyse isyan eder hale geldi. Son iki senedir emeklilere yapılan haksızlıklar ise gerçekten bardağı taşıran son damla oldu. Emekliyle “Kök maaş” hikâyesi ile adeta dalga geçildi. Gerçek enflasyonun yüzde üç yüzlere vardığı bir dönemde en düşük emekli maaşının 10 bin lira yapılması ve sonradan yapılan açıklamalar emekliyi çileden çıkardı.  

İktidar gelinen noktada kibrinin esiri oldu. Kendisini iktidara taşıyan kesimleri görmeyince o kesimler de iktidarı görmeme kararı aldı. İktidara yapılan bütün ikazlar da dikkate alınmayınca 31 Mart seçimlerindeki sonuç kaçınılmaz oldu. Emekli kışı ayaz yiyerek geçirdi ama bunu asla unutmadı ve 31 Mart seçimlerinde bazısı sandığa gidip rakip partilere oy vererek, kahır ekseriyeti de sandığa gitmeyerek iktidarı yerel seçimlerde cezalandırdı.

Aslında millet Ak Partiye hem 2019’daki yerel seçimler de hem de 31 Mart 2024’teki yerel seçimlerde sadece sarı kart gösterdi. Eğer Ak Parti önümüzdeki 4 sene içinde yaptığı yanlışları görmez ve aynı aymazlıkla davranırsa 2028 seçimlerinde milletten kırmızı kart görür ve sonu ANAP gibi olur.

Unutmayın ki tarihin çöplüğü yüzlerce siyasi partiyle doludur. Umarım Ak Parti bu kez gerçekten yaşananlardan ders alır da AKP’leşmekten kurtulur.